img

Şerif Karakurt

18 Ekim 2015 00:54

OY’UN BÜYÜK TÜRKİYE


İnsanların kaderleri olduğu gibi, ülkelerin ve milletlerin de kaderi vardır. Ve bu kader sarmalında bazı kritik dönemler, bazen o ülkenin gelecekteki seyrini etkileyen kırılma noktaları olur.

Bizim de Türkiye olarak, hiç şüphesiz böyle kritik bir dönemin arifesinde olduğumuzu düşünüyorum. 1 Kasım’da yapılacak milletvekilleri seçimleri öncesi, ülkemizde uzun bir süredir devam etmekte olan ve birtakım karanlık güç odaklarınca planlanarak, ülkemize servis edilen mide bulandırıcı -ve bazen kendi kendime- ‘şeytanın aklına dahi gelmeyecek türden!’ dediğim şer planlarını kastediyorum.

Demokrasiyle yönetime gelmiş meşru bir hükümete karşı denenen 17 ve 25 Aralık darbe girişimi planlarıyla, gerçek yüzünü herkese gösteren ‘şer ittifakı’nın o günden beri ülkeye verdiği maddi ve manevi zarar artık herkesin malumu.

30 Mart yerel seçimleri ve 10 Ağustos Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde milletten tam bir ‘Osmanlı tokadı’ yiyen paralel ihanet çetesi şimdi de tüm umutlarını 1 Kasım’da yapılacak parlamento seçimlerine bağladı. Çünkü Ak Parti, 7 Haziran seçimlerinde birinci parti olmasına karşın hükümet kuracak yeterli milletvekili sayısına ulaşamamıştı ve 13 yıldır girdiği her seçimde oyunu sürekli yükselten bir parti olmasına rağmen, oy oranında geçen seçime kıyasla % 9 oranında şok edici büyük bir düşüş yaşanmıştı.

Türkiye’nin -tabiri caizse- ayağının taşa takılmasıyla iştahı bir hayli kabaran küresel şer odakları ve dâhildeki işbirlikçileri için de tarihi bir fırsat doğmuştu artık: 13 yıldır kesintisiz süren istikrarı baltalayarak, millete Eski Türkiye’yi yaşatmak.

PEKİ, TÜRKİYE NEDEN KÜRESEL GÜÇLERİN HEDEF TAHTASINDA?

Aşağıda bu soruya vereceğimiz her bir cevap, Türkiye’nin son 13 yıllık yakın tarihinde meydana gelen değişim ve dönüşümlere de ışık tutabilecek bir mahiyettedir. Madde madde gidelim:

  1. Tarihte değer üretebilmiş bütün milletler gibi Türkiye de artık kendini tarihin bir aktörü olarak görmek istiyor. Önümüzde artık tarihin akışını uzaktan endişeyle izleyen değil, o tarihe müdahale etme gücüne ve cesaretine sahip olan bir öznenin olması,
  2. Türkiye, Balkanlardan Ortadoğu’ya, Kuzey Afrika’dan Orta Asya’ya uzanan bu kadim coğrafyanın tarihini inşa eden kilit ülkelerin başında geliyor. Bu bölgenin kültür kodlarının oluşmasında Türkiye’nin hayati bir rolü var. İşte o Türkiye’nin, bugün bu coğrafyanın ve medeniyet havzasının ortak iyilerine ve doğrularına herkes adına sahip çıkabilecek tek ülke konumunda bulunuyor olması,
  3. Türkiye’nin son 13 yıldır inkâr politikalarını reddederek; ortak tarihi tecrübesine, ortak gelecek tasavvuruna ve ortak aidiyet duygusuna dayanarak, içinde barındırdığı farklı renk ve seslerini bir ahenge dönüştürme ve bundan milli bir güç devşirmenin hesaplarını yapması,
  4. Bir geleneğe dayanmak demek, bir köke sahip olmak ve bir kaynaktan beslenmektir. Ait olduğu geleneği reddederek bir kültür inşasına girişemeyeceğini anlayan Türkiye’nin, artık kendisiyle barışık, köklerine dayanan, tarihi ve jeo-politik derinliğinin farkında ve aynı zamanda dünyaya açık bir ufuk olarak bakmanın planlarını yapması,
  5. Bir imparatorluğu kaybetmek, toprak kaybetmekten daha fazla bir şeydir. Kaybedilen sadece bir devlet yahut siyasi güç değil, aynı zamanda bir ideal, bir büyük mefkûre, bir hafıza ve tarihtir. Türkiye de artık ‘’Şanlı bir milletin zelil ve hakir bir evladı, dinç ve zinde bir ırkın hasta ve sefil halefleri’’ olmayı kendine yakıştıramaması ve Osmanlı’nın yıkılmasıyla kaybettiği maddi-manevi değerleri tekrar kazanmanın amansız savaşını vermesi,
  6. Türkiye’nin Ak Parti hükümetleri döneminde izlediği ve Ahmet Davutoğlu’nun ‘’stratejik derinlik’’ olarak formüle ettiği yeni, çok yönlü ve çok boyutlu dış politika vizyonunun, artık dünyaya Türkiye’den bakmayı deneyen ve Türkiye’nin tarih, kültür ve coğrafya unsurlarını harekete geçirmeyi hedefleyen bir çerçeve sunması,
  7. Bugün, Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasi sınırları herkesçe malumdur. Fakat Türkiye’nin artık bu siyasi-coğrafi sınırların ötesine geçen geniş tarihi birikimi ve kültürel derinliği göz ardı etmemeye çalışması,
  8. Türkiye’nin, darbelere, çetelere, faili meçhullere, vesayetçiliğe, ayrımcılığa, inkâr politikalarına ve fiili, sistematik ve sembolik zulmün ve şiddetin her türüne karşı durabilen bir millet olarak artık güçlü bir gelecek vizyonu inşa edebilmenin hesaplarını yapması,
  9. Tarihinden gocunmayan, coğrafyasından kaçmayan, milletin aklına, irfanına ve vicdanına güvenen bir Türkiye’nin, artık kendi gücünün farkına vararak,  ‘’parçalanmış’’,  ‘’sığıntı’’, ‘’Avrupa’nın hasta adamı’’ gibi sıfatlarla anılan bir ülke olarak anılmaktan kurtulmaya çalışması,

İşte dokuz maddede nazara vermeye çalıştığımız bu sebeplerden ötürü Türkiye, bugün küresel aktörlerin küresel saldırılarına maruz kalmaktadır.

Çünkü artık tüm çehreler gayet net biliyorlar ki; şu dönemde Ak Parti nezdinde Türkiye’nin geleceği, İslam Dünyası’nın ve tüm mazlum coğrafyaların geleceğidir.

Türkiye’nin şu anda uluslararası platformda yalnızlığına aldırmayarak, tüm engelleme, tehdit ve ihanetlere rağmen başta Filistin, Suriye, Irak, Mısır, Myanmar, Doğu Türkistan, Balkanlar, Kafkaslar ve diğer tüm masum ve mağdur bölgelerin yanında durmaktan ve onların haklarını savunmaktan vazgeçmemesi ve Ahmet Davutoğlu’nun ‘’Mazlumlara sahip çıktığımız için hakkımızda verilen her gensoru, dünyada ve ahirette bizim için bir onur madalyasıdır!’’ haykırışı, bahsettiğimiz noktaya bir delil teşkil etmiyor mu?

Ak parti iktidarlarından önce, kendi kabuklarına sıkışmış, iç meselelerinin içinde boğulup kalan Türkiye, son yıllarda bu kabuklarını kırmış ve tüm muhtaçların umudu, İslam Coğrafyasının da en güçlü sesi ve son kalesi olmuştur.

Yukarıda belirttiğimiz gibi; tüm bu sebeplerden dolayı travma ve şok halini üzerinden atmaya çalışan büyük şer odakları, Türkiye’nin başını daha fazla büyümeden ezmek için küresel çapta büyük oyunlara başvuruyorlar. Bu büyük oyunu da, 1 Kasım’da sahip olduğu bir oy’unun büyüklüğünün farkında olan aziz milletimizin feraseti ancak bozabilecektir.

O halde gelin geçmişinden aldığı güçle, geleceği kucaklamaya hazırlanan Türkiye’nin içinde bulunduğu ve belki de bir defa telafisi olmayacak bu kritik süreçte oy’larımızın kıymetini bilelim. Milletçe ihtilaflarımızı bir tarafa bırakarak, bizi biz yapan ortak değerlerimize sahip çıkarak Yeni Türkiye’nin inşasına bir katkıda da biz bulunalım.

*

Son olarak; 1 Kasım seçimlerinin ülkemiz, vatandaşlarımız ve bizi ‘son kale’ olarak gören ve bu kalenin de düş/ürül/memesi için gece-gündüz dua eden Priştine’den Mogadişu’ya, Halep’ten Kahire’ye, Kuala Lumpur’dan Urumçi’ye, Bağdat’tan Lübnan’ın Kavaşra Köyü’ne, Patani’den Sudan’ın Soba Mahallesi’ne kadar tüm dost ve kardeş coğrafyalara hayırlar getirmesini temenni ediyorum.

Dua’mız odur ki; Müslümanlıkla yoğrulan yurdu, Müslümansız bırakma Allahım!

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Yazarın tüm yazıları için tıklayın

Bu Yazı Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

  • UYARI: T.C. kanunlarına uymayan, konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, inançlara saldıran, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Gündem
CHP'li Çerçioğlu'ndan Türk lirasına destek.
Türkiye
Şırnak'ta terör mağduru ailelere destek
Dünya
Haşdi Şabi, PKK’ya tanksavar ve uçaksavar verdi!.

Hava Durumu

Detaylı Hava Raporu