img

Gürbüz Sezgin

27 Haziran 2015 11:43

Dava ve İnsan


Dava varsa düşman da vardır. Düşman varsa birden birlik ve beraberlik ruhu da peydah olur. Böyle bir ruh hali içinde insanları değerlendirmenin tek kriteri, bizden olanlar ve olmayanlar şeklindedir. İnsanın binbir hali, binbir yüzü olduğunu unutuveririz. İçimizdeki kötüleri ayıklamanın adı hainleri ayıklamaya dönüşür. Zira dava her şeyin üstündedir. Artık limine cimine bakılmaz, davaya hizmeti kadar teraziye konulur. Ya ne zaman ayılırız? Zaferden sonra dava çocuklarını yediğinde, çoğunlukla da yenilgide. Yenilgiler ileri bir tarihte asıl zaferi getirebilir de, tabi özeleştiri verilirse.

Malum 20. yüzyıl, yani modernizm çağı, ulus-devlet savaşları ve ideolojik savaşlarla geçti. En nihayetinde reel sosyalizm çöküp Varşova paktı lağvedilince, Nato ve kapitalizm yeni dünya düzeninin yegane belirleyicisine dönüştü. Düşmanın olmadığı kısa bir süre yaşadık yakın tarihte. İşte o anlarda insanlar kafalarını ellerinin arasına alıp, kendini, çevresini inceledi davadan bağımsız ve çok farklı değerlendirme alanları keşfetti. Fakat bu keşif onları savaştan daha fazla rahatsız etti. Tıpkı kendini çok güzel bulan bir narsistin aynaya bakıp çirkinliğini keşfetmesi gibi. Her keşif bir panik, her panik bir kaos, karanlık bir boşluk, her kaos da bir nihilizm doğurdu. Artık insanlar ne kendini beğeniyordu, ne çevresindekileri. İlk sonucu ailelerin dağılması oldu ve bunu özgürlük, bireyselleşme kavramlarıyla rasyonalize etti, hepten boğulmamak endişesiyle.

Bu bir sanrı mıydı, yoksa gerçeğin ta kendisi mi? Bunalımdan çıkıp bir an çevresindeki insanları süzdü, deneyimledi, genelledi ve kararını verdi: İnsanlar sahiden kötüydü. 'Neden bu zamana kadar farkedemedim' diye yakındı kendi kendine, bir dava bu kadar mı kör ederdi gözleri.. Kendinden bile şüphe duydu, yanılıyor olabilirdi zira. Yine de son bir can havliyle insanlara kucak açtı, sarılmak istedi ama her seferinde elektiriğe çarpılmış gibi geri düştü.

Borç verdi, geri alamadı, acıdığı birine kefil oldu, borç üzerinde kaldı. Aşık oldu, sevdiği daha iyi birini bulunca kaçtı. Yüzüne gülenler arkasından konuştu. Derdini ağlayarak anlatanlar derdi bitince yüzüne bile bakmadı. Verilen sözler yalan çıktı. En yakın arkadaşı sevgilisine göz dikti. Birlikte iş yaptığı kişi dolandırıp kaçtı. Velhasıl, kime güvendiyse kullanışlı aptal yerine koyup, üstüne üstlük hiçbir şey olmamış gibi yapınca çevresini temizlemeye koyuldu. Kullanışlı aptal olmayınca zaten herkes teker teker kaçmaya başlıyordu. Kimdi giden, kimdi kalan belli değildi. Zaten önemi de yoktu.

Yalan dolanlar, sahte davranışlar, samimiyetsizlik, vurdumduymazlık, güvensizlik, sözünde durmamalar, sahte gözyaşları, fesatçılık, fırsatçılık, yüzeysellik, tutarsızlık, bencillik, gösterişçilik, doyumsuzluk, aptallık sarmıştı adeta her tarafı. İki yol gözüküyordu önünde: Ya onlar gibi olmak -ki bu bir fıtrat meselesiydi ve özünde yoktu- ya da kabuğuna çekilmek ve sessizce ölümü beklemek. Üçüncü bir yol daha belirdi birden: Gözlerini kapatıp yeniden bir davaya atılmak.

Yeni davaya merhaba dedi içinden.

Yazarın Diğer Yazıları

Yazarın tüm yazıları için tıklayın

Bu Yazı Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

  • UYARI: T.C. kanunlarına uymayan, konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, inançlara saldıran, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Gündem
3 komutan DAEŞ'den ayrılıp muhaliflere katıldı
Türkiye
Düğünde dolara izin yok
Dünya
Suriyeliler de dolara karşı harekete geçti

Hava Durumu

10°
Detaylı Hava Raporu