img

Havva Yücel ERGÜN

Mimhece

02 Ağustos 2015 11:12

Tahterevalli


Dünya bir tahterevallinin ortasında olmalı. Sağa kayınca depremler, sola kayınca heyelanlar… Tahterevallinin uçlarına eşit ağırlıklar koymuş olmalı Tanrı; pozitifle negatifi mesela, cennetle cehennemi, doğumla ölümü, sıcakla soğuğu…

Yasa bu; iki kutuplu bir dünyada yaşıyoruz. İki uç arasında gidip geldiğimizi fark etmeden yaşadığımız sıkıntılar, bizi denge noktasına çeken halatlar adeta. Asla tek bir kutupta, tek bir aşırı uçta varlığımızı sürdüremiyoruz. Denge noktasını bulmak ve o noktayı kaybetmemek için sürekli hareket etmek zorundayız.  Hareketsizliğin nelere mal olduğunu biliyoruz; durgun suyun koktuğunu, işlemeyen demirin ışıldamadığını, bereketin hareketle birlikte yaratıldığını… 

Doğunun da Batının da Rabbi Allah’tır.

Siyahın ve beyazın Rabbi de Allah olduğuna göre, iş; iki ayrı kutbun varlığını sorgulamak değil, o uçları nasıl kullanacağımıza kalıyor. Bu dünyada hayatımızı sürekli pozitif etkiler altında geçiremeyeceğimiz gibi, negatif etkiler altında da geçiremeyiz.  Biz ikisin arasında varlığımızı sürdürüyor ve adalet, yani dengeye kavuşmak özlemiyle yanıp tutuşuyoruz.

1792 yılında Mary Wollstnonecraft, kadının köle olarak kalmasının nedenini, yetişmesine engel teşkil eden ve hayattaki gerçek amacının erkeğe hizmet etmek olduğunu öğreten toplumsallaşma sürecindeki bozukluk olarak belirtmişti. Bu sesi dengeye çağrı olarak okuduğumuzda ve feminizm olgusunu tahterevallinin diğer ucuna konacak bir ağırlık olarak gördüğümüzde; iki aşırı ucun varlığına saldırı yerine onları denge noktasını bulmada kullanılacak araçlar haline getirebilir ve böylece adil olmanın yolunu bulabiliriz.

Meryem Suresinde ilgimi çeken bir ince ayrım vardır. Hz. Meryem doğum yapmak için köyünden uzaklaşıp kucağında bebeğiyle tekrar köyüne döndüğünde, Allah Meryem’den konuşma orucu tutmasını istemiş ve kendisine soru soranlara işaret diliyle oruçlu olduğunu ima etmesini emretmişti. Hz. Meryem’in yaşadığı toplum, kadın konusunda son derece katı geleneklere sahipti. Erkek egemenliğinin kutuplaştığı toplumda Allah’ın Meryem’i susturması ve kucağındaki erkek bebeği konuşturması son derece manidardır. Haddi aşmak endişesi taşımasam, erkek egemen bir toplumla kundakta yeni doğmuş erkek bebeği yüzleştirmesinde ilahi bir espri olduğunu bile söyleyebilirdim. Ayrıca, kadınların mabetlerde ibadet etmesinin yasak olduğu bir toplumda, Meryem’in “rükû edenlerle birlikte rükû et” emrine muhatap kılınmasını da başlı başına bir denge çağrısı olarak okuyan düşünürlerimiz vardır.

Son raddede diyeceğim o ki, tahterevallinin dengesi bozuksa, dengeyi sağlayacak başka bir uç ağırlığın ortaya çıkması kaçınılmazdır. Feminizmin varoluşunun anlamı da, işlevi de bence bu yöndedir, vesselam.

  

Yazarın Diğer Yazıları

Yazarın tüm yazıları için tıklayın

Bu Yazı Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

  • UYARI: T.C. kanunlarına uymayan, konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, inançlara saldıran, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Gündem
Karadenizli esnaf Türk lirasına sahip çıkıyor
Türkiye
Ek iş olarak başladılar, 20 tonluk üretime ulaştılar
Dünya
Haydi Müslümanlar, şimdi !!!

Hava Durumu

Detaylı Hava Raporu