img

Havva Yücel ERGÜN

Mimhece

13 Şubat 2016 01:42

Yansıma


Bazen asıldan çok suretine önem veriyoruz. Görüntünün ya da sesin kaynağından çok yansımaya ya da yansıyana… Sanırım dünyada yaşamanın doğasında bu var, bir yansımalar dünyasında yaşıyoruz. Gördüğümüz, duyduğumuz, dokunduğumuz ve algıladığımız her şey beynimize çarparak biz de bir şey yaratıyor, bir duygu, his, düşünce, algı… Güneşe bakamıyoruz çıplak gözle, bu gözlerimiz için çok tehlikeli ama onun yaydığı ışık sayesinde bir görüntü elde ediyoruz baktığımız yönün manzarasına dair.

Kendimize bakışımızda da bu alışkanlığı sürdürüyor beynimiz. Kendini görmek için bir aynaya, bir nesneye, bir canlıya, hayvana ve bir insana ihtiyacı var insanın ve sanırım, en çok insanda görmeye önem veriyoruz kendimizi, aynalarda değil. Bu yüzden olsa gerek, kendimizin ne olduğunu ya da ne olmadığını bilsek bile, bizi bizim bildiğimiz şekilde bir başkasının da bilmesini istiyoruz. Davranışlarımızla da sözcükler saçıyoruz etrafımıza ve birinin onları görüp bizim istediğimiz biçimde okumasını umuyoruz. Eğer dilediğimiz gibi olmazsa, ya ‘ben kendimi biliyorum’ deyip geçiyoruz ya da oraya, 'yanlış kodlanmış' olduğumuz bilince takılıp kalıyoruz. Gördükleri bütün yamuk duran nesneleri, tabloları düzelten insanlar gibi, kendimizi yamuk yansıtan bilinci değiştirmeye, düzeltmeye çalışırken buluyoruz. Böyle bakınca gerçekten gereksiz bir çaba gibi görünüyor.

Çocukların kendilerinin kim olduğu hakkında belli fikirleri yoktur. Onlar anne baba aynasına güvenirler çünkü anne babaya bağlı, bağımlı olarak onları en doğru gösteren ayna olduğunu zannederler. Anne babanın yansıttığı aynada çocuk kendini beceriksiz görüyorsa, çocuk kendini beceriksiz yapacak ve kendini aynada gördüğü görüntüye göre ayarlayacak, biçimlendirecektir. Çocuk anne baba aynasında kendini başarılı görüyorsa, kendini gerçekleştiren bir kehanete dönüşecektir çocuk. Her insan yanında bir parça çocukluğundan taşır. Bu yüzden olsa gerek, başkalarının bilincindeki görüntümüz önemli. O görüntüye göre kendimizi ayarlar, çeki düzen veririz. Yoksa deliye kırk defa deli demek insanı neden delirtsin?

Ergenlik çağında çocuğun kendi hakkında kendi fikirleri oluşmaya başladıktan sonra anne baba aynasında gördüğü görüntüye göre kendini şekillendirmekten vazgeçen çocuk; bu kez, aynada gördüğü görüntüyü kendi kendilik algısına göre düzeltmeye çalışır, görüntüye yansıttığı şeyden dolayı kızar ve böylece çatışma çıkar. Çatışma, bir başkasının bilincini değiştirme çabasından başka bir şey değildir. Çatışarak, karşımızdaki kişiden bizimle ilgili algısını değiştirmesini talep ederiz. Aslında aynaya şöyle yalvarırız. ‘Lütfen, beni benim istediğim şekilde yansıt.’

Işık atmosferde nasıl kırılıyorsa gözlerimizde de kırılır. Işığın saflığı kaybolur orda ve zihnimizdeki prizma, onu kendi biçimine göre yansıtır. Bir başkasının bilincinden sorumlu olmadığımızı, O yansımanın bizi yansıtmadığını, yansımada gördüğümüz görüntünün tamamından sorumlu olmadığımızı anlamamız gerek. Aynada gördüğümüz görüntünün bir kısmı ‘ben’ bir kısmı da ‘o’ dur. Hem yansıyandan hem de yansıtandan oluşur. Bu nedenle görüntüyü değiştirmeye çalışmanın hiçbir anlamı yoktur. Aynı anda hem ‘ben’ hem de ‘o’ olabilmeyi kabul etmek gerekir, asla saf bir ‘ben’, saf bir ‘o’ yok bu dünyada. Yansıyor, yansıtıyor ve bir başkasında kendimizi, kendimizde bir başkasını seyrediyoruz işte, hepsi bu.

Yazarın Diğer Yazıları

Yazarın tüm yazıları için tıklayın

Bu Yazı Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

  • UYARI: T.C. kanunlarına uymayan, konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, inançlara saldıran, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Gündem
CHP gençlik kolları Beşiktaş'taki saldırıyla böyle dalga geçti
Türkiye
Turizm köyü Türk lirasına sahip çıkıyor
Dünya
Kahire'de bombalı saldırı: 6 polis öldü

Hava Durumu

Detaylı Hava Raporu