img

Gürbüz Sezgin

28 Haziran 2015 21:13

Kullanışlı Aptal: Siyasal İktidar


Postmodernizm, sosyolojiden tutun da psikolojiye kadar bir takım değişimlerin, dönüşümlerin hikayesidir.

Bu dönüşüm devrimle gerçekleşmeyince toplumun her kesimince hemen farkedilmiyor. Ancak başımıza gelince "ne oluyoruz" duygusu yaratıyor. Şaşırtıyor şaşırtmasına ama üzerinde pek durulmuyor ve gelip geçiyor. Mesela devleti hep yaptırımcı, belirleyici, baskıcı, ceberrut olarak biliriz, bazen alışıldık tepkiler verse de. Eskiden ekonomiden kültüre, bilimden kılık kıyafete, her şeye karışıyordu.

Hangi ekonomik model uygulanacak, ihaleler hangi şirketlere verilecek, ne tür şirketlerin kurulmasına izin verilecek, nasıl bir dış politika izlenecek, hangi bilimsel alanda çalışmalara ağırlık verilecek, nereleri turizme açılacak ve daha bir sürü belirlemecilik. herhangi bir insan herhangi bir faaliyet yapacaksa devletin ağzına bakıyordu.

Sanayiciler devletle yakın temas kurmaya bakıyor, okulu bitiren devlete kapağı atmaya çalışıyordu. Şişirilmiş devletin vatandaşı da şişirilmiş bir travmanın öznesiydi adeta. Postmodernizm ve küreselleşme, devletin küçülmesini, belirleyicilikten denetimciliğe evrilmesini öngörüyordu.

Artık ticaret de, bilim de, kültür de kendi içinde bağımsızlaştı. Yani kendi kararlarını uyguluyor, daha sonra devletin denetimine sunuyordu, tabi devleti ilgilendiren bir konuda. Eskiden adeta kralın tahtına oturmak gibi görülen siyasal iktidarı ele geçirme, hükümet kurma gereksiz bir sorumluluğa dönüştü.

Zira herkes devleti denetleyebilir hale geldi. Hükümet, öyle "ben yaptım oldu" diyemiyor, devletin denizinde yüzemiyordu. Siyaseti uluslararası dengeler, ulusal dengeler belirler hale gelince hükümet etkisiz elemandı. Bu kez avantaj devleti denetleyenlere, yani muhalefete geçti.

Üstelik sırtında yumurta küfesi olmadan, sorumluluk duymadan, ağırlık hissetmeden. Devleti yönetmek bundan böyle aptalca bir işti, alay konusu yapılabilirdi. Tıpkı hiçbir avantajı olmayan apartman yöneticiliğini bütün sakinlerin birbirinin üzerine atmaya çalışması gibi.

Üstelik, sokakta aç kalan kedinin, cadde kenarında kesilen ağacın sorumluluğunu iktidara yükleme kolaylığı da cabası. Modernizmi tam yaşayamayan, seküler kurnazlıkları öğrenememiş dindarlar ve kürtler tam da böyle bir ortamda devleti yönetmeye talip oldu veya hayalini kurmaya başladı, devletin dönüşümünden habersiz. 10 dairelik apartmanda 8 dairenin sahibi aynı kafadaysa, diğer 2 daire sahibinin yönetici olmasında bir sakınca yoktu.

Nasıl olsa 8 daire olarak belirleyici olacaklar, yöneticiye istediklerini yaptırabilirlerdi, hem de acımadan eleştirerek. Oysa yönetici ne ideallerle yönetici olmuştu. Siyasal iktidar artık korkunun öznesi değil, nesnesi olmuştu. Korkutan ve korkulan değil, korkutma nesnesi haline gelmişti, bir öteki, bizden olmayan, kaçınılması gereken bir nesne. Devletin önemsizleşmesiyle kamusal alan da gereksiz hale geldi.

Büyük alanlarda toplanarak, gösteriler düzenleyerek, sivil toplum örgütleriyle sesini duyurmaya gerek kalmamıştı. Her şey facebook ve twitter üzerinden yürüyebilirdi. Muhalefet konularının büyüğü, küçüğü kalmamış, her konu muhalefet konusu olabilirdi, ağaçtan inemeyen bir kedi bile. Konu kısıtlaması yoktu, küfür ve hakaret serbestti. Ama hiçbir olay sürekli gündemde tutulamazdı, sürekli bir akış halinde olmalıydı.

Ayrıca kamusal alan/özel alan ayrımı da ortadan kaldırıldı. Zayıflamak kamusal bir mesele, mahalle baskısı özel bir meseleye indirgenmesi sorun olmazdı. İnsan psikolojisi de değişti doğal olarak. İdealist insan tipi ortadan kalktı. Aynı duygudaşlık hissi de. Arada sırada Özgecan olayındaki gibi kısa bir süre ortak duygudaşlık yaşayabilir, hemen sonra fabrika ayarlarına dönülebilirdi.

Avrupa'da islamofobi dışında bir kimlik çatışması olmadığından duygudaşlığa da gerek yoktu. Her ne kadar Türkiye'de kimlik siyaseti sürüyor olsa da tutarlılığa, etik bir duruşa gerek kalmamıştı. Bugün savaş yanlısı olabilir, yarın barışçı kesilebirsin. Kendi içinde ırkçı, dışarıya karşı demokrat görünebilirsin.

Bütün bilindik kurallar, ahlak çöpe atılabilirdi. Zira amaç için her yol mübah sayılırdı. Korkularını üzerinden atmanın en iyi yolu karşındakini korkutmaktı. Böylece korku alanları genişletildi, korkular topa dönüştürülüp kaleleri yıkmakta kullanıldı. Hal böyle olunca, sol entellektüeller solu iktidar yapmaktan kaçındı yıllardır.

Devlet Bahçeli yeni uyandı ve bugün tüm koalisyon olasılıklarının içinde yer almamaya çalışıyor. Ak parti tek başına iktidar olamayınca CHPyi feda edip Ak parti iktidara zorlanıyor. Ak parti hala uyanmış değil, hala iktidar peşinde. oysa taşlar hazır ve Ak partiyi iktidar koltuğuna bağlayıp taşa tutacaklar. Ellerinden gelse Ak partiyi tek başına iktidar yapıp kullanışlı aptala dönüştürecekler. Umarım Ak parti koalisyon kurmadan uyanır.

Yazarın Diğer Yazıları

Yazarın tüm yazıları için tıklayın

Bu Yazı Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

  • UYARI: T.C. kanunlarına uymayan, konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, inançlara saldıran, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Gündem
Halep’te İnsanlık Ölmesin" kampanyası başlatıldı
Türkiye
Düğünde dolara izin yok
Dünya
İngiltere ve Galler'de 300'den fazla polise cinsel istismar suçlaması

Hava Durumu

Detaylı Hava Raporu