img

İsa Abidoğlu

20 Ağustos 2016 10:49

Takkeli Kemalizm


Meş’um ve mel’un bir darbe teşebbüsünden bir ayı geçkin bir zaman geçti. Hiç şüphe yok ki bu darbe, ileride adı mezhepler tarihi kitaplarındaki “fîrâk-ı dalle” (sapık fırkalar) kısmında tezekkür edilecek bir grup tarafından yapıldı. 40 yıllık süre zarfında ahtapot kolları gibi toplumun tüm kesimlerini sarmasından dolayı böylesi bir yapıyla hasbel kader karşılaşmadan tutun da kol kola girmelere kadar geniş bir çizgide yolu kesişmeyen hiç kimse yoktur denilebilir. Fakat görülmektedir ki Gizli ve karanlık emellerine ulaşmak için her türlü yolu mübah gören, dini ve dinî duyguları istismar eden; milletin zekâtını, sadakasını, kurbanını çalan, evladını elinden alan, dinin temel değerlerini ve kavramlarını tahrif ve tahrip eden, gayr-i İslamî ve gayr-i ahlakî tutum ve davranışlarla fitne, fesat, yalan ve desiselerle kendine insan ve imkân devşiren, devletin tüm organlarına sızarak, milletin geleceğini ipotek altına almaya çalışan ve son darbe girişimiyle millet tarafından suçüstü yakalanan Fetullahçı Terör Örgütü hakkında toplumun her kesimini saran çatallı bir düşünce refleksi aldı başını gidiyor. 17-25 aralık ve 15 Temmuz darbe teşebbüsü sonrası yüzünü net olarak göstermesinden dolayı FETÖ için bir kısmımız naif ve mahcub bir eda ile “kandırıldık, aldatıldık” derken bir kısmımız ise de yüksek ve gür seda ile biz “bilmem kaç yıldır bu grup şöyleydi böyleydi dedik te kimseye inandıramadık” cümleleriyle öngörü ve ileri görüşlülüğü konuşturdu.  Fakat bu bir gerçek ki her iki söylemin de toplum olarak maalesef bize çok bir katkısı yoktur. Görüşlerini önemsediğim bir mütefekkirin dediği gibi doğru tanımlayamaz isek tanımlanırız. Öyle ki bu tanımlamanın hakkını veremediğimizdendir ki böylesi bir yapının suçlusu olarak bin yıl önce yaşamış bir şahsiyet ile bin yıldır bu toprakların hamurunu yoğuran bir geleneği suçlayabiliyoruz. (Prof. Dr. Ali Bardakoğlu’nun açıklamasına atıftır)  İşte böylesi bir düşünce refleksi bizleri tarih sahnesinin öznesi değil de nesnesi olmaya mahkum etmektedir.

Tanımlamayı doğru yapmak adına denilebilir ki; bu topraklarda olan biten ne varsa ya karşıt bir şekilde ya da iç içe geçecek şekilde kemalizmle dolaylı veya direk ilişkili olduğunu az buçuk mürekkep yalayan her kişi bilir. Kemalizm bir devlet ideolojisi olarak kendini inşa ettiği süreçte ve sonrasında devleti tekelinde görme zihniyetinden dolayı hep halka rağmen iş gördü. hasta adam osmanlıya pozitivist felsefe ile can vermeye çalışan söz konusu ideoloji, cansız yaratığa can veren frankestein’ın bu yaratık tarafından yenmesi gibi halkını yedi ve hiç bir zaman tok olmadı. Bu bakımdan kemalizmi ifade eden iki şey vardır. Birincisi takiyyedir ikincisi ise tektipleştirme uğruna yaptığı icraatlerdeki baskı ve zulüm damarıdır. Ve her iki damar da halkı jakoben bir tavır ile dizayn etme isteğinden kaynaklanır. Kemalizmin takiyyesini merak edenlere yeri geldiğinde dindar gibi görünüp kendisini dinin asıl temsilcisi olarak lanse etmesi ameliyesi gösterilebilir. Düşününüz ki “gökten inildiği sanılan dogmalarla” değil de pozitivist ilkelerle muasır medeniyetler seviyesine ulaşabileceğini düşünen bu zihniyet yeri geldiğinde ilahiyat fakülteleri açabiliyor yeri geldiğinde müfredata din dersi koyabiliyor yeri geldiğinde diyaneti dizayn edip tefsir yazma emri verebiliyor. Fakat yeri geldiğinde de başına şapka koymadı diye de kişileri idam edebiliyor. Olayın dikkat çeken yönü ise kemalizmle çatışmaya girip onu öldürebileceğini düşünenler bu yaratığın renkten renge şekilden şekle girebileceğini de hesab edemediler. Hatta güya onu öldürme niyeti ile çalışan zihniyet onun böylesi bukalemun vari ahlakından dolayı takiyye bataklığına battıkça battı ve nihayetinde kurt adamın ısırdığı kişilerin kurt adama dönüşmesi gibi mücadeleye girenler de dolunayda kurt adama dönüştü ve baskı zülüm damarını işleterek halkın kanını emmeye başladı. Kemalist ideolojiye karşı mücadele saikiyle yola çıkan Pkk ve fetö terör örgütlerinin sonuç olarak poşulu ve takkeli kemalistlere dönüşmeleri gibi. 

Belirtmek gerekir ki bu satırlar kemalizi günah keçisi olarak görme ve hedef saptırma niyetinin çok ötesindedir. Yine ifade edemeden geçemeyeceğim bir şey var ki o da kemalizmi sadece mustafa kemalin şahsiyetiyle ilişkilendirip anlamaya çalışanlar bu satırlarda ifade etmeye çalıştığım manayı ıskalayacaklardır. Çünkü kemalizm bir ideoloji olarak söz konusu şahsiyeti aşan bir zihniyetin ürünüdür.

İlginç bir o kadar da sade bir gerçek var ki kemalizmin de yok etmek istediği fakat bir türlü yok edemediği bir damar da vardır. Bu damar bu ülkenin paslanmaz ve sönmez bir dinamiği olarak her zaman varola gelmiştir ve yine bu damar bir ruh olarak ülkede bazen bir şahsiyette bazen bir halk kitlesinde bazen bir mefkürede enkarne olagelmiştir. Bu ruhun ruhu imanın aşıladığı umuttur. İşte bu ruh; umudu imanın işareti olarak aşılarken yine umudun aydınlatması ile asla teslim-i silah etmeyerek, pasif gibi görümesine rağmen varlığa can vererek kemalizmin devletçiliği karşısında vatanperverliği esas tuttu. Çünkü vatan sevgisi imandandı. Bu damar silahı değil silahı tutan eli ve bu ele güç veren kalbi ve onu dirilten imanı önemsedi. çünkü bu damar imanın yücelttiği insana tek kişinin kaldıramayacağı top güllesinin kalkabileceğini vadediyordu. Az bir topluluğun Allah dilerse çokları darmadağın edeceğini müjde veriyordu. Bundan dolayıdır ki devletin kadrolarını elinde tutan kemalistler karşısında ümmetin imanına çalışan ve istikbalin imanlı kadrolarını yetiştirmeyi hedef gören vatanperver ruh, kader, kısmet gibi kavramlar üzerinden sadece kendi işlerine baktılar, Allah’ın işine karışmadılar. Bu ruhu taşıyanların dünyasında Allah’ın işine karışmamak mefhumu, devlet kadrolarına direk talib olmamak ve bu kadrolar sadece benim olsun kasdıyla adam devşirmemek veya kayırmamak anlamına gelmekteydi. Fakat Kurt adamla mücadeleye girenler Allah’tan rol çalarak kendilerine islamın istikbalinin garantörü olarak rol biçtiler, öyle ki böylesi bir role bürünme aslında sadece o kadrolara konma hırsının başka bir formda tezahür edilişiydi. Pkk/Kck ile Fetö, kemalizmi işlevsiz kılacak olan ve işin doğal seyrinde kullanışsızlığından bir kenara atılmasını zorunlu kılacak dindar türk ve kürtlerin hamiyetperverliğinin, kemalizm tarafından kurnazca ortadan kaldırma projesinden başka şeyler değillerdir. Daha açık ifade ile kemalizm, böylesi iki işlek damarı kendiyle çatıştırtarak kendi gibi yaptı.

Kemalistlerin tektipleştirme politikasının zulme vardığı zamanlarda söz konusu zulme ve gadre uğrayanların şüphesiz başında dindar türk ve kürt müslümanlar geliyordu. Bu et ve tırnak olmuş iki kavim osmanlıda yek vucud halinde her zaman islama fedakarlık yaptığına tarih şahittir. Öyle ki osmanlı bir beden ise türkler o bedenin aklı, kürtler de o bedenin pazusu, bilek gücü olmuştur. Eğer güneydoğu ve doğu anadolu şah ismailin ezici şialaştırma siyaseti karşısında günümüze kadar ehl-i sünnet çizgisinden çıkmamışsa bunda Sultan Selim’in aklı ile bu akla biat eden kürt aşiretlerinin ileri karakol şeklinde bir emniyet tamponu olarak nöbetçilik yapmalarındandır. Bundan hareketle denilebilir ki bir medeniyet yine bu iki güç üzerinden dirilecektir ve hamdolsun ki dirilmeye de başlamıştır. Bu vakıayı analiz etmenin ötesinde de bize yapmamız gereken şeyler bağlamında bir kaç cümle ile bitirmek isterim. Kemalizm gece vakti dolunayda kurt adama dönüşen bir yapıdır. Bu yapıya karşı kendisiyle gece vakti mücadele edilmez. Onu alt etmenin çaresi gündüzdedir. Böylesi bir metaforu kurgularken aslında metaforun ayrıntılarında tüm tabloyu gözler önüne sermeyi niyet ettim tabi ne kadar başarılı olabildim bilemiyorum. Devletin kurumları ve yapıları gecedeki dolunay gibidir. Gece ise devletin halkına yönelik sindirme kastıyla yürüttüğü ezici ve baskıcı politikalardır. Baskının ve sindirme politikalarının çokça yaşandığı dönemde ezilen halklar bu dayanılmaz baskıyı kaldırma yolu olarak devlet kadrolarını elegeçirme faaliyetine yeltenirler fakat bu yeltenme gizli kapaklı olduğundan dolayı katı hiyerarşi diğer tabirle emir-komuta ilişkisi bu yeltenen grup üyeleri arasında işin doğası gereği kaçınılmaz şekilde ortaya çıkar. sırf kadrolar ele geçirilsin endişesiyle böylesi bir hiyerarşinin devamiyeti de tek tipleştirmeye ve kendine itaat etmeyeni yok saymaya hatta yok etmeye matuf bir şekilde işlemeye başlar. İşte ısırılma budur. Öldürmeye çalıştığın düşmanın psikolojisine kaçınılmaz şekilde bürünme budur. Bundan dolayıdır ki, baskı hiyerarşiyi, hiyeraşi itaati doğurur. Bu bakımdan Kurt adam olmak militaristleşmek demektir. Kemalizm’in en fazla hayatiyet bulduğu kurumun Tsk oluşu da bundandır. Fakat yine kemalizm’in halka dönük şekilde yaptığı baskı/takiyye dengesini yine Tsk üzerinden kurgular. Askerle Kur’an Kurslarını basar ama aynı askere mehmetçik der. Askerin kurumuna laikliğin teminatının adresi der ama yine aynı kuruma peygamber ocağı dedirttir. Bundan dolayıdır ki Fetö de Pkk da ilk dönemlerde kendilerini halkın içinden bir hareket olarak görseler de bu iki hareket kanını emdikleri halkı ortadan kaldıracak kadar semirmiş yani militarisleşmişlerdir. Yine bundan dolayıdır ki artık pkk günümüzde yandaşı olarak gördüğü halkı yanında tutmak ve boyun eğdirmek için bombalar, hendekler kazma suretiyle şiddete başvurmaktan çekinmemektedir. Devletin kurumlarına ahlaklı adam yetiştirme gibi bir ideal ile başlayan Fetö terör örgütünün bu kadroları kendine ipotek etmesi ve hatta bu kadrolara nihayetinde ulaşamayınca da bana yar olmadı benden başkasına da olmasın saikiyle darbeye kalkışıp silahı halka çevirmesi de böylesi bir evrilmenin neticesidir. 

Son tahlilde yapılması gerekenin ne olduğu noktasında denilebilir ki Kemalizm denen yarı insan yarı kurt olan mahluka karşı ancak iman ve ahlakın aydınlığını halka yayarak, geceyi gündüze çevirip mücadele edilebilir. Ne de olsa ayet “siz kendinizi değiştirmedikçe üstünüzdeki hal de değişmez” der bize. Şunu unutmamak gerekir ki İslam kendisi mutlak manada kurumlar ve yapılar üzerinden var etmez. Elbette ki kurumlar, yapılar ve sistemler dinimizin ideal yaşantı biçiminde çok önemli yerleri vardır. Fakat din bir beden ise devlet te dahil olmak üzere tüm kurum ve yapılar bu bedenin elbisesidir derisi değildir. derisi yüzülen bedenin canlı kalma ihtimalinin olmaması gibi kemalizm de kurumlardan ve kamusal alandan islamı uzaklaştırarak islamı yok edeceğini düşündü. Ya da akıl babaları ona bunu düşündürttü. Halbuki kurumlar, yapılar ve sistemler bir bedenin elbisesi gibidir. Elbise ne kadar şık olsa da beden zayıfsa o elbise o bedeni şık göstermez ama beden güçlü ve yapılı ise işte o beden üstüne çaputta bağlasa güzel görünür. İslamın hukuksal düzeni ve devlet sistemi kimsenin getirebileceği bir şey değildir ancak kendisi isterse gelebilecek bişeydir. bu bakımdan islamın devlet sistemi ve hukuksal biçimi gönüllerde iman kıvama geldikçe ve islam bireysel ve toplumsal yaşamda ihtiyaç duyuldukça Allah’ın muradı ve takdiri getireceği bir şeydir. Kısacası biz baharı getiremeyiz ama tohum serpebiliriz. İyiliği emredip kötülüğü sakındırmak ile kendimize ailemize toplumumuza Kur’an’ın indiriliş hikmetini anlatmakla, tevhidi ve imanı kalplere aşılamakla, ahlakın fıtrat ile ilişkisini va’z etmekle Resulullah’ın sünnetini ihya etmekle tohum serpebiliriz, lakin bu tohumların tutmasını sağlayacak mevsimi getirmek kudret-i ilahiyeye bakar. Biz haddimizi bilelim en büyük şerek ve en aid olunmaya layık kimliğin kulluk olduğunu idrak etmekle Kudret-i ilahiyeden kendimize rol biçip Allah’ın işine karışmayalım, allah’a dinini öğretmeyelim. Nitekim öyle olmadığı takdirde şarampole yuvarlanmanın başkalarına alet olmanın önüne geçilemez.

Bu Yazı Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

  • UYARI: T.C. kanunlarına uymayan, konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, inançlara saldıran, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Bu Yazıya 2 Yorum Yapılmış

  • cunud

    24 Eylül 2016 01:50

    Cevap Ver

    Darbenin dün, bugün ve yarınına dair gerçeklerin ve gerçekleşebileceklerin metaforik bir anlatımının yapıldığı ,makul ve sünni çözüm yollarının dile getirildiği, cemaatlere ve tarikatlara laf yerindeyse kulağa küpe olması gereken bilinçli bir yol haritası olan gayet güzel bir yazı tebrikler..

  • Ali

    20 Ağustos 2016 22:00

    Cevap Ver

    İnşaAllah yazılarınız devamını bekliyoruz hocam

Tüm yorumları okumak için tıklayın

Gündem
Erdoğan'ın çağrısına Rusya Merkez Bankası'ndan yanıt.
Türkiye
Şırnak'ta terör mağduru ailelere destek
Dünya
İran'ın resmi para birimi değişiyor.

Hava Durumu

Detaylı Hava Raporu