img

Havva Yücel ERGÜN

Mimhece

24 Kasım 2015 20:00

Varsa Yoksa


Bugün bir kısa bilimkurgu filmi izledim. Çocuk eve bir robot alınmasını istiyordu. Temizlik yapan, çocuklarla oynayan, yemek pişiren, her emre itaat eden bir robot…

Çocuk önceleri robotla çok eğleniyordu. Anne ve babasının artan kavgaları, robotun tıpkı reklamlarında söylendiği gibi aileye huzur getireceği vaadinin fos çıkmasına neden olmuş ve çocuk hayal kırıklığına uğratmıştı. Çocuk giderek şiddete eğilim göstermeye başladı. Filmin bir yerinde çocuk elinde sopayla robota vuruyordu. O esnada iki farklı düşünce geçti zihnimden. İlki; “o robot, acı hissetmiyor” oldu, ikincisi ise “ama vuran bir insan.”

Rasim Özdenören, yazdığı makalelerin birinde “hayat boşluk kabul etmiyor” demişti. Yaşadığımız hiçbir anın, hiçbir deneyimin boşa gitmediğinden bahsediyordu. Bu makaleyi okumamın üzerinden yıllar geçmesine rağmen ara sıra hatırlarım. Mesela oğlum küçükken kağıt kemirmeye, toprak yemeye başlamıştı. Daha sonra bunun demir, çinko eksikliğinden kaynaklandığını öğrendik. Hamilelik dönemlerimde de buna benzer deneyimler yaşamıştım. Vücutta eksik olan ne varsa, onu içeren besine istek duyuyordum. Bunlar benim için gerçekten önemli deneyimler oldu, hem hayatın boşluk kabul etmediğini, hem de canımızın istediği şeyin canımıza şifa olduğunu idrak etmiştim.

Bedenimiz neye ihtiyacı olduğunu bilecek ve bunu hissettirecek kadar yetenekli bir yapı. Ruhumuz da öyle. Hayatın boşluk kabul etmediği alan fiziksel dünya, fiziksel maddeyle sınırlı değil, ruh-beden bütünlüğü içinde yaşadığımız sürece de olmayacak.

Yukarıda anlattığım bilimkurgu filmi, aslında bütün filmler, bütün şarkılar ve bilcümle sanat, ruhun da boşluk kabul etmediğini anlatmıyor mu? Birbirimize gösterdiğimiz samimiyetsizlik (çünkü asıl olanı örteriz), ihmal ettiğimiz yakın ilişkilerimiz (çünkü yerine koyması bizim sorumluluğumuzda olan bir şeyi yerine koymayız), yalan söyleme alışkanlığımız (çünkü karşımızdakinin bilincini yanıltırız), dedikodu yapmamız (çünkü biri hakkındaki zanlarımızı gerçeğin yerine koyarız); bir gün kelebek etkisi denen bir etki yaratarak, yani başta küçük başlayıp zamanla büyüyerek bunalımlar ve sorunlar olarak bize geri dönmüyor mu? Tüm bu sorunlar, mesela göstermemiz gereken ama göstermediğimiz samimiyetin yokluğunun düşmanlık hissiyle kapatılması gibi, ruhumuzdaki bir eksikliğe atıfta bulunuyor; ihtiyacımız olan besini yapay yollarla karşılamaya çalışmaya benzer bir mekanizmayla, samimiyetin kuramadığı yakın ilişkiyi düşmanlık besleyerek kurmaya çalışıyor ve bu pekala ruhumuzun boşluk doldurma oyununda kullandığı bir yöntem olabiliyor.

Bir hayat memat meselesi bu. Çünkü eyleyen  insan… Bunun başkalarına nazik olduğumuz kadar kendimize de nazik davranmamızla alakası var. Bunun başkalarına olduğu gibi kendimize de dürüst olmamızla alakası var. Bunun dışarıya her ne eyliyorsak kendimize, kendimize her ne eyliyorsak dışarıya da aynısını eylememizle alakası var.

Bu dünyada ‘yok’a yer yok, vesselam.

Yazarın Diğer Yazıları

Yazarın tüm yazıları için tıklayın

Bu Yazı Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

  • UYARI: T.C. kanunlarına uymayan, konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, inançlara saldıran, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Gündem
Teröristbaşı Fetullah Gülen'in 17 Aralık darbe girişimi pişmanlığı
Türkiye
Erbaa'daki Düden Gölü dondu
Dünya
Musul'da 19 DEAŞ militanı öldürüldü

Hava Durumu

Detaylı Hava Raporu