img

Dr. Ali Cihan Kurt

09 Kasım 2015 22:39

Başkanlık Sistemi gelecek mi?


Türkiye’de zaman zaman ısıtılan ancak nereden geldiği tam olarak bilinmeyen! bir rüzgarla söndürülen başkanlık meselesi bugünlerde hiç olmadığı kadar yoğun bir şekilde yeniden konuşulmaktadır.  Başkanlık ile ilgili konuşulanlar arasında bir “sistem” olduğunu söylemek imkansız. Aslında başkanlığın adı var kendi yok diyebiliriz.  Ayrıca başkanlığın parlamenter sisteme karşı, onun alternatifi gibi gösterilmesi ülkeyi tek adam yönetecek, padişahlığa geri döneceğiz gibi sığ yorumlara çanak tutmaktadır.  7 haziran seçimlerinden önce bu konunun zeminsiz ve sağlıksız bir şekilde tartışmaya açılması hem doğru anlaşılmasına engel oldu hem de Recep Tayyip ERDOĞAN’ın şahsı dışına çıkmayan kısır bir döngüye girmesine neden oldu.

7 Haziran ve 1 Kasım tarihleri arasında başkanlık tartışmalarının rafa kaldırılmasıyla birlikte ve hepimizin şahit olduğu fırtına gibi geçen olaylarla birlikte Ak Parti yeniden güçlü bir şekilde iktidara geldi. Her iki kişiden birinin oyunu alan Ak Parti’nin içindeki siyasetçiler ülkede başkanlıktan daha acil hiçbir şey yokmuş gibi seçimin ertesi günü konuyu hemen gündeme getirdiler. 7 Haziran – 1 Kasım arasında seçmeni anlamayı çok iyi beceren siyasetçilerin aynı dikkati ve duyarlılığı 1 Kasım sonrası süreçte gösteremediğine şahit oluyoruz. Çok açık bir şekilde belirtmek isterim ki “Eğer başkanlığı istemiyorsanız konuşmaya devam etmelisiniz.”  Selahattin DEMİRTAŞ’ın “Seni başkan yaptırmayacağız” sözünün tecelli etmesini isteyenler zamansız ve yersiz bir şekilde başkanlık, Tayyip ERDOĞAN, dünya lideri vb. kelimeleri aynı cümlede kullanmaya devam etmelidir. Hatta bu ortamda şu anda benim yazıyor olduğum yazı bile çok sakıncalıdır ve böyle bir yazı bile yazılmamalıdır.

Hatırlayalım. 1 Kasım öncesi Ak Parti’ye oy vermek bir vatan meselesi olarak gösterilmişti. Benim de kişisel görüşüm farklı değildi. Ancak seçimin hemen ardından “vatan millet meselesi” diyerek oy istenilen vatandaşın karşısına başkanlık gündemi ile çıkmak samimiyetinizin sorgulanmasına yol açar. Bunu anlamak için de derin analizlere gerek yok diye düşünüyorum. Evet önümüzde tarihi bir dört yılın olduğu doğrudur. Yeni anayasa, terörle mücadele, Kürt meselesinin daha meşru bir zemine çekilmesi, bölgede dökülen kanın durması, ekonominin yeniden yükselişe geçmesi, başlanan büyük projelerin neticelerinin alınması gibi ülkenin ve bölgenin bütününü ilgilendiren konular önümüzde durmaktadır. Başkanlık sistemi de diğerleri kadar önemli ve gerekli. Ancak geçtiğimiz dönemde gerginlikten gerginliğe, çatışmadan çatışmaya, kavgadan kavgaya sürüklenmiş olan ülkemizde güçlü bir iktidarın ilk görevi yeni bir tartışma ve çatışma yaratmak olmamalı.

Evet başkanlık sistemine ihtiyacımız var. Yürütmenin üzerinde bir vesayet kurumu olarak konumlandırılan ve rejimin teminatı! diye adlandırılan Cumhurbaşkanlığı makamı ile ülkeyi fiili olarak yöneten Başbakanlık makamı arasında güç ve yetki paylaşımı türlü problemlere gebedir. Bakanlar kurulunun oluşturulması, üst düzey bürokratların atanması, büyük ölçekli bir çok icraat, dış politika vb. bir çok husus sorun yaratacaktır. 2002 yılında başlayan Ak Parti iktidarı olağanüstü koşullarda yürütmenin başına geçmişti. Ülke büyük krizlerden geçmiş, büyük bir deprem yaşamış, ekonomi çökmüştü. Öyle öncelikler vardı ki kimse anayasa değişikliği, başkanlık, sistem ve rejim düşünecek durumda değildi. Din ve dindarlara karşı tutum ve başörtüsü meselesi toplumu derinden etkilemeye devam ediyordu. O zaman kutuplaşmadan bahsetmeyenlerin şimdi kutuplaşıyoruz demesi kadar ironik bir durum olamaz.  Onları da anlamak lazım o zamanlar tek kutup vardı ve o kutbu da Cumhurbaşkanlığı ve asker ile yönetiyorlardı. Şimdi asıl rahatsızlıkları sessiz çoğunlukların karşılarına ikinci bir kutup olarak çıkmasıdır. Tayyip ERDOĞAN da bu ikinci kutbu temsil eden en önemli aktördür. Tayyip ERDOĞAN karşıtlığının temelinde yatan maalesef budur. İşin uluslararası boyutuna girmeye şimdilik gerek yok. Ancak bütün bu olumsuzluklara rağmen iktidar öyle bir ustalıkla, öyle incelikle süreci yönetti ki ülkede insanlar acil bir anayasa ihtiyacı hissetmediler. Adeta yamalı bohça haline gelmiş darbe anayasasıyla yaşamaya devam edildi. Şunu kabul etmek gerekir ki yeni bir anayasa yapmanın zamanı çoktan geçti.

Ülkedeki tüm vatandaşlar yeni bir anayasanın gerekliliğine inanmaktadır. Sivil, çerçeve mahiyetinde, özgürlükleri artıran, çoğulcu ve evrensel değerleri yansıtan bir anayasaya ihtiyacımız var.  İşte tam da burada başkanlık tartışması başlıyor. Buradan başlamalı. Yeni bir anayasayı nasıl önünde çeşitli sıfatlar kullanarak tarif edebiliyorsak başkanlık sistemini de siyasiler bize tarif edebilmeliler ve bu tartışmayı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şahsıyla özdeşleştirmemelidirler. Eğer başkanlık dediğimiz şey gerçekten bir sistemse şahıslara bağlı olmadan işleyebilmeli ve kurumsallaşabilmelidir. Altını doldurmadan “bunu tartışalım” demek bile sakıncalıdır. Çünkü sizin dolduramadığınız her boşluğu muhalifleriniz yanlış bilgilerle dolduracaktır ve bu durum tartışmanın yönünü ve seyrini değiştirecektir. Bilgi kirliliği yaratacak ve ülkemizin bu tarihi fırsatı kaçırmasına sebep olacaktır.

Bugün başkanlık konusunu gündeme getirenlerin ortak bir noktası var. Hepsinin gönlünde tek bir başkan adayı var.  Ancak bu siyasetçileri yan yana getirip şu başkanlık sistemini tarif edin diye bir soru yöneltirseniz karşılığında ya bir cevap alamazsınız ya da aldığınız her cevap birbirinden farklı olur.  Toplumlar kolay kolay bir bilinmeze doğru meyletmezler. Örneğin; 7 Haziran’da ortaya çıkan tablodan sonra toplumun tek parti iktidarını yeniden desteklemesinin ana sebeplerinden birisi de bu duygudur. Ak Parti tek başına iktidara gelmezse ardından ne olacak? sorusunun cevabı yoktu. Hiç bir muhalefet lideri buna sağlıklı bir cevap veremedi, olumlu bir senaryo ortaya koyamadı. Bu nedenle halk kendince güvenilir ve sağlam olanını seçti. Unutmayalım; bu durum Ak Parti için bir ödül değildir. Halk kredi açmıştır. Önemli olan halkın açtığı bu dört yıllık kredinin nasıl kullanılacağı ve ardından nasıl kâra geçileceğidir. Başkanlık sistemini gerçekten getirmek istiyorsak bu işin her detayını düşünüp, planlayıp kamuoyunun karşısına öyle çıkmak ve hatta bu çıkışı yapana kadar mümkünse hiç konuşmamak lazım. Eğer siyasetçiler yerli yersiz konuşmaya devam ederse bu işin olacağı varsa da olmayacaktır. Biliniz ki bu konuyu anlamsız bir şekilde zamansız gündeme getirenler ya art niyetlidir ya da fazla yalakadır. Tayyip ERDOĞAN’ın gözüne girmek uğruna altını oymaktadır.

Gelelim yazının başlığını oluşturan sorunun cevabına. Türkiye’nin öncelikle bir anayasaya ihtiyacı vardır. Türkiye şimdi parlamento çatısı altında sivil bir anayasa çıkarma sınavını vermelidir. Emin olun bu sınav başkanlık sistemini getirmekten daha zor bir sınavdır. Yeni anayasa ile ilgili çalışmalar şeffaf bir şekilde devam ederken başkanlık konusu altyapısı doldurularak ve ortaya bir model çıkararak toplumun önüne sunulursa bu ulaşılabilir bir hedeftir. Ayrıca geçtiğimiz dönemlerde toplumu derinden sarsan, yaralayan ve kara propaganda ile desteklenen olayların izi silinip, ekonomi istenen yükseliş ivmesini yakalar ve terör odakları kararlı bir şekilde mağlup edilirse bu millet bunun karşılığını verir. İtiraz eden, bağıran, çağıran, muhalefet eden hep olacaktır. Önemli olan haklı davayı iyi anlatmaktır. Aksi takdirde yanlış davasını daha iyi ve gür sesle anlatanlar kazanacaktır.

Bu Yazı Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

  • UYARI: T.C. kanunlarına uymayan, konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, inançlara saldıran, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Bu Yazıya 1 Yorum Yapılmış

  • oktay uzun

    15 Kasım 2015 02:34

    Cevap Ver

    yönetim şekli netleşmeden yeni anayasa yapılamaz,onun için önce yönetim şekli belirlenmeli ona göre anayasa hazırlanmalı.teknik olarak da böyle olduğunu düşünüyorum.

Tüm yorumları okumak için tıklayın

Gündem
Başbakan yeni sistemin ayrıntılarını açıkladı
Türkiye
Akdeniz'de deprem meydana geldi!
Dünya
YouTube'da parayı çuvalla götürenler!.

Hava Durumu

Detaylı Hava Raporu