img

Muhammed Ali Uçar

14 Eylül 2015 02:03

Mülteciler Avrupa’nın sonu mu?


Mülteci tartışması Türkiye’de yaklaşık 4 yıldır gündemde. Diğer yandan Avrupa ise bu tartışmayla yeni yeni karşılaşıyor. Çoğunluğunu Suriyelilerin oluşturduğu mülteciler İsviçre, Almanya, Avusturya ve İskandinav ülkelerine gidebilmek için günlerce aç susuz yol alıyorlar. Avrupa ülkeleri ise mültecileri kabul etme konusunda farklı düşünselerde, genel manada ülkelerine mülteci kabul etmemeye çalışıyor.   

Mülteci krizinin bugün geldiği noktayı kavramak için öncelikle Avrupa’nın ne olduğunu, neyi ihtiva ettiğini anlamak gerekir. Nedir sahi bu Avrupa, ne menem birşeydir? Avrupa yeknesak bir yapıdan mı oluşur?

Avrupa Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Eski Üyesi Olli Rehn Avrupa’nın ne olduğu sorusunu şöyle cevaplandırıyor: "Bana sık sık Avrupa'nın nihai sınırlarının ne olduğu soruluyor. Ben de bu soruya, 'Avrupa'nın haritası, Avrupalıların zihninde çizilmiştir' yanıtını veriyorum. Coğrafya belli bir çerçeve sunar, fakat Avrupa'nın sınırlarını çizen şey değerlerdir. Genişleme Avrupa için bir değerlerini yayma meselesidir; en temel değerler ise, özgürlük ve dayanışma, hoşgörü ve insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğüdür."

Bu cümlelerde Avrupa’nın sınırlarla değil, belirli değerlerle çevrili olduğu ifade ediliyor. Bu durumda bugün Avrupa Birliği üyesi ülkelerin coğrafi sınırlarına çektikleri tel örgüler, yüksek duvarlar coğrafi sınırlar ihlal edildiği için mi çekiliyor? Yoksa göçmenler bu değerleri taşımadıkları için mi? Ya da göçmenler Avrupa’nın bu değerlerini varlıklarıyla yıktıkları için mi?

Avrupa’da Tanrı’nın varlığına olan inanç ülkelere göre değişmekle birlikte göçmen krizinde başı çekmekte olan Almanya’da %47, Avusturya’da %54, İsveç’te %23, İsviçre’de ise %48. Bahsi geçen ülkelerin temel özelliği ise kendilerini Refah Devleti olarak tanımlamaları. Refah Devleti ise, vatandaşların menfaatlerinin ilk sırada olduğu, insanların ben merkezli yaşadıkları, kendi yaşam kalitelerinden her ne sebeple olursa olsun ödün vermedikleri bir yapı. Örneğin Avusturya’nın başkenti Viyana’da 2013 yılında yapılan referandum da seçmenlere ‘Viyana 2028 olımpiyatlarına aday olsun mu?’ sorusu yöneltildi ve %71,94 oranında hayır oyuyla reddedildi. Hayır oyu verenlerin sebepleri ise şu şekildeydi: Kiralar ve konut fiyatları artacak, toplu taşıma araçları kalabalıklaşacak ve biz Avusturyalılar oturmaya yer bulamayacağız, caddelerimizde trafik artacak, sokaklarımız kirlenecek.

Şimdi tüm bunları bir matematik işlemi yapar gibi alt alta yazalım ve toplayalım. Karşımıza nasıl bir Avrupa tablosu çıkıyor ve bu Avrupa’dan mültecileri kabul etmesi beklenebilir mi?

  • Sözkonusu ülkeler Almanya, Avusturya, İsviçre ve İsveç
  • Toplumun en iyi ihtimalle yarısı Tanrı’ya inanıyor, dolayısıyla bir ahiret günü, hesap günü kaygısı yok.
  • Kişi başı düşen GSMH 45.000€ ve üzeri
  • Kendi refah seviyesinin ve dolayısıyla konforunun en ufak şekilde etkilenmemesi için olimpiyat oyunlarını dahi ülkesinde istemeyen,
  • Hristiyan olmalarına karşın, kendi konforlarına ve ekonomilerine zarar verdiği için Romanları ve Bulgarları sevmeyen bir toplumlar.

Yukarıda sayılanlardan sonra hala Avrupa’nın Suriyeli mültecileri almasını bekleyebilir miyiz? Sahi biz Avrupa’yı ne sanıyoruz? Medeniyetin beşiği, düşene yardım eden, mazlumun yanında zalimin karşısında olan bir topluluk mu? Batı ilk defa mı sessiz kalıyor? Bosna’da, Kosova’da ve daha bir çok yerde Avrupa ne zaman mazlumdan yana oldu ki bugün biz Avrupa’yı mülteci almamakla suçluyoruz.

Yazarın Diğer Yazıları

Yazarın tüm yazıları için tıklayın

Bu Yazı Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

  • UYARI: T.C. kanunlarına uymayan, konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, inançlara saldıran, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Gündem
Karadenizli esnaf Türk lirasına sahip çıkıyor
Türkiye
Ek iş olarak başladılar, 20 tonluk üretime ulaştılar
Dünya
Haydi Müslümanlar, şimdi !!!

Hava Durumu

Detaylı Hava Raporu