img

Şerif Karakurt

11 Şubat 2016 15:50

Türkiye’nin Kurtlarla Dansı


En başta belirtmem gerekir ki bu yazıyı akademik bir kaygı edasıyla değil; bilakis vicdanımın sesine uyarak inandığım hakikatleri ifade etmek üzere kaleme alıyorum.

Ben de dünün iyi bilinip, tahlil edilmeden bugünün düzgün bir biçimde anlaşılamayacağını düşünenler cenahındayım.

Bana göre, Büyük Selçuklu Devleti’nin 1071 Malazgirt Zaferi ile Anadolu’yu yurt edinmesiyle başladı esasında bizim mücadelemiz. 1141 yılında Karahıtaylılar’ın Selçuklu sınırına dayanması ve Sultan Sencer’in Karahıtaylılar’a mağlup olması sonucu Büyük Selçuklu Devleti parçalanma ve yıkılma sürecine girdi.

Büyük Selçukluların dağılmasını takiben, bu tarihi miras üzerinde küçük devletler kurulmaya başladı: Irak Selçukluları, Kirman Selçukluları, Suriye Selçukluları ve dahi Anadolu Selçukluları.

Konumuz itibariyle burada Anadolu Selçuklularını ele alacak olursak; 1075’te İznik’te kurulan devlet, ilerleyen yıllarda hâkimiyet alanını genişletmiş ve Konya’yı başkent yapmıştır. 1243’te Kösedağ Savaşı’nda Moğollara yenilen Anadolu Selçukluları, 1308 yılında da İlhanlılar tarafından tamamen yıkılmışlardır.

Anadolu Selçuklularının çöküş sürecini müteakip bu defa da Anadolu’da Beylikler Dönemi başlamıştır. Bu beylikler, Moğolların Anadolu’yu işgal etmesiyle ortaya çıkan otorite boşluğunu doldurmaya çalışmışlardır.

Lakin bu beyliklerden 1299 tarihinde kurulan Osmanoğulları, diğer Türk beylikleri içerisinde en uzun hüküm süren Türk beyliği olmuştur. Diğer beylikleri de ele geçirerek Anadolu Türk birliğini sağlamışlardır.

Burada dikkatinizi çekerim; ne zaman kaybetsek, yeni bir aşkla ya Allah, ya Bismillah deyip yeni maceralara atılmışız. Bitti denilen yerde yeniden başlamışız. Ümitsizliğin zehrini kalbimize yerleştirmemişiz. Davamızın peşinde koşmaktan asla vazgeçmemişiz.

Daha sonra 600 yıl dünya tarih sahnesinde mümtaz bir yer edinen üç kıtada at sürmüş cihan devleti Osmanlı kuruldu. Osmanlı Devleti’nin sınırları; Anadolu, Kafkasya, Kırım, Güney Ukrayna, bugünkü Romanya, Yugoslavya, Bulgaristan, Yunanistan, Macaristan, Suriye, Ürdün, Lübnan, İsrail, Irak, Suudi Arabistan, Yemen, Mısır, Tunus, Libya, Cezayir ve Akdeniz adalarını içine almaktaydı. Osmanlı Devleti dünya tarihinde, zaman ve mekân çerçevesinde ele alındığında, dünya hâkimiyetini sağlamış bir devletti. Zira Osmanlılar, coğrafi mekân olarak kendilerine 24 milyon km2 etkinlik alanı sağlamışlardı.

İç ve dıştaki çeşitli mihrakların yoğun faaliyetleri ve birtakım yadsınamaz sebeplerden dolayı gün geldi bu koca cihan devleti de zayıflamaya başladı. Ve Birinci Dünya Harbi’ni takiben 1923’te Türkiye Cumhuriyeti’nin ilanıyla Osmanlı Devleti resmen son buluyordu.

Osmanlı bakiyesi üzerinde kurulan genç Türkiye her ne kadar İstiklal Harbi’nde vatan topraklarını düşman işgaline karşı başarıyla savunmuş olsa da, küresel emperyalist güçlerin Akif’in tabiriyle bu cennet vatandan vazgeçmeye hiç de niyetleri yoktu.

Yıllarca darbeler, çeteler, cuntalar, sağ-sol çatışmaları, PKK terörü ile ayağına pranga vurulmaya çalışılan Türkiye, bugün dahi içteki ve dıştaki birçok (f)aktörün tesiriyle büyük bir mücadele veriyor. Zira devlet büyükleri de bunu ‘’Yeni Türkiye’nin Bağımsızlık Mücadelesi’’ olarak nitelendiriyorlar.

1.5 milyarlık nüfus ile ifade edilen İslam Dünya’sının hali hepimizin malumu… Diyanet İşleri Başkanlığı’nın İstanbul’da düzenlediği bir uluslararası sempozyumun sonuç bildirisinde de ifade edildiği üzere, her gün bin tane Müslümanın suçsuz yere öldürüldüğü bir noktaya geldik.

Yıllarca Anadolu’dan başta Müslümanlar olmak üzere mazlum tüm insanlara uzanan Osmanlı’nın şefkat eli kesildi. O gün bugündür zulüm arşa dayandı, Ortadoğu ve Afrika başta olmak üzere dünyanın birçok yeri kan gölüne döndü.

Balkanlarda, Kafkaslarda, Ortadoğu’da, Afrika’da, Uzakdoğu Asya’da Müslümanlar, hâlâ o şefkat ve yardım elinin bir gün kendilerine uzanıp, maruz kaldıkları zulüm ve haksızlıktan kendilerini kurtaracakları günü bekliyorlar.

Peşinen ifade etmek gerekir ki, bunu da Türkiye’den bekliyorlar. Zira Pakistan, Afganistan çökertildi. Mısır, Irak, Suriye düşürüldü. Bir tek Türkiye kaldı. Son Kale Türkiye… Türkiye de düşerse, bu insanların umutları da düşer, hayalleri de… Hem ne diyordu merhum Necmettin Erbakan: ‘’Bir gün mesele Suriye olursa biliniz ki; hedef Türkiye’dir!’’

Zira Büyük Selçuklular, Anadolu Selçukluları ve Osmanlı Devleti’ne bu toprakları zindan etmeye çalışan zihniyet, aradan geçen bin yıldan beri hiç değişmedi. Bugün ise yukarıda da ifade edildiği gibi artık hedef Türkiye…

Batı son birkaç yüzyıldan beri, belki de hiç bu kadar tedirgin olmamıştı Türkiye’den. Onun için gece-gündüz saldırıyorlar, hem de dur durak bilmeden. Onun için diyoruz ki: ‘’Şimdi dik değil, dimdik durma zamanı!’’

İşte içinde bulunduğumuz böyle kritik bir dönem…

Belki keskin bir viraj, belki de bir kırılma noktası…

Ve de işte böyle Türkiye’nin kurtlarla dansı..!

Yazarın Diğer Yazıları

Yazarın tüm yazıları için tıklayın

Bu Yazı Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

  • UYARI: T.C. kanunlarına uymayan, konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, inançlara saldıran, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Gündem
Savunma Sanayii Destekleme Fonu birikimi TL'ye çevrildi
Türkiye
Şırnak'ta terör mağduru ailelere destek
Dünya
Amerika'daki FETÖ okulu satılıyor

Hava Durumu

Detaylı Hava Raporu