img

Gürbüz Sezgin

05 Ekim 2015 21:25

Nefret ve Vicdan


Haksızlığa uğradığınızda eliniz kolunuz bağlıysa ve eyleme geçemiyorsanız nefret etmekten başka çareniz kalmamış demektir. İsyan nefreti törpüler, nefret duygusunun içimize işlemesini engeller. İçe atılan her haksızlığa uğrama duygusu ya nefrete ya da depresyona dönüşür. Nefret, olayı yaşayan kişiye aittir, oysa vicdan, olayı dışarıdan seyredenlere.

Vicdan acımayla karıştırılır, tarafsızlık olarak algılanır. Ne var ki, vicdan, empati yoluyla açığa çıkar. Karşı tarafın acısını, haksızlığa uğramasını sanki kendi yaşamışçasına hisseden kişidir vicdanlı. Aynı zamanda vicdanlılık süreklilik ister. Olaylar ve kişiler arasında ayrım yaparak ortaya çıkarılan vicdan sahtedir. Vicdanlı insan taraf tutar. O hep haksızlığın, sahtekarlığın karşısında yerini alır. Kişiye bakarak değil, olaya bakarak tavır alır. Dolayısıyla vicdan sahibi, akıl yürütme, sağlıklı değerlendirme, ayrıntıları bilme becerisine de sahip olmalıdır. Her halukarda vicdanın sesine kulak vermek olaya müdahil olmayı, gerekirse kendini de tehlikeye atmayı göze alabilmelidir. Sessiz insanın vicdan sesi dedikodudan öteye geçemez. Bir bakıma, vicdan yaptırımı olan kişilere daha çok yakışır. Yaptırımsız vicdan bir anlamda sadece serzeniştir.

Vicdanlı insan da nefret eder, isyankardır. Nerede bir haksızlık görse, nerede çaresiz bir insan görse orada sesini yükseltmekle kalmaz, haksızlığı gidermeye, çaresizliğe çare olmaya çalışır. Bunu yapabilmesinin yolu haksızlık edenlerden ve haksızlıktan nefretten geçer. Haklı bir vicdanın kaynağı nefret duygusudur, nefretin kaynağı da vicdan.

Her nefret duygusunu vicdan olarak nitelemek de abesle iştigaldir, haklılığı da gerektirir. Asıl zor olan da haklılığın tesbitidir. Herkes kendini haklı bulabilir, felsefe de buna aracılık yapabilir. Ağzı iyi laf yapan, sesini yüksek perdeden çıkaran, olayın bir yanını es geçip kendi argümanlarını öne çıkaran kişi ilk bakışta haklı gibi görünebilir. Ayrıca herkeste tanıdığını, akrabasını, dostunu iyice değerlendirme yapmadan haklı görme eğilimi vardır, kah dışlanma, kah yalnız kalma, kah dostunu kaybetme korkusundan. Oysa bu davranışlar vicdanı sömüren, yokedilmesine vesile olan davranışlardır. Vicdanlılık adına vicdansızlık yapmak.

Yunan mitolojisinde iki savaş tanrısı vardır: Mars ve Athena. Aralarındaki fark Mars'ın vicdan tanımaması, Athena'nın vicdanlı olması, tabi Yunanlıya göre. Yunan ideallerine uygunluk haklılık göstergesidir onlara göre. Athena, Troya prensi Hector'un mızrağının isabet etmemesi için mızrağın yönünü değiştirir, Akhilleus'un mızrağını da tam isabet. Yunanlı burada baştan Troyalıları haksız ilan etmiştir, Yunanlıların galip gelmesini de bir hak. Mars ise düşmanını yok etmez, oynar onunla. Tıpkı kedinin fareyle oynaması gibi. Onun ahlak kaygısı yoktur. Peki Athena'nın ahlakı ne derece ahlaktır, sadece Yunanlıların çıkarına hizmet etmek ahlaki midir? Buna ancak çıkar ahlakı diyebiliriz, bir oksimoron olarak.

Bir savaşın ahlakını değerlendirirken savaşan kişinin değil, savaştıran kişinin ahlakına bakılır. Zira savaşan kişi silahlı bir silahtır. Bir bombayı yargılayabilir misiniz? Savaşan kişi nefret doludur, nefret olmadan savaşamaz. Tedirginlik içinde savaşılmaz. Tüm odağını ölmemek için öldürmeye vermiştir. O yüzden yargılanması gereken savaş kararını verenlerdir. Haklılık ve ahlak aranacaksa burada aranır.

Bir insan nasıl nefretle dolar? Bir çocuk düşünün, arkadaşlarının yapabildiğini yapamayan, kendisine reva görülmeyen, gerek yoksulluktan, gerek engellenmesinden. Zeki bir genç düşünün, kazandığı halde herhangi bir sebepten üniversiteye gönderilmeyen. Yeni evlenmiş bir genç düşünün, bazıları evlenirken ev, araba hediye edilirken, hep çalıştığı halde bir ev alamayan. Bir yaşlı düşünün, her yerde itilip kakılan. Çirkin bir erkek veya kadın düşünün, kimse tarafından sevilmeyen. Bir aydın düşünün, hiç fikri sorulmayan. İşte bunlar hep nefreti biriktirir. Kime isyan edeceğini de bilmez, dünya böyledir çünkü. Bir kez nefretle dolmaya görsün, bütün ahlaki normları ezer geçer veya ahlaklı kalmak uğruna depresyona girer. Desteği yoktur, dinleyeni yoktur, seveni
de. Sevilmek için güzelliğe/yakışıklılığa, şöhrete, zenginliğe ihtiyacı vardır. Zira çark böyle döner. Eline fırsat geçtiği an intikam anıdır, bütün nefreti açığa çıkaran şölen anıdır. Tam da bu anda kendisine sırt çevirenler şaşkınlık içindedir. Birden "vicdan"ları harekete geçiverir. Her şeye inanırken gözlerine inanamaz hale gelir. Tabi hemen nefretinden ötürü yargılanır. Ama ne önemi vardır ki, o anı yaşamak için ölümü bile küçümsemiştir. Bu kez sağır olan odur, ilk defa sağır olmanın hazzıyla.

O an, asıl vicdanın öldüğü andır.

Yazarın Diğer Yazıları

Yazarın tüm yazıları için tıklayın

Bu Yazı Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

  • UYARI: T.C. kanunlarına uymayan, konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, inançlara saldıran, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Bu Yazıya 1 Yorum Yapılmış

Tüm yorumları okumak için tıklayın

Gündem
Soylu'dan Dünya İnsan Hakları Günü mesajı
Türkiye
Turizm köyü Türk lirasına sahip çıkıyor
Dünya
İsviçre 2 bin Suriyeliyi kabul edecek

Hava Durumu

12°
Detaylı Hava Raporu