img

Gürbüz Sezgin

20 Ekim 2015 21:55

Kutuplaşma


Türkiye'de 70li yıllarda modernizm içinde sağ-sol çatışması şeklinde, aslen Nato-Varşova paktının, soğuk savaşının devamı olarak burjuvazinin kapitalist iktidar deneyimi ile aristokrasinin sosyalist iktidar ideası arasında bir kutuplaşma yaşandı. 12 eylül askeri darbesi sonrası Varşova paktının ve Sovyetler Birliğinin çökmeye başlamasıyla aristokrasi iktidar mücadelesinden vazgeçip burjuvaziyle uyum içinde yaşama kararı sol örgüt ve partilerin dağılmasına, zayıflamasına yol açınca bir durgunlaşma dönemi yaşandı.

70lerde Avrupa'da başlayıp ülkemizde 2000li yıllarda kendini göstermeye başlayan postmodernizm, modernist paradigmaları yavaş yavaş süpürmeye, aşındırmaya başlamıştı. Burjuvazi ile aristokrasinin ortaklığına teorik bir zemin oluşmuş oldu ve modernizmin olmazsa olmazı düşman nosyonu yaratmak gerekiyordu. 2002de iktidara gelen, islam kültürüyle postmodernizm arasında bir uyum yakalayan ak partinin ve onun lideri Erdoğan'nın kişiliğinde bir düşman cephesini de açmış oldular. Kavramsal düşman aslen islam düşüncesiydi ama halkın tepkisini çekmemek için islamdan ziyade diktatörlük kavramını kullandılar. Ne de olsa hem burjuvazinin hem aristokrasinin karşı olduğu bir kavramdı diktatörlük. Ortada diktatörlük belirtisi olmasa bile postmodernizmin sanal araçları kullanılarak sanal bir diktatörlük algısı oluşturmak medya sahipleri açısındandan hiç de zor olmamalıydı. Böylece postmodernizmin araçlarıyla modernistlerin topyekün postmodernizme karşı savaşıyla yeni bir kutuplamamız olmuştu.

Modernizmin özü devletçilik ve milliyetçilik olduğundan devletten beslenen devletçi burjuvazi, halkın iradesi olamayacağını, dolayısıyla güdülmesi gereken bir sürü olarak gören ulusalcılar, salt bir komünist partisiyle halka bilinç götüreceğini savunan sosyalistler, ulusal sınırlar içinde başka bir halk istemeyen sağ milliyetçiler, yeni bir ulusal devlet kurmak hayali içindeki azınlık milliyetçileri, din ve devlet birliği, bütünlüğünü savunan cemaat yapıları ve bütün bu yapıların yurt dışındaki destekçileri biraraya gelerek ak partinin karşısında bir cephe oluşturdular. Ak parti ise sadece islami değerler bazında dindar camianın desteği ve kalkınma projeleri bazında merkezdeki anadolu insanının desteğini alarak karşı cephenin saldırılarına göğüs gerebiliyordu. Ancak kalkınma projelerini sürdüremediğinde ve islami değerlerden taviz verdiği anda bu desteğin kaybolacağını da biliyordu.

Şimdiye dek alışık olmadığımız bir kutuplaşmaydı bu. Zira daha önceleri şahit olduğumuz iktidar kapışmasının sonucu olan kutuplaşmanın yerini, değerler üzerinden kültürler arası bir kutuplaşma yaşıyorduk. Evet, ak parti iktidardı ama verdiği kavga iktidar mücadelesinden ziyade islami değerleri yaşatma mücadelesiydi ve ancak iktidar olursa bu değerlerin yaşayacağını düşünüyordu. Çünkü geçmişte seküler iktidarlar zamanında görünür olduğu anda başına geleceklerin deneyimini yaşamıştı. Yeni kutuplaşmamız iki ayrı görüşteki tepedekilerin değil, tepedekilerle aşağıdakilerin kutuplaşması, iktidar nimetleri için değil, bir kültürün varolması ile o kültürün izlerinin silinmesi kutuplaşmasıydı yaşanan. Bir anlamda islam kültürü ile seküler kültür arasında bir kutuplaşma. İslamofobiye karşı islamosofyayı (islam sevgisi) kurma kutuplaşması.

Bu kutuplaşmada ak partinin nefret duygusu yok ama ak parti karşıtlarında Erdoğan'nın kişiliğinde bir nefret duygusu tavan yapmış durumda. Ancak bilinen bir gerçek vardır ki, nefretle kalkan zararla oturur.

Yazarın Diğer Yazıları

Yazarın tüm yazıları için tıklayın

Bu Yazı Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

  • UYARI: T.C. kanunlarına uymayan, konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, inançlara saldıran, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Gündem
Anket amacından saptı
Türkiye
Turizm köyü Türk lirasına sahip çıkıyor
Dünya
Kahire'de bombalı saldırı: 6 polis öldü

Hava Durumu

10°
Detaylı Hava Raporu