img

Safa Kutlu

27 Haziran 2016 17:20

Savaşın Çocukları


Savaşın Çocukları
Dünyanın gözü bir anda Suriye’deki göçe odaklandı. 70 bin kişi yaşadığı yeri terk ederek güvenli bölgelere göç etmek zorunda kaldı. Yakın zamanda hepimizin hatırladığı Madaya’da ne yaşanıyor ve yaşandıysa Halep’te de aynı durum yaşanacak gibiydi. İnsanlar açlıktan ölmemek ve abluka altında katledilmemek için bir günde yanlarına hiç bir şey almadan kilometrelerce yol yürüyüp sınırdaki kamplara göç etmek zorunda kaldı. İşte biz de tam bu noktaya, Babüsselam’a geldik.

Rusya ve Esed saldırılarının sebep olduğu göç dalgası

Şuanda Kilis’in karşısındaki Bab’üs-Selam sınır kapısı boyunca 110 bin kişi konaklıyor. İHH Acil Yardım uzmanları, Halep’e operasyonların sürmesi halinde 100 bin kişinin daha bu bölgeye yerleşeceğini tahmin ediyor. İHH’nın bu göçte üzerinde önemle durduğu nokta ise yaşanan tüm bu hadiselerin ardından zor şartlar altında kamplarda yaşayan çocukların ne durumda olduğu…

Babüsselam sınır kampının flycam ile çekilen görüntüsü

Sabah Öncüpınar Sınır Kapısı’ndan Babüsselam’a geçtik. Babüsselam kampı, vakfın kurduğu kamplardan sadece bir tanesi. İHH, sınır boyunca 1’i yeni toplam 8 kamp kurdu, önceden çadır kent olan kampları da konteyner kente dönüştürüyor. Konteyner kent olan bölgelere ise güneş enerji panelleri kurarak her mülteci aileye elektrik, ısıtıcı ve sıcak su imkanı sunuyor.

Bu eski, külüstür araç savaş esnasında 3 göçe şahit oldu. Önce olayların başladığı yer olan Dera’dan Halep’e, Halep’teki çatışmaların artmasıyla da Azez’e göç edenlerin hikayesine tanıklık etti. Tam düzenlerini kurup yerleşecekken bu sefer de Azez’deki sıcak gelişmelerden dolayı da Babüsselam yakınlarındaki zeytinlik bölgesine taşıdı aileleri. Yalnızca bir kaç parça eşya ve bir kaç gün yetecek kadar yiyecek alabildi. Çünkü göçlerin üçünde de vakit kaybetmeden sağ salim kurtarılmış bölgelere götürmesi gerekiyordu yükünü. Aileler şükrediyordu, yaya olarak ve yanlarına hiç bir şey alamadan yaşadığı yeri terk edenlere nazaran bu araç hayatlarını kurtarmıştı.

Çocuklar tüm kamptaki nüfusun yaklaşık %50’sini oluşturuyor. Yani 50–55 bin civarında. 5 yıldır devam eden savaş ile birlikte oyun çağındaki çocukların sorumlulukları artmış, hepsi birer yetişkin gibi hareket ediyor. Yaşlı bir mültecinin gözlerindeki hüzün ve bakışlara sahipler. Sanki hiç oyun bilmiyor, bilse de şu an oyundan fazlasına zaman ayırmaları gerekiyor gibi hareket ediyorlar. Omuzlarındaki yük çok fazla.

Çoğu eşini yitirmiş anneler, zor şartlar altındaki yaşama çocuklarını hazırlıyor. Burada, çocukların hepsine birer görev düşüyor. Kimi her gün büyük bidonlarla evine su taşıyor, kimi kardeşleriyle ilgileniyor, kimi her akşam saatlerce kuyrukta bekleyip çamur ve kötü yollardan geçerek yere dökmeden eve yemek taşıyor. Kimi çadır yahut konteynerinin önünde çamaşır ve bulaşık yıkıyor, Kimi de ısınmak için etrafta yakacak bir şeyler arayıp eve taşıyor.

Sorumlulukları bu kadarla bitmiyor. Çocuklar aynı zamanda medreselere gidiyor, ders çalışıyor. Harabeye dönen ülkelerini en baştan kuracaklarının bilincindeler.

Her sabah İHH’nın kamptaki okuluna giden Zeynep de bu çocuklardan biri. Okuldan çıkınca evde çamaşır ve bulaşıkları yıkıyor. Kısa bir ara verip İngilizce ödevlerini bitiriyor ve işlerine (çamaşır ve bulaşığa) kaldığı yerden devam ediyor.

Yaşı biraz daha büyük, büyük derken ilkokul çağına gelmiş olan erkekler meslek edinmek için kamp pazarlarında, bakkallarda, berberlerde çırak olarak çalışıyor. Kamplarda 2. el kıyafet, mutfak malzemesi, ev eşyaları satılan yer tezgahlarında da çoğunlukla çocuklar bulunuyor.

Kamp pazarlarında, seyyar bakkallarda ve 2. el eşya kıyafet satılan yer tezgahlarında çalışan çocuklar.

Her çadır yahut konteynerde 6 ilâ 9 kişi yaşıyor. Kamp şartlarındaki günlük çamaşır ve bulaşık yıkama işlerini genellikle küçük yaştaki geleceğin anneleri yapıyor.

Reyyan kampında çamaşır yıkayan kız kardeşler.

Uzaktan bakıldığında çocuk parkını andıran kamplarda aslında tüm çocuklar yaşına göre çeşitli işlerle meşgul oluyor.

Yağmur yağdığında kamplar çamur içinde kalıyor. Ailenin en küçüğü Rayyen İbrahim, her gün kampın içindeki çeşmeye geliyor ve çamurda sürekli kirlenen ayakkabı ve terlikleri temizliyor.

Yaşamın her safhasında temel ihtiyaçları karşılayan su en büyük öneme sahip. Çamaşır, bulaşık, temizlik, çay-kahve, yemek, içme, kısacası temel ihtiyaçların tümü için kullanılıyor. Çocuklar her gün ve akşam bidon ve kaplarla çeşmelerden, temini için kurulan depolardan su taşımak zorunda. Baba, anne ya da her ikisini de savaşta kaybeden, yahut yaşı geçkin ailelere küçük yaşlardan itibaren çocuklar bakıyor.

Yaptığı işin ciddiyeti yüzüne yansıyan küçük kız ve taşıdığı yükün ağırlığından dolayı sürekli mola veren küçük çocuk.

Toprak üzerine kurulan çadır ve konteyner kentlerde etrafa sürekli toz yayılıyor. Kamplarda dolaşırken ufak kız ya da erkek çocukları sık sık ellerinde süpürgeyle kapı önlerini temizliyor.

İkindi vaktinden yemeğe kadar tüm çocukların oyun saati başlıyor. Bu kısa zaman dışında çocuklar çoğunlukla iş yaptığından ancak bu vakti oyun için değerlendirmeleri gerekiyor. Çoğunlukla tekerlek çevirme, misket oyunu ve futbol maçı yapıyorlar. Savaş şartlarındaki tüm dünya bölgelerinde yaşayan diğer çocuklar gibi.

Oyun bittiğinde artık akşam ezanıyla birlikte yemek hazırlıkları başlıyor. Çocuklar yemek ve ekmek sırasına girecek. Çocukların büyük çoğunluğu yiyeceklerini çadır ve konteyner kentlere, güvenli bölgelere yeni göç edenler ise kampların yakınlarına zeytinlik arazilerinin üzerine kurulan yerleşim yerlerine götürecek.

Yemek dağıtılamayan yeni yerleşim yerlerinin imdadına ise kuru gıda ve bakliyat kolileri ile İHH Acil Yardım ekipleri yetişiyor. Yemek yapmak ise bu bölgelerde biraz daha zor. Su taşınacak ve ateş yakmak için yakacak malzeme aranacak. Zeytinlikte yaşayan Fatma, yakacak bir şey olmadığından yemek yapabilmek için çadıra kurumuş zeytin ağacı taşıyor. Ayrıca yemek sonrası dondurucu soğukta ısınmak için de kullanacak.

Çamurlu yollardan geçerek evine ekmek götürmeye çalışan çocuk ile yakacak bir şey bulamadığından yemek ve ısınmak için zeytin ağacın taşıyan Fatma.

Akşam olduğunda çevreye mazotla karışık yemek kokuları önceden anlaşmış gibi her yerden aynı anda yayılıyor. Kamplarda her gün yaklaşık 50 bin kişiye sıcak yemek çıkıyor. Durumu biraz daha iyi olanlar ve göç ederken yanlarında yiyecek getirenler ise mültecilerin rızkını yememek için yemeklerini kendileri pişiriyor. Tabi burada da iş yine küçük kız çocuklarına düşüyor. Mülteciler kamplarda çoğunlukla makarna ve bulgur pilavı pişiriyor.

Mazotlu seyyar ocakta ateş yakan ablası kız kardeşine yemek yapmayı öğretiyor.

Acil Yardım ekiplerinin 100 bin ekmek ve 50 bin kişilik sıcak yemek dağıtımı sona erdikten sonra herkes çadır ve konteynerlerine çekilip yemeklerini yiyor. Yemek kokusu yerini artık kaşık sesleriyle çaya bırakıyor. Çay mutlaka ya misafir edilerek ya da misafir olarak ağırlanarak içilmeli. Çünkü tek sohbet ortamı ve iletişim kurma sadece bu anda gerçekleşiyor.

Bir kaç bardak çaydan sonra hava tamamen kararıyor. Herkes artık kendi yaşadığı yerlere çekiliyor. Çocukların sesi azalıyor. Kamplar boşalıp ortalık karanlığa bürünüyor. Azez’de sessizliği bozan tek şey artık havan topları ve bombalar oluyor.

Bu Yazı Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

  • UYARI: T.C. kanunlarına uymayan, konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, inançlara saldıran, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Gündem
Karadenizli esnaf Türk lirasına sahip çıkıyor
Türkiye
Ek iş olarak başladılar, 20 tonluk üretime ulaştılar
Dünya
Haydi Müslümanlar, şimdi !!!

Hava Durumu

Detaylı Hava Raporu