img

Gürbüz Sezgin

25 Temmuz 2015 17:54

Evrensellik, Küreselleşme, Ümmet



Bireysel ve toplumsal hayatımızın büyük bölütavır, duruş, karakter edinmekle geçiyor. Büyük kavramları, ekolleri, felsefeleri, akımları, sistemleri belirleyen, aynı zamanda belirlenen hep sınırların çizilmesi, nadiren de sınırsızlık olmuştur. Siyasal, kültürel, ticari ve bilumum hayat tarzları hep kırmızı çizgilerden ibarettir. Beni ben yapan, ülkeyi ülke yapanmü sınırlarımızı belirlemek, sınırlar arasındaki dengeyi gözetmek ve o dengeler içinde uyum/uyumsuzluk, , sistemi sistem yapan ucu açık, esnek veya kapalı, sert çizgiler, tıpkı alın çizgisi gibi. Benim başkalarıyla iletişim şartlarım, ülkelerin başka ülkelerle, fikirlerin başka fikirlerle karşılaşma anlarında ortaya çıkıveren karakter çizgileri.. İnsan, ülke, inançlar kendi sınırlarını belirlerken, aynı zamanda sınırları aşmayı da arzular, belki de bu onların ölümsüzlük arayışlarıdır, kimbilir.. Kalıcı olmanın, sürüdürülebilir olmanın, ötekine kavuşmanın arayışı, bazen tutkulu, bazen de can yakıcı karşılaşmalar..

Evrensellik fikirlerin, küreselleşme sermayenin, ümmet inancın sınır tanımazlığını ifade eder genel olarak. Ama sadece bundan ibaret de değildir. Sınırları aşarken kültürünü de beraberinde götürür ulaşabildiği yerlere. Evrensellik umudu, küreselleşme umutsuzluğu, ümmet de kaderi. Üçünün de birbirine geçirgen, transparan, elekvari aşkınlıkları vardır. Bazen de tam zıtlıkları. Örneğin evrensellik ve küreselleşme iktidarı arzularken ümmet iktidarı reddeder. Evrensel iktidarı paylaşmaz küresel gibi. Tek kültürlüdür evrensel. Kendi sınıfsal ve ideolojik kültürünün her yere saçılmasını hedefler ama ulusal sınırlarını koruyarak. Kendisi yerinden kıpırdamaz, ruhunun dolaşımını talep eder. Oysa küreselleşme hareketlidir, Avrupa Birliği gibi ulusal sınırları kaldırıp herkesin dolaşımına açar. Öne çıkardığı özel bir kültürü yoktur, yani çok kültürlüdür. Aynı turistin yerel kültürleri dolaşıp para harcayarak kendi ülkesine dönmesi gibi. Ümmet kültürü ikisinin karışımı gibidir. Evrenselinki gibi tek (fikir değil, inanç) ama çoklukta tek. Irksal, sınıfsal, milliyetçi ayrımları aşar, biricik inancını her türlü kültüre eklemler. 

Bunun sonucunda evrensel ötekini düşman olarak beller, kendi ideolojisini dayatır ve savaşır. Küresel ise, sınıf, ırk, milliyet tanımaz ama dışlanmış bir grup yaratır, evsizler, mülteciler gibi. Ümmet ise ne sınıf ne de dışlanmış yaratır. Ötekinden sakınır sadece (takva) ve saldırıya karşı kendini korumaya alır. Ümmette hareket halinde olan ne fikirdir ne de insan. Onun hareket etmesine bile gerek yoktur. Zira Tanrı her yerdedir, herkesi ve her şeyi görür.

Evrensel, milli kimlikleri öne çıkarır. Sınıfsal ve toplumsaldır. Homojen bir yapı kurmaya çalışır. Dolayısıyla tümden hakim olmaya, hayatın her alanını kendi kültürüne uyumlulaştırmaya çalışır ve bu amacın gerçekleşmesi devrime bağlıdır. Devrimler de, önderler, liderler, başbuğlar yaratır kendiliğinden. 

Küreselleşme ise kimliksizdir, yersizyurtsuzdur, bireysel ve özgündür. Ne homojen, ne heterojen, tekildir sadece. Küresel iktidar biyo-iktidardır, yani kendiliğinden arzulamayı (dolayısıyla biyo-politika da arzulatma oyununu) kurgular. Değiştirmek değil, dönüş(tür)mektir amacı. Başkaldırı, dönüşümün öncülüdür, ilksel fişeğidir. Her şey simgeseldir. Bayrak, uğruna ölünen değil, bir ülkenin simgesidir o kadar.

Ümmet de evrensel gibi bir kimliğe sahiptir. Dini bir kimlik, daha da özel olarak islami bir kimlik. Ancak bu kimlik toprak sahipliğine değil, islam ahlakını sahiplenmeye yöneliktir. Ötekisiz, dışlanmışlıksız, hakimiyetsiz. Bu ahlakı korumanın yolu ne devrim, ne başkaldırıdır. Cihad kavramını geliştirir, nefsin savaşından silahlı direnişe kadar uzanan geniş bir yelpazede islam ahlakına zarar verecek her şeye karşı içsel ve dışsal bir savaş. Önderi de, sözcüsü de yoktur ve tüm otoritesi kutsal kitaba (Kuran'a) dayanır, tartışmasız tek yetkili olarak.

Evrenselin tek ve yüce ideası gerçeği aramaktır. Bu gerçek, inançlardan değil, bilimden ve doğadan gelir ancak. Dışarı akan ve dışardan gelen bu gerçek, inançlara dayanmadığı için antiteisttir. Küreselleşmenin gerçeği yoktur. Gerçeğin yerini simülakrlar almıştır. Daha doğrusu, o kadar çok gerçek vardır ki, gerçeğe ulaşmak boş bir çabadır, gereksizdir, hatta imkansızdır. Zira gerçek sürekli değişkendir, akıcıdır, insana ve topluma yapışmaz. Tanrıyı ne kabullenir ne reddeder. Agnostik, yani bilinemezcidir, tıpkı gerçek gibi. Ümmet ise, gerçeği sadece hakikatin görüntüsü olarak algılar. Zira hakikat, en yüce gerçeğin, Tanrının insanda bıraktığı izdir. En yüce hakikat ise, ne evrenselin ölümsüzlüğü, ne küreselin ölüm korkusudur, ama ölümden sonraki yargı ve bu yargının kadersel sonucudur.

Evrenseli deneyimledik, milyonlarca insan öldü, sevmedik, attık. Küreseli deneyimliyoruz ama ruhsuz ve bitkin. Ümmeti deneyimlemek belki en insani olanıdır. Heyecan verici görünüyor.

Yazarın Diğer Yazıları

Yazarın tüm yazıları için tıklayın

Bu Yazı Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

  • UYARI: T.C. kanunlarına uymayan, konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, inançlara saldıran, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Gündem
3 komutan DAEŞ'den ayrılıp muhaliflere katıldı
Türkiye
Düğünde dolara izin yok
Dünya
Suriyeliler de dolara karşı harekete geçti

Hava Durumu

Detaylı Hava Raporu