img

Mehmet Akif Aydın

12 Temmuz 2016 17:44

İyi ki Doğdun Kızım


( Bu yazıyı yazdıktan sonra hafifledim, bedenime, dikiş yerlerime dokunabildim, ruhen özgürleştim sanki)

1 haftadır içimde bir sıkıntı var…

Eşim Merve ne yaşıyorsun diyor? Bilmiyorum tarif edemiyorum..

Atatürk Havalimanı patlamasından bir gün önce, uzun süredir tuşuna basmadığım tv nin kumandasına basıyorum. Kanal kanal gezerken bir filme takılıp kalıyoruz eşimle.. Film Güney Lübnan’da 60 lı 70 li yıllarda geçen iç savaşı ve karmaşayı anlatıyor. İlk gördüğümüz sahne şöyle, Hristiyan biri olarak başrol oynayan genç bir kadın içinde Müslümanların olduğu bir otobüse biniyor. Otobüs çölde ilerlerken Hristiyan savaşçılar yolu kesiyor ve şoförü indirip önce onu öldürüyor sonra otobüsü tarıyorlar. Herkes ölüyor. Sadece bir anne ve kızı ve başrol oyuncusu koridorda sinmiş vaziyette iken militanlardan biri otobüse çıkıp benzin dökmeye başlıyor. Kız çocuğu bütün masumiyetiyle annesine sıkı sıkı sarılmış ondan destek almaktadır. Vakit hızla daralırken Hristiyan kadınla Müslüman anne bir an göz göze geliyorlar. Ve Hristiyan kadın militanlara boynundaki haçı göstererek durun ben Hristiyanım yakmayın diye bağırıyor. Militanlar kadının çıkmasına müsaade ediyor ama o anneyle tekrar göz göze geliyor ve hızlıca kız çocuğunu alıp bu da benim kızım diyerek en azından çocuğu kurtarıyor. Ve o kocaman çölde otobüs alevlerle kül haline getiriliyor…


Film dehşete kaptırıyor beni. Çok etkileniyorum.. İnsanlar neden bu kadar zalim olabiliyorlar? Neyi paylaşamıyorlar? Daha geçenlerde Suriye’de kalan son çocuk hastanesini bombaladılar… Allahım o yoklukta neler yapıyorlardır? Acılarını kim dindiriyordur? Diye düşünüyorum..


1 gün boyunca aklımda Kurtlar Vadisi Irak’ taki canlı bomba sahnesi geliyor. Kolu bacağı kopanlar nerde nasıl tedavi edilirler diye düşünüyorum.. 


TARİH 28.06.2016 Saat 21.15 civarı
Annem, ablam ve yeğenlerimi karşılamak üzere Atatürk havalimanındayız kızımla… Bekle Allah bekle içerdekilerden haber yok önce ikinci çıkış kapısına gidiyorum. Sonra birinci çıkış kapısına, belki oradan çıkmışlardır diye.. Rümeysa elimi tutuyor.. Ve sağ tarafımızdan ilerde üç el ateş sesi duydum. Kaza kurşununa gitmeyelim diye Rümeysa’yı kucakladığım gibi 2-3 metre uzaklaştım ve o korkunç patlama oldu. Anında yere yığıldık.. Demir karo tavanlar hepsi üzerimize düştü.. Allahtan ki başımıza değmedi hiçbiri… Her yer kapkaranlık, ağır bir is kokusu, bağıranlar çağıranlar…Derin bir şok… Rümeysa ağlıyor, baba gidelim buradan diye bağırıyor. Gideceğiz kızım diyorum ama kımıldatamıyorum ayaklarımı.. Derken ileride ikinci patlama sesi ama daha uzaktan.. Vücudum tam mı diye elimle uzuvlarımı yokluyorum, ayak parmaklarımı sallayabiliyorum ama bedenim mümkün değil, oynamıyor. Rümeysa yarım metre ilerimde zar zor bedenimle ulaşıp sarılıyorum ona. Tamam kızım korkma gideceğiz buradan diyorum.


Elimi cep telefonuma atıyorum cep telefonumu bir bilye delip geçmiş bataryası eriyor ve çok ısınıyor.. Korkuyorum bir de cep telefonu patlarsa diye.. Erimiş pilini zorla çıkarıp fırlatıyorum bir kenara… Makine dursun içinde sim kartım var oradan ulaşırlar herkese…
Bir havalimanı görevlisi koşturuyor kızınızı alayım havalimanı kliniğine götüreceğim. İtiraz edemem ama içim yanıyor kızımın yaşayacaklarını düşünerek. Korkma kızım seni güvenli bir yere götürecekler ve biz birbirimizi bulacağız diyorum… O da çaresiz gidiyor. Siren sesleri artıyor.. Özel harekatçıları görüyorum ellerinde silahlar…
Başka bir görevli gelip beni omuzlarımdan tutup çekiyor içeriye o çektikçe ayağımda sandalet olduğu için yerdeki demir karolara sürtüyor, canım çekiliyor adeta… İçeride ona yakın yaralı var .. Rümeysa’ yı kliniğe götüren o melek adam ağlayarak geliyor, koşturuyor. Sağ bacağım ve sol bacağıma sıkıca kravat bağlıyorlar daha fazla kan kaybı olmasın diye… Biri abi bunları caddeye çıkarmamız lazım ambulans buraya nasıl girsin?! Yine o melek adam ofisten ağlaya ağlaya tekerlekli sandalye koşturuyor ama ben kan kaybını görerek burası herhalde benim için son durak diyerek sadece kelime-i şehadet getiriyorum. İki kişi omzumdan kavrayarak beni sandalyeye oturtuyor bir kişi de ayaklarımı havada tutarak beni caddeye çıkarıyorlar ve yerde tahta bir sedyeye kemerliyorlar..
Sesler çığlıklar, hiçbir tarafa bakmak istemiyorum aklımda kötü bir kare kalmasın diye.. Bir baba sadece gelip yerde hayatını kaybetmiş kızlarının başında çığlığı koparıyor. Biri bağırıyor; nolur kendinden geçmişleri bırakın, yaralı taşıyın diye… Canım fena halde yanıyor… Alın artık beni diyorum abi şimdi sırada sen varsın, söz bak valla gönderiyorum seni… Hadi ambulans hadi ambulans gel artık !… 
Derken yanaşan bir ambulansa bindiriyorlar beni yanıma başka bir yaralı daha alıp yola koyulacakken bir ses duyuyorum; ben Bakırköy Acıbadem Hastanesinde doktorum, oraya götürelim.. Ben onu yanımda yatan yaralı söylüyor sanıyorum… 
Ambulans hareket ediyor, siren sesleri arttıkça artıyor. İnşallah emniyet şeritleri kapalı değildir… Ambulans birçok kasisten geçiyor. Geçtiği her kasis canımı aşağı çekiyor adeta…
Hadi artık gelelim nolur!
Zihnini tek bir noktaya toparla ve iyi şeyler düşün…
Acil Servise giriyoruz…
Sedye değiştiriliyor ama canım çok yanıyor… Buraya kadar yazarken bile kırık bacaklarım kasılıyor, sırıl sıklam ter dökmüşüm. Eşim atletimi değiştiriyor, vücudumu kuruluyor..
Birileri sorup uzaklaşıyor adınız, soyadınız, baba adı? 
Bir tek babamın numarası ezberimde bir de eşimin eski numarası, ah o yeni numara ne karışıktı öyle bi ezberleyemedim…
Nolur babama haber verin Rümeysa’ yı bulsunlar.. Görevliler;
-Tamam tamam haber vereceğiz.
-Pantolununu kesiyorum.. Kesin.. 
-Tamam pantolonu poşete koyun güvenliğe teslim edin diyor bir görevli..
Ablamla annemin çıkmadığını bildiğim için güvendelerdir diye teselli ediyorum kendimi. Ablam 16 yaşındaki yeğenimi beni öncelikle bulsun diye göndermiş o da bombacıyı ve arbedeyi görerek içeri hızla kaçmış anne gelmeyin, bomba var diye… İçeride de bir curcuna olmuş… Orada da patlatıyor biri kendini…
Yeğenlerim birkaç kanamalı sıyrıkla çıkıyorlar; bana ulaşamıyorlar inşallah Akif trafiğe takılmıştır, inşallah gelmemiştir, inşallah gelmemiştir! diye tedirgin temenni ediyorlar. Ama Akif e kimse ulaşamıyor… 
Rümeysa havalimanı kliniğinde havayolu çalışanı Dilara Doser’ e teslim edilmiş. Dilara hanım çok iyi ilgilenmiş ona sorular sormuş.. O da anne babasının adını ve mesleklerini söylemiş. Onunla ilgilenirken arkadaşı Ceren Altıner’den Twitter’dan bilgileri paylaşmasını ve anne babasını bulmaya çalışmasını rica etmiş. Derken baya paylaşılmış mesaj ve Rümeysa bulunmuş. Haberi duyan meslektaşlarım akın etmişler hastanelere.. Eşim aranmış hastaneye getirilmiş Rümeysa’nın başında çok metin duruyormuş. Rümeysa her gelen yabancı simaya ağlayarak huysuzlanarak tepki verirken Merve çok iyi bir dengeleyici olmuş. Merak etme kızım acı çekiyorsun ama hepsi geçecek diyormuş…
BAKIRKÖY ACIBADEM
Her yanım acılar içinde… Görevliler;
- Kan kaybını durdurun, vücudun her yerine bakın!
- Sırtını çevireceğiz tamam mı Mehmet Akif? Ahh dönerken ki o acı yok mu?
- Tansiyonunu ölçün? Kan grubun neydi? 
- AB rh +
Temizliyorlar vücudumu.. Görevlinin birinin elinde zımba makinasına benzer bir alet durmadan metal dikiş atıyor. 20 ye yakın yerden dörderli beşerli dikiş atıldı. 
- Hemen tomografiye alın.. Yine sedye değişimi.. Ahh bu sedye değişimleri yok mu her biri yeni bir bomba adeta benim için..
Yoğun bakıma alınıyorum, solunum cihazları, göğsüme yapıştırılan etiketli kablolar, kan yolu açmalar… Onlarca hemşire dört dönüyorlar…
- Bunun karnı neden şiş? Detaylıca bakıldı mı vücuttan sıvı mı kaçıyor içeriye?
- Tekrar detaylı tomografiye… Sedye değişimi derin nefes al şimdi bitecek…
- Bağırsağında bir bilye var acil ameliyata!
Dr.Ahmet Bey babacan geliyor;
- Merak etme minik bir işlem var çok kolay geçecek..
Ameliyata gidiyorum tekrar babamın numarasına ulaşmalarını rica ediyorum Rümeysa yı bulsunlar.. Tamam merak etme ileteceğiz diyorlar..
Anlık şefkatler de iyi geliyormuş adama…
Yoğun bakım doktoru uyandırıyor narkozdan; 
- Mehmet Akiiif, Mehmet Akif… 
- Uyandı tamam, merak etme iyi geçti ameliyatın, kızına da ulaştılar annesi yanındaymış durumu çok iyiymiş… 
- Ohh çok şükür Rabbime… Ne güzel haber..
Babamla kardeşimi getiriyorlar. Bursa’dan haber alır almaz binmişler arabaya. Rümeysa tamam ama Akif gitti herhalde diye ağlaya ağlaya gelmişler… Dört bir koldan haberleşerek sonunda beni de bulmuşlar…
Babam ve kardeşim karşımda, babam ağlamamak için kendini zor tutuyor. 
Ben iyiyim diyorum Rümeysa nasıl diye soruyorum…
- Merak etme çok iyi diyorlar..
Sanki tekrar tekrar duymaya ihtiyacım varmış gibi… 
Dr.Ahmet bey yeniden geliyor çok güzel başarılı bir ameliyat oldu, merak etme çıkardık bilyeyi temizledik içini… Burnumdan hortumla mideme girilmiş vücudumdaki negatif sıvıları atıyor. Bereket narkozdayken yapılmış işlem, yıllar önce apandisiti patlamış arkadaşıma aynı işlem canlı canlı yapıldığında midemin adeta boğazımdan fırladığını hatırladım.
Dr.Ahmet Bey
- Bu gece dinlen yarın da kırıklarını alırlar ameliyata, merak etme hayati bir durum söz konusu değil..
Bir gün sonra tekrar tomografi ve 3 buçuk saat ortopedi ameliyatı. Sağ bacak baldır kemiğinde 5 kırık, sol dizden girmiş bilye bereket damara gelmemiş, sol kaval kemiği… Dr.Özgür bey ve Dr.Burak bey başarılı sonuçlandırmışlar..
- Mehmet Akif uyan Mehmet Akiiiff, Mehmet Akiiiifff… Bu sefer daha derindeyim.. Keşke kimse uyandırmasa da böyle zaman geçse, her şey düzeldiğinde uyanıversem… 
Karşımda benimle aynı ambulansla gelen ve hala yoğun bakımda olan hasta, onun yanında yine aynı patlamadan sahipsiz 9 yaşlarında bir çocuk. Ben ameliyattayken o cennete kuş olmuş gitmiş…
Hemşireler çok anaç, herkes kızımı soruyor…
Yazıya ara veriyorum… Vücudum yine terlemiş.. Aman üşütmeyeyim.. Hasta bakıcı Hayrettin abiden nevresim istiyoruz. Hayır, sonra, yok bu adamda. Anında hallediyor. Çok şefkatli, çok içten… 
- Hayrettin abi seni Allah cennetine koysun diyorum..
- Sizi de efendim sizi de…Başka neye ihtiyacınız olursa akşam altıya kadar buradayım.. 
Yoğun bakımda 3 buçuk gün.. Rümeysa’ yı da getirmişler servise almışlar…
Servis numarası 814.. Çok şen şakrakmış, her gelen oyuncaklar, kitaplar getirmiş… 
- Mehmet Akif belki seni bugün kızına çıkarırız ha? Ama pazartesiye kadar yeme içme yok serumlarla besleneceksin…
- Allah’ım ne olur gelsin o pazartesi ağzım kupkuru..
Pazartesi su kompostosu var… Şekerli su bildiğin.. Ama nasıl aşeriyorum nasıl aşeriyorum bildiğiniz gibi değil. Bazen rüyalarımda dışardan akan yağmurlardan kana kana su içiyorum, bazen şerbet festivallerine katılıyorum, bazen de kâbuslar karma karışık… Ama gerçek olmadığının farkındayım o yüzden iplemiyorum… Rüyalarda sürekli bir yerlerin ötesinin karıştığını görüyorum. Bir göle yaklaşıyorum, gitme hava bozacak diyorlar, az ilerden dalgalar dalgaları yutuyor... Bazen bakımsız merdivenleri yüzünden vadinin uçurumundan düşüyorum vs... En güzel rüyalarsa uçtuğum, yürüdüğüm rüyalar, onlar hiç bitmesin istiyorum… Ama her keresinde duvara toslar gibi sıçrayarak uyanıyorum.. Öyle ya sağ bacak 45 günde sol bacak 3 ayda toparlayacaktı kendini.. Her şeye alışmıştım da bacaklarımın sabit kalmasına alışamamıştım. ( Bu yazıdan sonra ilginçtir ki bacaklarıma çıplak dokunabildim, onları yeniden bana ait hissettim. Dikiş yerlerine cesaretle dokunabildim. Geçecek süreye dayanabileceğimi hissettim) 

RÜMEYSA İLE İLK KARŞILAŞMA
Derken Cuma günü servise kızımın yanına çıkardılar. İlk karşılaşma önemli. İnşallah metin dururum. Asansör rezerve edin hastayı koridorda bekletmeyin… Hemşireler gülümseyerek uğurluyorlar..
Adım adım yaklaşıyoruz… Ve buluşma anı.. 
- Rümüüşşş, kızım ben geldim!
Yatakları yan yana getirdiler çaktırmadan yan yan bakıyor… Öyle ya kim babasını bu halde görmek ister? 
Eline dokundum güldü.. Gıdıkladım onu yandan yandan.. Koluma sarıldı ama hala tam bakmıyor..
- Demedim mi ben sana bulacağız birbirimizi diye! İşte geldim ben…
Sonra artık dayanamadım ağladım ağladım, Allah tan benim yatak yatık, onunkisi dikti de sessiz sessiz ağladım.. Aman görmesin beni böyle… Merve Rümeysa’nın göremediği bir köşede hıçkırıklara tutuldu… Bunlar sevinç gözyaşları… Yazarken dudağımdaki şarkı; Ağladıkça ağladıkça güneşi tutacağız, görecek göreceksin…

Rümeysa patlama esnasında kucağımda değil de yerde olsaydı Allah korusun! şarapnel parçaları hep vücuduna isabet edecekti. Kolumda kaldığı için onun sadece sağ kaval kemiği kırıldı… 
Buna da şükür buna da şükür…

Rümeysa o gün taburcu oldu. Giderken bana sana yatağımı bırakıyorum baba, dinlenirsin diyor. Tamam canım diyorum. Her gün 3-4 saatliğine getiriyorlar anneannesi ile teyzesi.. her gelişinde yatağım rahat dimi baba diyor? Evet kızım çok rahat diyorum… Bunun fırlatma koltuğu yok ama dimi Rümeysa beni uzaya fırlatmaz? Gülüyor gülüyor… Annesine, gittiği her yerin patlayıp patlamayacağını soruyor… Olay anına ilişkin çok konuşmak istemiyor ara ara konuşuyor olanları..

Merve :
- Kızım burda güvendesin merak etme diyor..
- Ama anne sen öyle deyince bu hayır anlamına gelmiyor. Bana hayır de, patlamayacak de..
- Patlamayacak inşallah kızım…

Eşim emin mi ki ???

İlk gün yeğenlerim Ramazan davulcusunun çıkardığı sesten çok korkmuşlar, kızım bayramda çocukların patlattığı maytaplardan çok korkmuş sarılmış Oğuzhan dayısına..

Burada saatlere bakmıyorum, karşımda dijital bir takvim var.. Ben günleri sayıyorum…
Öyle ya pazartesi komposto var…

Doktor büyük abdeste çıkarsan daha kıvamlı menüler vereceğim dedi. 
Salı günü ateşim var, bir üşüyorum bir ısınıyorum…
Ve altımı almak için hasta bakıcıyı çağırıyorum, bir hasta bakıcı ile erkek bir hemşire geliyorlar. Bayram tatili, personel dışarda.. Yardımsız olmaz. Görev hemşirenin değil. Çok mahcup oluyorum. Utanıyorum… Hemşire halimi görünce merak etmeyin efendim ben her türlü şeye alışkınım deyip daha güleç davranıyor. Yana çevirdikçe beni bacağımın ağrısı büyük bir inilti yapıyor bende… Temizliyorlar altımı bebek temizler gibi.. Çıkıyor görevliler ağlıyorum, Merve diyorum geçen hafta bu saatte bombaladılar bizi, Allah’ım ülkemizi, yeryüzündeki bütün masumları koru diyorum hıçkıra hıçkıra…Bu kadar yürekten bu kadar yanarak dua ettiğimi hatırlamıyorum… Ağlıyoruz karşılıklı ve ağladıkça ağladıkça geceyi tutacağız görecek göreceksin diyoruz…

Gece saat 00.24 … Bu yazının müsveddesini yazarken Merve uyudu.. Ben yazmaya devam ettim. Az sonra Merve’ nin telefonu çaldı. Arayan kayınvalidem. Rümeysa ağlıyor sizinle görüşmek istemiş. Annesi onu dinledi dinledi ben de seni çok özledim seni annecim dedi. Yarın ben sizinle kalayım dedi. Kal kızım, oyuncaklarını da getir, tamam mı? Ben de konuşayım dedim. Bir nazlı bir nazlı sormayın.. Şakalaştık bir sürü, sonra yarın görüşürüz dedi ve kapattı…

Merve’m.. Yâr-ı Vefadârım…Derleyicim toparlayıcım, bir of demeyenim… 
Saate bakıyor ve bana soruyor; vay be biz 5 sene önce neredeydik bu saatte tahmin et bakalım?
Bakıyorum takvime 08.07.2011 
- Tabi ya Rümeysa tam 5 yıl önce bugün bu saatte doğuyordu, bu saatte ağlıyordu…
İyi ki doğdun kızım, İyi ki yeniden doğduk kızım…

Bu Yazı Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

  • UYARI: T.C. kanunlarına uymayan, konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, inançlara saldıran, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Gündem
Halep’te süresiz ateşkes zaruridir
Türkiye
Şırnak'ta terör mağduru ailelere destek
Dünya
Irak ordusu DEAŞ'a karşı halktan yardım istedi

Hava Durumu

Detaylı Hava Raporu