img

Havva Yücel ERGÜN

Mimhece

23 Temmuz 2015 17:22

Cehennem Başkalarıdır


Anlamakla anlatmak arasındaki yolda bir şeyler ters gidiyor. Kimi sözcükler aşırı anlam, kimi sözcükler de yetersiz anlam yüklemesinden şikayet ederek greve giriyorlar sanki. Bazı sözcüklerse işsiz.

İnsanların toplu yaşadıkları yerlerdeki gruplaşmalar; aynı çatı altında, aynı sözcüklerle konuşulan farklı dilleri meydana çıkarıyor. Her grubun kendine özgü bir üslubu, kelimelere yüklediği anlamları oluyor. Anlamak  ve anlatmak arasındaki yol; yüklenen anlamların uyuşmaması, çakışmaması nedeniyle trafiğe kapalıysa, bizi kaynaştıran, sınırlarımıza ötekinin sınırlarını katan birer araç olması gereken kelimeler; bizi kendimize hapseden  tuzaklara dönüşebiliyor.

Kimi zaman anne kızın geliştirdiği dil babayı dışarıda bırakıyor, anne babanın geliştirdiği dil ortanca çocuğu, patronla işçinin geliştirdiği dil diğer patronu, ABD ile İsrail’in geliştirdiği dil Filistin’i dışarıda bırakıyor; çoğu zaman kelimeler bizi dışarıda bırakıyor; anne çocuğu anlamıyor, koca eşinden uzaklaşıyor, baba oğluna ulaşamıyor.

Kelimeler aslında ne taşıyor?

Çocukluğumun en kötü karakteri  İskeletordu. Biraz daha büyüyünce Freddy ile tanıştım. Korkularımın bir sınırı olduğu günlerdi. Freddy, korkuların ve kötücül gücün asla bir sınırının olmadığını göstermişti. En çok neyden korktuğum konusunda hiçbir fikrimin olmadığını sonra anlayacaktım. ‘Korkulacaklar’ olarak etiketleyeceğim olay ve olguların;  yaşama işi sırasında, deneyimlerim ve hayal gücümle sınırlı kalamayacağını, çünkü her an öteki ile karşılaşmak üzere olduğumu, öteki ile çarpıştıkça ya da yan yana yürüdükçe, yahut ötekine sarıldıkça, kendi sınırlarıma ötekinin sınırlarını da kattığımı, korku ve kaygının her haber bülteni, her film, her dedikodu, her şehir efsanesi ile hacmini genişlettiğini anlamam yıllarımı alacaktı. Aslında tüm bunlar konuşarak olmuştu.

Kelimeler ve imgeler zihnimizdeki bir prizmadan geçtiğinde, anlam paketinin içinden duygular da çıkıyor. Kelimeler;  birer nesneye, eyleme, söyleme dönüşmeye başladığında; yani işitilme aleminden görülme alemine yol alırken, artık ne söylendiğinden çok nasıl söylendiğinin de önemli olduğu bir uzamda, taşıdığı anlamların bir kısmını kulağa, bir kısmını da göze yollarken, duyguları da hedefine koyuyor.  “Hoş geldiniz” derken karşınızdaki insanı dövebilmenin, “seni seviyorum” derken onu yok sayabilmenin, “senden nefret ediyorum” derken “git de eve ekmek getir” diyebilmenin imkânlarına kavuşuyoruz sonra. Özgürlük derken sömürünün, güvenlik derken esaretin,  aşk derken şehvetin, şefkat derken zorbalığın imkânlarına…

Kelimeler bizi neden dışarıda bırakıyor?

Kelimelerle reklam yapabilir, kuyu kazabilir ya da iletişim kurabiliriz. İletişim denen şeyi, kendi sınırlarımızı korumak amacıyla benliğimiz etrafına kazılmış bir mevzii gibi düşündüğümüzde; eşin eşe,  kardeşin kardeşe, arkadaşın arkadaşa söylediği her söz, birer manipülasyon aracına dönüşür; manipülasyon aracına dönüşen  her kelime,  bir bumerang gibi gelip bizi vurur. Çünkü manipülasyon, öteki’yi bir tüketim nesnesi haline getirir, tüketilen her şey kullanılabilir olmalıdır ve kullanmak, benlik uğruna öteki’yi imha etmektir. İmha etmek istediğiniz şeyin sizi işitecek bir kulağı, sizi görecek bir gözü yoktur artık.

Sonra, ‘cehennem başkalarıdır.’

Yazarın Diğer Yazıları

Yazarın tüm yazıları için tıklayın

Bu Yazı Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

  • UYARI: T.C. kanunlarına uymayan, konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, inançlara saldıran, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Gündem
Karadenizli esnaf Türk lirasına sahip çıkıyor
Türkiye
Ek iş olarak başladılar, 20 tonluk üretime ulaştılar
Dünya
'Türkiye ile gizli bilgileri paylaşacağız!'

Hava Durumu

10°
Detaylı Hava Raporu