img

Erdem Sezer

Erdem Sezer

19 Eylül 2016 21:14

Cerattepe'de Oynanan 160 Yıllık Oyun


Osmanlı Devleti 1858 senesinde iltizam sistemine son verebilmek için arazi kanunnamesi çıkarmıştı. Kanuna göre köylüler işledikleri toprakları cüzi bir kayıt ücreti ödeyerek kendi adlarına kayıt ettirebilecekti. Yani devlet köylüye ücretsiz toprak dağıtacaktı. 

 

İltizam sisteminde aracılar, devletin geniş coğrafyalara yayılmış topraklarında yapamadığı vergi toplama işini yapıyor, dönemin şartlarında büyük bir ihtiyacı karşılıyordu. Bu sistemde devlet parsellediği bölgelerdeki vergi hakkını şimdiki ihale sistemine benzer bir usulle aracılara satıyor, aracılar da kendilerine tahsis edilen yerlerdeki vergiyi, belirlenmiş ölçülere göre topluyordu.

 

Devlet 1858 senesinde çıkardığı arazi kanunnamesi ile toprağı köylüye vererek vergiyi doğrudan kendisi toplamayı, yani aracıları aradan çıkararak bu sisteme son vermek istedi. Çünkü aracılar çok semirmiş, düşük ücretle aldığı vergi sahasında istediği gibi at koşturur pozisyonda olmuştu. Ayrıca bu sistemde devlet topraklarına tam manasıyla hakim sayılmazdı. Belki bu hakimiyet eksikliği daha önceki çağlarda tolere edilebilirdi ancak yeni geçilecek olan bürokratik devlet sisteminde buna yer yoktu.

 

Yasa sayesinde köylü ücretsiz toprak sahibi olacak, istediği gibi at koşturan aracıların altında ezilmeyecek, devlet de vergiyi doğrudan kendisi topladığı için toprakları üzerindeki hakimiyeti artacaktı. Ayrıca devlet herşey kayıt altında olduğu için üretim planlaması yapabilecek, böylece ithalat-ihracat dengesi kurulabilecekti.

 

Ancak kanun istenildiği gibi işlemedi.

Yeni sistemde nemaları kesilecek aracıların kurduğu dedikodu kazanında köylünün kulağına öyle şeyler fısıldanıyordu ki kimse gidip de işlediği toprağı kendi üzerine kaydetmedi.

 

Köylü arasında “Toprakları kendi adınıza kaydettirirseniz devlet sizden fahiş vergi alacak” dedikodusu hızla yayıldı. Dedikodu bununla da sınırlı değil. “Devlet toprak karşılığında oğullarınızı askere alacak” diyerek halkı bu kanuna karşı kışkırttılar. 

 

Bu kara propogandaya kanan köylü, kendi işlediği toprağı aracıların üzerine kaydetti. Böylece ağır vergi yükünden kurtulduğunu ve oğullarını askere alınmaktan koruduğunu sandı. Ama iş öyle değildi. Süreç sonunda geniş topraklar aracıların eline geçmiş oldu. Yani hem devlet istediği planlamayı yapamadı hem de köylü kendi toprağında ırgata dönüştü.

 

Benzer kara propogandalar günümüzde de çeşitli konularda devam ediyor. Artvin ve Rize’de benzer kışkırtmaları yaşıyoruz. HES’lere, nükleer santrallere ve altın madenlerine karşı bölge halkı kışkırtılıyor. İsteniyor ki Türkiye enerjide prangalarından kurtulmasın. Ancak 160 yıl önce kandırılıp kendi toprağında ırgat haline getirilen halk unutmamalıdır ki, kendilerini kışkırtanlar başarılı olurlarsa onlar orman arazisine kurdukları villalarda viskilerini yudumlarken biz, ülkemiz enerjide dışa bağımlılığından kurtulamadığı için yüksek elektrik ve doğalgaz ücretinden şikayet etmeye devam edeceğiz. Ülkemiz madenlerini işleterek ekonomik atılımı gerçekleştiremediği için pahalılık altında ezileceğiz.

 

Tek devletimiz var. O kazanırsa biz de kazanırız!

160 yıllık oyuna kanmayalım. Kendi topraklarımızda ırgata dönüştürülmeyelim!

 

Erdem Sezer - Haber Seyret

Yazarın Diğer Yazıları

Yazarın tüm yazıları için tıklayın

Bu Yazı Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

  • UYARI: T.C. kanunlarına uymayan, konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, inançlara saldıran, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Gündem
'Kürdistan'ı kuracağız' deyince öldürüp 6 parçaya böldü
Türkiye
Düğünde dolara izin yok
Dünya
İngiltere ve Galler'de 300'den fazla polise cinsel istismar suçlaması

Hava Durumu

Detaylı Hava Raporu