img

Havva Yücel ERGÜN

Mimhece

06 Temmuz 2015 23:14

Ve Kirlendi Dünya


Kadınların Tanrısı kadına doğurganlığı bahşetti, Erkeklerin Tanrısı erkeğe hükmetmeyi; ya Ötekinin Tanrısı?

Oluşumuzdan ölüşümüze kadar varlığımızı ötekinin ellerinde buluyoruz. Ötekinin rahminden, ötekinin ellerine atıldığımız günden beri, kendi ayakları üzerinde durmaya adaklanarak yürümeye başlıyoruz. Tek ayaküstünde durmaktan yorulduğumuzda bizi dik tutacak, yürüyüşümüzü sürdürmemizi sağlayacak koltuk değneklerini, protezleri, olumlamaları da çoktan icat ettik ve büyüdük.  Tek kaygımız kendi benliğimiz, refahımız, düşüncelerimiz… Ötekinin varlığı, iç sahnemizde oynayan filmin figüranlarından başka bir şey değil. Öyleyse neden hala ay yarım, eller beceriksiz, gün karanlık?

“Ah, büyüdük dünya zamanıyla

Oysa hala ana rahmindeyiz.”

 

Olumsuz olan her şeyden kaçmanın yollarını ararken kendimizi kandırmanın tadına kolayca alıştık.  Mantıktan, olumlamacı telkinlerden ve ilaçlardan oluşan düzenli ordular kurarak korkuları, kaygıları, bir türlü dolduramadığımız boşluğu, yalnızlığı zapturapt altına aldık. Her şeyin iki’ye ayrıldığı bir dünyaya bakıyoruz şimdi; biz kendimizi tekledikçe ikiye ayrılan yollar, ikiye katlanan kişilikler ve ikiye bölünen Tanrı.

Biz kendimizi; iyinin, pozitifin, olumlunun, güzelin, güzel kokunun, temiz kedilerin Tanrısına yakın buluyor; kötünün, negatifin, çirkinin, kötü kokunun, kirli kedilerin Tanrısını ise öteki’ye yakıştırıyoruz. Fiziğin ve metafiziğin Tanrıları karşısında taraf tutuyor, dindarları metafiziğin Tanrısına bırakıp kendimizi fiziğin Tanrısına adıyoruz. (ya da tam tersi)

Ötekine rağmen biricik olma sanrısı, dünyayı bir nesneler cehennemine çeviriyor. Birer nesneye dönüştürdüğümüz ötekiler arasında; iletişim, sevmek, dönüşmek de birer nesneye dönüşüyor; günde tek doz yabancı, bin doz ‘ben’!

Ötekinin aynasına bakmadan tanıdığımız ‘ben’, yani yarım  ‘ben’imiz; ötekinin gözündeki yabancılığımızı yenmeye yetmiyor. Tek başımıza var olamadığımızı, kendi kendimizi üretemediğimizi, ötekinden gelecek olumlu geribildirimlere muhtaç olduğumuzu, çünkü aslında ötekinin Tanrısı tarafından yaratıldığımızı, vermek eylemine alanın değil en çok bizim ihtiyacımızın olduğunu fark etmekle bozulacak bir kara büyü bu.

“Bireyselleştik ve kirlendi dünya.”

Bireyselleştik,  çünkü olumsuz olan her şeyi  ‘Ötekinin Tanrısı’nın sunmak baş döndürücüydü. Bireyselleştik, çünkü ellerimiz vermeye az geliyordu. Bireyselleştik, çünkü hiç kimse için yapabileceğimiz bir şey yoktu. Bireyselleştik çünkü arz talebi getiriyordu ve kendimizden başka bir arz’ımız yoktu. Bireyselleştik, çünkü artık toplum tarafından kurtarılmak yok. Bireyselleştik, çünkü ‘her koyun kendi bacağından asılır, babana bile güvenme,  düşenin dostu olmaz, bana dokunmayan yılan bin yaşasın’lar dilimizden düşmez oldu.

Gittiğimiz yön, Richard Sennett’in sözünü ettiği yönü gösteriyor:

“Günümüz kapitalizminde karşılaştığımız karakter sorunu budur işte. Ortada bir tarih var ama insanlarca paylaşılan bir mücadele anlatısı ve dolayısıyla ortak bir kader yok.”

Vesselam.

Yazarın Diğer Yazıları

Yazarın tüm yazıları için tıklayın

Bu Yazı Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

  • UYARI: T.C. kanunlarına uymayan, konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, inançlara saldıran, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Bu Yazıya 1 Yorum Yapılmış

  • Banu Eker

    07 Temmuz 2015 07:23

    Cevap Ver

    Şöyle bir dakikalığına tefekkür edebilsek göreceğiz ki herkesin bir tanrısı var ve herkes aynı zamanda Allah yolunda 'yuvarlanıyor'
    İşte bunlar hep 'zannetme' sanrısı
    İşte bunlar hep 'o yaptı, ben niye yapamayayım?' hasetçiliği
    İşte bunlar hep 'bu yaşıma kadar kadar yuvarlandım, iyice aşındım, bu saatten sonra yosun tutmam' gafleti.

Tüm yorumları okumak için tıklayın

Gündem
Kamplarda 78 bini aşkın Suriyeliye eğitim veriliyor
Türkiye
Şırnak'ta terör mağduru ailelere destek
Dünya
Bangladeş'te Müftü Abdul Hannan'a idam cezası onandı

Hava Durumu

Detaylı Hava Raporu