img

İbrahim Ethem Ay

20 Mart 2017 22:01

Erzurum Yazıları: Cemal Paşa'nın Mezarında


Aziziye Tabyalarını; yoksul bir halkın evini, barkını, evladını, yurdunu savunmak için karda kışta yıllarca çalışıp didinerek ördüğü o mübarek duvarları görmeyi, Allah bana da nasip etti, hamd olsun..

Nene Hatun'un türbesini, henüz 20 yaşındayken, düşmanın şehre girdiğini görünce vatanı için göğüs göğüse çarpışmayı göze alan o cennetlik kadının yattığı yeri ziyaret etmeye, o güzel insana mezarı başında dua etmeye imkan buldum..

Yakutiye Medresesi'ni, baştan sona bir abide olan Çifte Minareli Medrese'yi, yüzlerce yıllık ihtişamıyla dimdik ayakta duran Ulu Cami'yi gördükçe duygulandım; her gittiğim yerde daha bir içtenlikle, bu vatan toprağı uğrunda can vermenin ne büyük bir şeref olduğuna daha bir inanarak, millet olmanın şuurunu yalnızca aklımla değil tüm kalbimle de anbean idrak ederek Erzurum sokaklarını adımladım..

Abdurrahman Gazi Türbesinde ellerimi göğe kaldırdım ve bu vatanın selameti için Yüce Yaratıcı'ya en temiz hislerimle yalvardım.

Erzurum'daki meşhur kongre binasını dışardan gördüğüm anda, bu memleketin ne şartlarda kurulduğunu anımsayıp, halimize binlerce kez şükrettim..

Osmanlı'nın son dönemine damga vuran, Enver ve Talat Paşa'yla birlikte, Osmanlı'nın en kudretli paşası olan Cemal Paşa'nın kabrini ziyaret ettim. Sultan Hamid'e başkaldırdıkları için, Birinci Dünya Savaşı'na bu memleketi dahil edip milyonlarca insanımızın vebaline girdikleri için ne zaman kendilerine öfkelensem; her birinin ayrı bir ecnebi memlekette kahpe kurşunlarla şehit oldukları aklıma gelir ve bu öfkemin yerini evvelden bu yana hep bir şefkat duygusu kaplardı; Karskapı Şehitliği'nde Cemal Paşa'nın kabrine yaklaştığım sırada, yağan karın altında tüm bu karışık duygular içinde gözlerimin dolduğunu fark ettim..

Kafkasya dağlarında, düşman topçu birliğinin üstüne elinde kılıcıyla hücum ederken şehit edilen Enver Paşa'ya, Almanya'da bir Ermeni suikastçinin alçak kurşunlarıyla katledilen ve katili (sözde) o dönem müttefikimiz olan Almanya tarafından hiçbir ceza almadan serbest bırakılan Talat Paşa'ya, Gürcistan'da kelle koltukta başka bir mücadeleye atılmışken yine bir Ermeni komitacı tarafından katledilen Cemal Paşa'ya, sırf bu akıbetleri yüzünden bir türlü tam bir öfke haliyle kızamadım, bir türlü onların yaptıklarına içimden geldiği gibi isyan edemedim..

Erzurum’da şehitliğin kapısından girip de Cemal Paşa'nın mezarına yaklaşırken, aşağı yukarı 100 yıl önce onun karşısına çıktığı anda korkudan dizlerinin bağı çözülen insanları düşündüm ve içimi garip bir yokluk hissi doldurdu..

İşte her şey bitmişti..

Devrin o bölgedeki en güçlü paşası, Yemen'in, Halep'in, Şam'ın, Mekke'nin ve Osmanlı askerinin kanıyla sulanmış daha pek çok mübarek şehrinin komutanlığını yapan Cemal Paşa'nın huzuruna çıkıyordum ve paşanın etrafında bir tane koruması yoktu! Artık her şey bitmiş; o kudretli, o büyük yetkilerle donatılmış ve hücum emri verdiği anda yüz binlerce genci ölüme gönderebilen o haşmetli adam, artık birkaç metrekarelik toprağın ve kabrinin üzerini örten kar tabakasının altında, ölümünün üzerinden geçen yaklaşık 100 yılın ardından birkaç çürümüş kemikten ibaret vaziyette yatıyordu..

Allah'ım, bu nasıl bir son böyle? Sen ne kadar büyüksün Allah'ım.. Senin gücün karşısında biz kulların ne kadar aciz, ne kadar da zavallıyız! Dünya'ya hükmediyoruz zanneder, sonra da birkaç metrekare toprağın altında kıyamet gününe kadar öylece yatarız! Allah'ım sen bizim günahlarımızı affet..

Yanımda, sevgili mihmandarım Mustafa Fatih ve onun değerli eşi Merve Hanım vardı. Mustafa bana dönüp "Cemal Paşa'nın da vebali büyük" dedi, haklıydı, başımla onayladım. Ama alçak bir Ermeni kurşunuyla can veren bu Osmanlı paşasına, o dönem yaptığı siyasi tercihler nedeniyle kızmadım, kızamadım.. Artık günahıyla sevabıyla Allah'ın huzurundaydı çünkü.. Bol bol Fatiha okudum, ellerimi yüzüme götürdüm ve göz yaşlarımı yol arkadaşlarıma göstermeden sildim. Cemal Paşa'ya içtenlikle dua ettiğimi gören dostlarıma, olaylara nasıl baktığımı izah ettim ve onların da gözlerinde benimle aynı hüznü paylaşmaya başladıklarını hissettim..

Ah Enver, ah Talat, ah Cemal Paşalar..

Hem büyük bir memleketi parçaladınız, hem de düşmanın hain kurşunlarıyla öyle mazlumane can verdiniz ki; size öfkelenme hakkımızı bile aldınız elimizden..

Ne olurdu sanki bu kadar masumun kanına girmeseydiniz, ne olurdu sanki ordumuzun başına Alman komutanları davet ederek, kınalı kuzularımızı olmayacak bir savaşta analarının, yavuklularının yanından alıp da isimsiz mezar taşlarıyla toprağın altına gömmeseydiniz..

Veya diyelim ki bu vebalin altına girdiniz; ne olurdu sanki, tüm bunların üzerine zevk ve sefa içinde rahat döşeklerinizde ölseydiniz de size karşı öfkemizi haykırabilseydik şimdi gönül rahatlığıyla..

Ah Enver, Ah Talat, Ah Cemal Paşalar..

Sarıkamış'ta donarak, Çanakkale'de top mermisiyle vurularak ve Yemen çöllerinde hainlerin paslı süngüleriyle toprağa düşen çocuklarımızın hesabını belki bu Dünya'da kanınızla, canınızla ödediniz; fakat öbür tarafta bu terazi nasıl tartacak yaptıklarınızı, ah..

Sizler, ne kadar büyük hatalar yapsanız da, bizim her şeye rağmen paşalarımız, komutanlarımız, artık Allah'ın huzuruna varmış devlet büyüklerimizsiniz..

Her şeye rağmen, bu yaptıklarınızı vatanın selameti için yaptığınıza ben inanıyorum ve eğer haklı isem Allah şehadetinizi kabul eylesin..

Cenab-ı Hak, günahlarımızı bağışlasın ve hepimizi cennette kavuştursun..

Ölenlerimize rahmet, kalanlarımıza selam ve dua ile..

İbrahim Ethem AY

Bu Yazı Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

  • UYARI: T.C. kanunlarına uymayan, konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, inançlara saldıran, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Gündem
Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan Avrupa’nın kalbinde 5 güçlü mesaj
Türkiye
İstanbul'da ticari taksilere denetim
Dünya
Filipinler'de çatışma!

Hava Durumu

23°
Detaylı Hava Raporu