img

Daşdemir Mahmandarov

04 Temmuz 2015 19:17

İmamı Düzeltmek


Cahil “secde” etti, oysa“kıyam” vakti idi. Muhammed İkbal

İslam literatüründe “imam” sıkça kullanılan ve anlam itibariyle de geniş bir kavramdır. Kelimeninin anlamı namaz imamlığından, İslam devlet başkanlığına değin değişik, aynı zamanda da geniş bir alanı ifade etmektedir. Klasik dönemde bu kadar geniş bir alanda kullanılmasına rağmen günümüzde imam kavramı sadece namazda imamlık vazifesini yerine getiren için kullanılır olmuştur. Bu kavramın tek bir anlama indirgenmesinde tarihi koşulların ve değişen konjöktürün de payı vardır.

Bu yazıda ifade etmek istediğimiz konu imam kavramının tarihsel değişim veya dönüşümü ya da bu dönüşüme sebep olan koşulları açıklamak değildir. Yapmak istediğimiz devlet başkanı olan imama ve namaz kıldıran imama karşı halkın tutumunu ortaya koymaktır. Namazda hata yapan imamın hatasını düzeltme yetkisini (hatta imamın hatasını düzeltmek farzdır ki, düzeltilmezse namaz batıl olacaktır) halka veren bir din (İslam) bu yetkiyi devlet başkanı olan imamın hatasını düzeltme hususunda da halka tevdi etmiş midir? Yazımızda ilk olarak üzerinde duracağımız husus, cevabını arayacağımız soru budur.

Bu soruya cevap olarak şu rivayete bakalım.İkinci halife, adalet vasfı yüzünden "Faruk" denilen Hz. Ömer ilk halife seçildiğinde halka yaptığı konuşmasında kendisinin hata yapması halinde halkın ne yapacağını sormuştur.  Halktan biri ise kılıcını göstererek “seni bu kılıcımızla düzetliriz” cevabını vermiştir. İslam`ın imamın hatasını düzeltme yetkisini halka verdiği bu ve benzeri rivayetlerde de aşikardır.

Namazda hata yapan imamın düzeltilmesi hususunda ümmetin fikir birliği mevcuttur.Fakat sorunun ikinci kısmı ehemmiyeti itibariyle sadece fıkıh alanında değil tüm alanlarda tartışmalara konu olmuş ve hala da sonuç elede edilmiş değildir. Zira konu önemine binaen akide, müamelat, sosyal ve siyasal alanların merkezine alınmıştır.

İslam hata yapan devlet başkanını doğrultmayı, hatasından dönmesi için zorlamayı bir yetki olarak halka vermişken bu hüküm ve durum sonraki dönemlerde nasıl veya neden değişmiştir? Ve zorbalığın, totalitarizmin ortadan kalktığı bir zamanda bu görüş nasıl savunulur? Hatta bir dini gurubun temel inanç ilkeleri arasında nasıl yer alır?

Bu sorular bizim toplumsal ve siyasal yaşamımızın boyutlarını sorgulamak için gerekli olan sorulardan bazılarıdır. Biz adaleti, zorbalığa boyun eğmemeyi, zulmün karşısında dik durmayı miras aldığımız halde günümüzde İslam coğrafyasının durumu hiç de iç açıcı değildir. Despotizmin egemen olduğu devlet sistemi ve zorbalığı kabullenmiş çoğunluk hükümrandır Ortadoğu`da. Günümüzde siyasi yapılanmadan, sivil toplum kuruluşlarının etkinliğinden mahrum olan bu bölge ve müslüman toplum kendisine zulüm eden imama karşı çıkmakla yükümlü olduğunu bilmelidir. Fakat asırlarca imama karşı çıkılmaz diye yetiştirilen bir toplumdan, imamı sadece namazda hata yaptığı için düzelten bir toplumdan bunu kısa zamanda yapmasını beklemek saflık olacaktır. Bunun için müslümanlar yeniden iman edecek, dini yeniden öğrenecekler. Bu dini bir konu olmanın dışında aynı zamanda da toplumsal yaşamın bir şartıdır.

İnsanlar kendilerini çevreleyen tüm prangalardan, zalim imamın zulmünden kurtulmak için ona karşı çıkmalı ve hatalarını düzeltmelidir. Namazda hata yapan imamın hatası düzeltilmediğinde namaz nasıl batıl olacaksa, toplumun yönetiminden sorumlu olan imamın hatasını düzeltmemek de toplumsal yaşantıyı sarsacak, insanların onurunu ayaklar altına alacak, adaleti bozacaktır. Ki bu işin kazası da basit değildir. Bir toplum bozulmaya yüz tuttuysa onun geri döndürülmesi zordur. Bir toplumda adalet işlemiyorsa tüm toplum yozlaşmıştır. Bir hadiste  bu durum şöyle tanımlanmıştır; adaleti çiğneyen devlet adamlarını cezalandırmayan milletler çökmek zorundadır.

Tarih boyunca İslam coğrafyasında despot yönetim hakim olmuştur. Bunun  nedenlerinde en önemlisi Sünni siyasi düşüncesindeki “imam zalim de olsa itaati hakeder” ilkesidir. Bu ülemanın çoğunluğunun görüşü olmasa da, bunun tersi görüşleri savunan alim ve mücahitler olsa da genel kabul bu yönde olmuş ve sünni siyasal akidesinde temel faktör olarak ağırlığını hissettirmiştir. Batı totalitar rejimlerden kurtulmuş, insan haklarının, insan hayatının önemli olduğu bir toplumsal ve siyasal düzen kurabilmiştir. Eksiklikleri iman, ahlak olsa da insan gibi yaşamın önemli olduğu ve insanın ucuz meta olmadığı bir sistem oluşturmayı başarmışlardır.

İslam coğrafyası yani müslümanlar ise iman ve ahlakla donatılmış olsalar da, insan hayatı korunması gereken beş temel husustan biri olsa da, insanca yaşamanın merkezi olan bir düzen kurabilmiş değildirler. Bizce buradakı temel eksiklik despotizme itaatin de İslam ahlakı içerisine yerleştirilmesi ve müslümanlara din gibi öğretilmesidir. Peki bu öğreti nasıl din olma vasfını koruyabiliyor sorusu cevabını bulmayı beklemektedir yukarıdaki diğer sorular gibi. Bu sorulara başkaları da eklenebilir ve uzunca cevaplar da bulunabilir. Zaten asırlarca bu konu üzerinde müzakereler yapılmış, kitaplar yazılmıştır. Şimdi yeni müzakereler, yeni kitaplar yazmak bu işi düzeltecek mi? Sadece yazmak, konuşmak düzeltmez tabii. Eylem de gerekir. Müslüman toplumların özellikle de gençlerin yeni kuracakları gelecek ne Batı`nın ahlaksız, değerlerden yoksun ne de Doğu`nun despotik, insan hayatının hiçe sayıldığı bir toplum olacaktır. Müslüman toplum iyiliği emredip kötülükten men eden bir toplum olacaktır. Böyle bir toplum kendini de, imamını da gerektiğinde düzeltmesini bilecek bilinçte olacaktır. Cemaat bilincinde olan müslümanlar toplum bilincini kazandıkarı zaman bu devrim gerçekleşecektir.

Yazarın Diğer Yazıları

Yazarın tüm yazıları için tıklayın

Bu Yazı Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

  • UYARI: T.C. kanunlarına uymayan, konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, inançlara saldıran, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Gündem
Başbakan yeni sistemin ayrıntılarını açıkladı
Türkiye
Şırnak'ta terör mağduru ailelere destek
Dünya
İran Meclis Başkanı'ndan yerli para kullanımına 'yeşil ışık'

Hava Durumu

Detaylı Hava Raporu