img

Cihat Barış

18 Ekim 2016 15:22

Büyük Şeytanla Küçük Şeytanın İzdivacı: Irak!


           AB/D’nin Türkiye şubesi PKK’nın, Kürdler aleyhine uyguladığı politikalar sonucu Kürdler nezdinde imaj ve güven kaybı yaşadığı aşikâr. Hâl böyle olunca PKK, (Akparti’li) Kürd sivil siyasetçileri katletmeye başladı. PKK, bu eylemleri, kendi çizgisinde olmayan Kürdleri korkutmak, yıldırmak, baskı altına almak için yapıyor. Açık ve net olarak “benimle olmazsanız, ya da karşımda olursanız, sizin ölümden başka hakkınız olmaz” diyor. Tıpkı despot rejimin Adalet Bakanı olan Mahmut Esat Bozkurt’un 1930 yılında mecliste yaptığı konuşmada “Türk soyundan olmayanların bu memlekette tek hakları vardır, o da Türklere hizmetçi, köle olma hakkı…” dediği gibi. (Mahmut Esat Bozkurt eli öpülesi adammış, yine en azından yaşam hakkı tanımış!) PKK bunları yaparken siyasi kuyruğu HDP ne diyor? “Biz siyaset yapamıyoruz…” Başka siyasi hareketlere hayat hakkı tanımayan ikiyüzlü bu ideoloji, utanmadan bu sözleri kullanabiliyor.

           AB/D’nin Suriye şubesi (gizli ortağı) DEAŞ’ın durumu pek parlak değil. Zira son olarak Dabık’ta yaşadığı hezimet, bütün planlarını yerle yeksan etti. DEAŞ’ın, müridlerini motive etmek için pompaladığı kıyamet senaryosu da bu vesileyle patladı gitti. Türkiye’nin koordinasyonunda, ÖSO’nun Dabık’a yaptığı harekat başarılı oldu. Stratejik bir öneme sahip olan Dabık, DEAŞ’dan alındı ve Türkiye’ye tehdit oluşturma riski azaltıldı. AB/D’nin bir diğer Suriye şubesi (aleni ortağı) olan PYD/YPG’nin durumu ise şuan stabil. Önümüzdeki süreçte pozisyonlarının ve durumlarının lehlerinde pek müsbet olmayacağını da (terör koridoru hayali Fırat’a düştü!) söyleyebiliriz.

           AB/D’nin Irak şubesi, “şubeleri” demek daha doğru olur, (zira hem gizli ortağı DEAŞ, PKK hem de İran/Şia ile iş tuttuğu ortada) onlarla işleri halihazırda tıkırında gibi görünüyor. (2013 yılında sosyal medyadaki paylaşımımda “kahve fallarına baktım, 3 vakte kadar düşman(!) olan ABD-İsrail ve İran nikah masasına oturacaklar” diyerek ironiyle ortaklıklarını dile getirmiştim. Bir diğer paylaşımımda ise “Büyük şeytan (ABD) ile küçük şeytanın (İran) izdivacı” diyerek, her şeyin perdenin önünde bize gösterilenden ibaret olmadığını naçizane ifşa etmiştim.) Malumunuz, bu coğrafya yeni bir dizaynın arefesinde. Haritalar, sınırlar, demografik yapılar yeni bir mühendisliğe, ameliyata tabi tutuluyor, yeni Sykes-Picot’lar yapılmak isteniyor. AB/D, daha önce geliştirmiş olduğu DEAŞ hastalığını, virüsünü getirip İslam âleminin ortasına bıraktı, sonra da doktor önlüğünü giyip tedaviye geldi. AB/D bu politikayı hep uyguluyor ve maalesef bizim coğrafyamız ve halkları da her defasında bunu hep yiyor.

           Tarih her daim göstermiştir ki İran, hep mezhepsel refleksler ile hareket etmiş, mezhebi politikalar uygulamıştır. Kaç yıldır Suriye’de yaşananlar ortada. Bilerek ve isteyerek Suriye’deki durumun kangrenleşmesine göz yumuldu. Türkiye’nin bütün müsbet çözüm önerilerine kulak tıkandı. Öyle ki Türkiye’nin canına tak etti ve Türkiye Fırat kalkanı harekâtnı başlattı. Uzman Dr.(!) AB/D yine önlüğünü giymiş, bu sefer yanına dostu(!) İran’ı da alarak Musul’u tedavi etmeye çalışıyor. Tedaviyi uygularken de Türkiye’yi saha ve masanın dışında tutmaya çalışıyor. Başika, Musul, Kerkük, Irak (AB/D) için ne anlam ifade ediyorsa, çok daha fazlası Türkiye için de ifade ediyor. Bu topraklar Türkiye için bir savunma hattıdır, noktasıdır anlayan için. Türkiye, Sünni-Şia çatışmasına (İran için ise istila) mani olma isteğinin yanında, yeni harita dizaynında, Osmanlı hinterlandındaki eski topraklarını, (Misak-ı Milli) oradaki akrabalarını, hısımlarını savunma, koruma, kollama refleksiyle hareket ediyor.

           AB/D’nin, Türkiye’yi masada, özelliklede sahada istemeyişi çok anlaşılır bir durum.  Zira Türkiye’nin oraya müdahil olması, AB/D ve dostu İran’ın yapacağı ameliyatı, mühendisliği keyiflerine göre yapamaması demektir. Aslında AB/D’nin Musul operasyonunda Türkiye’yi istememesini biraz da 1 Mart tezkeresinin rövanşı, kesmek istediği faturası olarak da görebiliriz.

           Irak topraklarındaki PKK varlığının Suriye’deki gibi (Demokratik Suriye Güçleri) bir hileyle meşrulaştırılmasına, Musul operasyonuna katılmasına izin verilmemesi gerekir. Hepimiz Musul’a odaklanmışken, asıl operasyon Telafer’e yapılabilir, tetikte olmak lazım. Terör koridoru hamlesi karşısında nasıl ki Fırat Kalkanı Harekâtı başlatıldıysa, Olası bir Telafer operasyonu için de benzer bir harekâtın başlaması kaçınılmaz olacaktır.

           Son tahlilde şunu da açıkça ifade etmek gerekir. ABD senaryoda oynayan bir oyuncudur; senarist ve asıl oyun kurucu İngilizlerdir. Savaş, sahada ABD; masada İngilizlerledir.

           Ortada bir satranç tahtası var. Bir taburede Türkiye, diğer taburede ise birçok güç var. Türkiye, hamle yaparken bütün bu güçlerle mücadele ediyor. Şartlar zor ama Allah Kerim. Biliyoruz ki Ebabiller filleri yener!

           Wesselam…

Yazarın Diğer Yazıları

Yazarın tüm yazıları için tıklayın

Bu Yazı Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

  • UYARI: T.C. kanunlarına uymayan, konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, inançlara saldıran, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Gündem
Halep’te süresiz ateşkes zaruridir
Türkiye
Şırnak'ta terör mağduru ailelere destek
Dünya
Irak ordusu DEAŞ'a karşı halktan yardım istedi

Hava Durumu

Detaylı Hava Raporu