img

Gürbüz Sezgin

20 Temmuz 2015 21:25

Cemaatten Topluma


Rabelais 16. yüzyılda yazdığı Gargantua adlı eserinde, kapısının alınlığında "Fay ce que voudras" (istediğini yap) yazan Thélème manastırı kurgulamıştı. Adeta hazcılığın, bireyselciliğin, ahlak sınırlamazlığın ütopyası olarak, ilerde kapitalizmi etkileyecek ilk cemaat yapılanmasıydı bu manastır.

Yıllar sonra, fransız devriminin hemen akabinde, devrimden hiç hoşnut kalmayan Saint-Simon, ilerde Marks'ı da etkileyecek ilk komün cemaatinin yaratıcısı olarak anılacaktı. Bir anlamda modernizmin içeriği olacak pozitivizm ve determinizm temelinde seküler bir toplum tasavvuruydu. Saint-Simon komününde her komün üyesi birer birey değil, idea(l)in savaşçısı ve yürütücüsüydü. Marks daha sonra bu anlayışı genişleterek ve cemaatten topluma dönüştürerek sosyalist-komünist toplumun felsefi temellerini oluşturacaktı.

Oysa her ikisinden yüzyıllar önce ilk cemmat fikri islami düşünceden gelmişti. Bu cemaat tipinde ümmetçi anlayıştan dolayı ulus-devlet sınırlarına ihtiyacı yoktu. Bu yersiz yurtsuzluk aynı zamanda onu bütün ırkçı, milliyetçi düşüncelerden uzak tutuyordu. Varlık nedenini bir kişinin fikirlerinden değil, Allah'ın kitabı Kuran'dan aldığı için değişmez ahlaki kurallarının olması doğaldı. İslami cemaat liderinin görevi kuralları belirlemek değil, onları düzenleme, cemaati birarada tutmaktı. Ancak bu böyle yürümedi ne yazık ki. Cemaat liderleri kendilerine ağa, efendi, hoca sıfatları vererek kendini cemaatin en üst noktasına yerleştirecek, böylece yapay örgütlenme yerine hiyerarşiye dayalı dikey olarak örgütlenecekti. Oysa Peygamberimiz bile dikey örgütlenmeye izin vermemişti. Cemaat liderleri cemaatlerine kendi isimlerini vermekten çekinmeyecek, liderliği çocuklarına devredebilecek ve bir çoğu cemaat üyelerinden topladıkları yardımları kendi çıkar ve amaçları için kullanabilir hale geleceklerdi. Ne kadar baskıcı ve çıkarcı olursa olsun, modernizmin kamusal alan yasağı yüzünden pek dağılmadan varlıklarını sürdürebilmişlerdir.

2002 yılında Ak Parti bütün cemaatlerin desteğini alarak iktidara geldi. Tabi cemaatlere önemli paylar verilerek. Ak Parti iktidarıyla birlikte, önceden yasaklanmış olan kamusal alan cemaat üyelerine de açılmış oldu. Ancak, kamusal alan 90 yıldır kapitalizmin ve sekülerizmin adet, gelenek ve kültürüyle donatılmıştı. Yani özgürlük, demokrasi, tüketim arzusu, sanat ve edebiyatıyla. Cemaat yapılarının kabuğundan başını çıkaran her birey, alışkın olduğu dayanışmacı, fedakarlığa dayalı islam kültürüyle kapitalizmin ve aristokrasinin kültürü arasında bocalama yaşadı doğal olarak.

O güne kadar sorulmamış sorular, sorgulanmamış durumlar, ilişki biçimleri, yaşam tarzları sorulur, sorgulanır ve tartışılır hale geldi. Üstelik internet hızıyla. Kapitalist değerler dindar erkeklere çapkınlık yapma olanağı dışında pek bir avantaj sunmuyordu. Hatta rekabetin stresi onları ürküttü bile denilebilir. Oysa dindar kadınlara hatırı sayılır "nimet"ler sunuyordu. Cemaatte iken üzerinde kurgulanan yaptırımlara karşı özgürleşme, ev kadınlığının zorunlu hali olan eşin verdiğiyle yetinmeden çıkıp özgürce çalışabilme, kazandığını istediği gibi harcayabilme imkanı sunuyordu. Seküler kültürün olmazsa olmazı, kadına kur yapma, kadın için "emek" harcama ve baştan çıkarma oyunları cemaat kadının başını döndürmeye yeter. Bu sarhoşlukla kimi boşandı, kimi başını açtı, kimi de antiteist oldu. Haliyle bu durum islami kesimin kadınları ve erkeleri arasında derin kavgalara, sürtüşmelere yol açtı. Yapacak bir şey yoktu. Zira baskıyı artırmak, dışlamak zaten islami ahlaka uygun değildi. Böylece gelişmeler kadere terkedildi.

Elbette bu parçalanmışlıklar yeni oluşumların da habercisiydi. Bir taraftan cihad anlayışı yükselirken, diğer taraftan da islami kuralların gevşemesine, yumuşamasına doğru gidiliyordu. Ortası eriyordu. Ortadoğudaki gelişmeler, Avrupa'daki islamofobi cihadçı çevreyi genişletirken, özgürlükçüler batı kültürünün çökmüşlüğünden, sıkışmışlığından habersiz olarak derin sulara kulaç atıyordu.

Seküler camiada dıştan estetik görünüşünün arkasında depresyon hapları, içki ve uyuşturucuyla unutma çabası, nihilizm, cinsel savrulmalar, çıkarcılık, korku ve endişe, yalnızlık, mutsuzluk, huzursuzluk, stres ve kaygıdan başka bir şey yoktur. Bunu görmek için illa da deneyimlemek mi gerekir sanki. Zaten böyle olmasaydı islamofobi olmaz, kendilerinden emin bir şekilde hoşgörüyle bakılırdı. Dini inancına bağlılık, hatta başını örtüyor olmak sekülerizmin batağına saplanmayı önlemez.

Postmodern seküler camianın felsefeci ve sosyologları cemaatleşmenin yollarını ararken, dini cemaatlerin modern topluma dönüşme çabaları, modernizmin argümanlarına sıkı sıkıya sarılmaları hayli manidar. Deleuze ve Guattari'nin ortaya attığı rizom, yani ağsal örgütlenme biçimi aslen cemaatsal bir örgütlenmedir ama lidersiz ve baskısız biçimiyle. Cemaat yapılarının eski olumsuzlukları törpülenip yenilenebilseydi, dikey örgütlenmeden dikey örgütlenmeye geçilebilse, içi boş liderler yerine islam bilgini veya felsefecilerine yer verilebilse, herkese eşit statü verilse dünyada eşsiz örnek olarak gösterilebilirdi.
Yine de çok geç sayılmaz. İnşallah diyelim.

Yazarın Diğer Yazıları

Yazarın tüm yazıları için tıklayın

Bu Yazı Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

  • UYARI: T.C. kanunlarına uymayan, konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, inançlara saldıran, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Bu Yazıya 1 Yorum Yapılmış

Tüm yorumları okumak için tıklayın

Gündem
Mescid-i Aksa baştan başa yenilendi
Türkiye
Meteorolojiden 20 il için fırtına uyarısı
Dünya
Almanya'nın gizli belgelerini yayımladılar

Hava Durumu

11°
Detaylı Hava Raporu