img

Havva Yücel ERGÜN

Mimhece

16 Şubat 2016 20:58

Modern ve O


Elips biçiminde bir yürüyüş yolunda, civarda oturanlarla birlikte yürüyüş yaparken sergilediğimiz görüntüye uzaktan bakıyorum ve beni bir gülme tutuyor. İstisnasız hepimiz bir yere yetişircesine hızlı hızlı yürüyoruz, terliyoruz, o elips biçimindeki yolu on tur yürümek için enerji harcıyoruz ve yaptığımız işi ciddiye alıyoruz; çünkü sağlıklı yaşamak, formda kalmak gibi hedeflerimiz var; fakat beni güldüren kısmı şu ki, hiçbir yere gitmiyoruz, hiçbir iş yapmış olmuyoruz, o kadar yolu yürüyüp yerimizde sayıyoruz ve sonra yaptığımız bu işten dolayı kendimizi ödüllendiriyoruz.

Bir keresinde o yolu canhıraş yürürken halimiz öyle komik görünmüştü ki, gülmemi tutamayıp telefonda konuşuyor ve duyduğum şeylere gülüyor gibi yapmıştım. O yola her baktığımda modern hayatın nasıl bir şey olduğunu görüyorum.

İletişim, teknoloji, imari ve mimari sanatlar o kadar ilerledi ki, bir iş görmek için yerimizde oturmamız, mümkünse sürekli oturmamız ve o lcd ekrana bakmamız gerekiyor. Telefonla iş bağlanabilir, raporlar eposta ile gönderilir, yazışmalar  internet üzerinden yapılır ve geriye bir iş görmenin saadetinden pek eser kalmaz. Bedenin beklediği işle bizim yarattığımız iş birbirinden farklı, daha konforlu fakat biz bedenin yapmayı beklediği işin enerjisini atmak için spor yapmak zorundayız.

Bedenden çok kafanın yorulduğu, bedenle kafa arasındaki dengenin bozulduğu hayat tarzımızda; beden durmaya, kafa da koşmaya başladığından olsa gerek, genelde zihnimizde ürettiğimiz sorunlarla yüzleşiyoruz. Kafa koştuğundan, her düşüncenin sonu bir karara, kararların akıbeti de boşluğa varıyor.
Aldığımız büyük küçük her kararın, yerine getirilmediğinde bedende stres yarattığını, aldığınız her kararı yerine getirin diye de öğütlendiğimiz bir seminerde duymuştum. Alınan kararların yerine getirilmesi ve verilen sözlerin tutulması hakkında Kuran’da okuduğum ayetlerin de haddi hesabı yok.

“Artık bir karar verdiğinde yalnız Allah’a güven.”

“Allah sözünü tutanları sever.”

Hatta bu konuda Hz. Eyyüb’ün anlatıldığı bir kıssada, Hz. Eyyüp’ten sembolik de olsa kendi kendine verdiği sözü tutması isteniyor:

Kulumuz Eyyub’u da hatırla. Hani o: “Herhalde şeytan, bana kahredici bir acı ve azab dokundurdu.” diye Rabbine seslenmişti. “Ayağını depret.”İşte yıkanacak ve içecek soğuk (su, diye vahyettik). Katımızdan ona bir rahmet ve temiz akıl sahiplerine bir öğüt olmak üzere, kendi ailesini ve onlarla birlikte bir benzerini de bağışladık. “Ve eline bir deste (sap) al, böylece onunla vur ve andını bozma.” Gerçekten, biz onu sabredici bulduk. O, ne güzel kuldu. Çünkü o, (daima Allah’a) yönelip-dönen biriydi.” (Sad, 38/41-44)

Bütün ‘yapacağım, edeceğim’li düşüncelerin sonucu olarak vücudumuzda o işi yapmak üzere bir enerji yaratılıyor ve yaratılan o enerji ancak o işi yaparak harcanıyor. Ertelediğimiz her karar, ihmal ettiğimiz her sorumluluk, tutmadığımız her söz bünyemize yol su elektrik olarak geri dönüyor ve muhtemelen o yol hastane yolu, o su idrar tahlili, o elektrik de reçetemizde yazan ilaçlar oluyor.

Neyse ki yürüyüş yollarımız var, kafamız koşarken aldığı bütün kararları uygulamamanın sıkıntısından kurtulmuş oluyoruz, hep bir yere yetişir gibi koşuyor, stres atıyor ve hiçbir yere varmıyoruz.

Mucizelerin yaratıldığı ve mucizelerin muhataplarının iman kararında bir değişiklik yapmadığı o eski dönemler gibi.

Mucize isteyenlere mucizeler gelmiş, fakat onlar mucize gelmeden önceki kararsızlıklarında ve şüphelerinde kalakalmışlardı. İmana karar verenlerinse bir mucize talebi olmamıştı. Şimdi modern hayatın konforlu kollarında dinlenirken (çok yorgunuz) eylemeye karar verenlerin mazerete, mazeretlerin de insanlığa ihtiyacı yok. Çünkü bizim gönlümüzde yatan aslanı bir başkası bilmeli, fakirlere başkası yardım etmeli, savaşı onlar durdurmalı ya da yapmalı, o kitabı bir başkası okumalı, oraya başka biri gitmeli ve bir başkası iyi insan olmalıdır. Öyle iyi olmalıdır ki, sözünde durmalı, infak etmeli, adaletli olmalı, doğru konuşmalı, öfkelenmemeli, tesettürü adam gibi olmalı, haksızlığa karşı çıkmalı ve bütün bunları yaparken bize dönüp “Siz ne hoş insanlarsınız” demelidir.

Böyle bir yalanı duymaya dayanamayız, hayır hayır, ne kadar kandırabiliriz ki kendimizi?

Yazarın Diğer Yazıları

Yazarın tüm yazıları için tıklayın

Bu Yazı Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

  • UYARI: T.C. kanunlarına uymayan, konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, inançlara saldıran, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Gündem
3 komutan DAEŞ'den ayrılıp muhaliflere katıldı
Türkiye
Düğünde dolara izin yok
Dünya
Suriyeliler de dolara karşı harekete geçti

Hava Durumu

10°
Detaylı Hava Raporu