img

Saliha EREN

09 Kasım 2015 08:58

EVET, ÇOK KORKTUK


Farkında mısınız? 2012’den beri sürekli korkutuluyoruz…

Önce bize sığınan Suriyeli mültecilerle korkuttular bizi. Bir muhalefet partisi, Suriyelilere vatandaşlık verileceği iddialarıyla ilgili 20 defa soru önergesi verdi mesela. Hem de bunun kanunen imkansızlığı ortadayken. Ama kabul etmek lazım, yerel seçimler öncesi seçmeni tedirgin etmek için iyi bir taktikti bu.

Sonra koalisyon dönemlerinde IMF ile yapılan anlaşmalar gereği özelleştirilen kamu şirketleri öne sürüldü. Türkiye satılıyordu!. Devlet, bürokrasinin hantallığından, geçmiş iktidarların borçlarından kurtulmaya çalışırken, birileri işleyen düzenleri bozulduğu için yine devleti hedef gösteriyordu.

Derken 2013’ün Mayıs ayında bir bomba patladı Reyhanlı’da. Sayılar havada uçuştu önce. Yüzlerce insanın öldüğünden bahsediliyordu. Devlet olaya el atıp yayın yasağı koyunca argümanları da değişti. Bu kez de “Devlet gerçekleri saklıyor”du.

Sonra Gezi olayları yaşandı. Mesele ağaç değildi açıktı, ama başarmışlardı. Hepimiz korkmuştuk. Kabataş’ta yaşananları ister kabul edin ister etmeyin ama o saldırgan ve cinnet dolu tavır, Gezi süreci boyunca yanı başımızdaydı. Tencere tava çalarak 15 gün bizi rahatsız etmeyi kendine hak gören komşumuz, Ankara’dan, İzmir’den gelip 15 gün Gezi Parkı’nı işgal edebilen gençler, kendi gibi düşünmeyenleri küçümseyen entel zihinler, toplumu sürükledikleri sokakların canlara mal olacağını hesaba katmayan sanatçı tayfası… Evet, çok korkmuştuk.

Bir yandan Suriye, bir yandan Mısır cehenneme dönüyordu. Birileri sıranın Türkiye’ye geldiğini fısıldıyordu satır aralarında. Bizse bazen misafir, bazen yük kabul ettiğimiz Suriyelilere baktıkça korkuyorduk.

Gezi, dershaneler derken yorgun düşen kafamız 17 Aralık 2013’te bir kez daha yolsuzluk iddialarıyla karıştırılmaya çalışıldı…  Nerdeyse gırtlağımıza kadar borçlandığımız, onlarca bankanın bir gecede battığı günlerde hiç sesi çıkmayanlar bir anda ortaya atıldı. 25 Aralık’ta gelen ikinci dalgada anladık ki mesele yine ‘yolsuzluk’ değildi.

Devletin içinde devletçilik oynayan bir yapıyla karşı karşıyaydık. Aldatılmıştık. Korktuk.

2014’e bu karmaşayla girdik. Sonra bir anda Mit tırları durduruldu. Kimse 1000 km’lik sınırımız olan savaş halindeki bir bölgede müttefik olarak Türkmenleri seçtiğimizi ve desteklediğimizi yüksek sesle söyleyemedi elbette.

Bu arada arzulanan korku nesnesi bulunmuştu. Artık sahnede Işid vardı. Yerel seçimleri, cumhurbaşkanlığı seçimlerini ülkece sağ salim atlattık derken Kobani’yi bulduk önümüzde. Kimse iki günde 200 bin insanı sınırlarımızdan kabul ettiğimizi, peşmergenin ve silah yardımının geçişine izin verişimizi konuşmadı. İşid’e (her nasılsa) yardım eden Türkiye Kobani’ye kayıtsız kalmıştı.

Işid’i kullanarak yoğurdular da yoğurdular zihinlerimizi. Belki de Kobani vesilesiyle sınırlardan geçirdikleri teröristlerle Yasin’lerimizi şehit edip, canımızı yaktılar.

Türkiye’nin Kürt kimliğiyle bir sorunu kalmamışken, devlet her vatandaşına eşit mesafe ve hizmet noktasına gelmişken özerklik ilan etmeye kalktılar.

Hükümete karşı çıkıyorum derken devletin bütünlüğünü hedef alanların yaşadığı şizofreniye belki de tek çare olan başkanlık sistemini “diktatör” vurgusuyla çarpıttılar.

Hep yalan söylediler. Başkasına sırtlarını dayayıp, devlete saldırdılar. Kendileri yazıp, kendileri oynadılar.

Teröristlerden cici çocuk devşirdiler. Yasin’in adını bile anmayanlar, kırılan bir camı tavafa durdular. Ve bizi devamlı korkuttular. Diktatör dediler, bölünüyoruz dediler, katil devlet dediler, özgürlük dediler. Dünyaya hep böyle anlattılar. Yabancı basının gazete manşetlerini kullandılar. Uluslararası bilmem ne kuruluşunun bilmem hangi yetkilisinin açıklamalarıyla tehdit ettiler.

Alevi Sünni kartını oynadılar. Çözüm sürecini bitiririz dediler. Gül - Erdoğan çekişmesini ileri sürdüler, o bitti Davutoğlu - Erdoğan dediler…  Arınç şunu dedi, bir başkası bunu dedi…

Korkuttular. Korkuttular… Ama halkın sağduyusunu unuttular. Halk bölünmeyi istemedi. Korku duvarlarını yükseltmeye çalışanlara karşı devletine sahip çıktı. Şimdi de devlete düşen halkına sahip çıkmak olmalı.

Kaostan, korkulardan emin olduğumuz güzel bir gelecek inşa etmek için çalışılmalı. Bu korkularla hastalanmaya başlayan zihnimizi, kalbimizi umutla, sevgiyle ve barışla iyileştirmek gerekli.

Çünkü biz artık korkmak ve korkutulmak istemiyoruz vesselam!

 

Yazarın Diğer Yazıları

Yazarın tüm yazıları için tıklayın

Bu Yazı Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

  • UYARI: T.C. kanunlarına uymayan, konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, inançlara saldıran, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Gündem
Karadenizli esnaf Türk lirasına sahip çıkıyor
Türkiye
Ek iş olarak başladılar, 20 tonluk üretime ulaştılar
Dünya
Haydi Müslümanlar, şimdi !!!

Hava Durumu

Detaylı Hava Raporu