img

Gürbüz Sezgin

12 Haziran 2015 17:37

Öküzün altındaki buzağı: Aristokrasi


Ne zaman aristokrasiden bahsetsem, hemen "bizde aristokrasi ne gezer hocam" tepkisi alırım. Marks toplumu sınıflara ayırırken aristokrasi sınıfını es geçer ve bu yüzden günümüz sosyoloji terimleri arasına pek girmez. zira Marks'ın kendisi de aristokrattı ve bilinçli olarak aristokrasiden bahsetmediğini düşünürüm.

Aristokrasi deyince ilk akla gelen nedense saray erbabı gelir. Krallar, kraliçeler, prensler, prensesler, dükler, düşesler vs. Elbette fransız devrimine dek öyleydi, tabi saray dışında şatolarda yaşayan aristokratları da unutmamak kaydıyla. Fransız devrimine dek iktidarda kalan aristokrasi, Orta Çağda bir süreliğine idareyi kilise sınıfına vermek zorunda kalmış, üstelik o döneme "karanlık çağ" diye karalayarak 16. yüzyıla pür-ü pak şeklinde girmiştir.

En büyük yanılgı, fransız devrimiyle aristokrasinin iktidarını kaybettiği teziydi. İktidar deyince sadece krallık veya hükümeti anlıyorsanız doğru tabi. Fransız devrimi burjuva devrimi diye bilinir. Oysa devrimden hemen sonra burjuvalaşmıştır. Burjuva dediğimiz, devrim sırasında kentlerdeki küçük esnaf ve küçük atölye sahipleriydi. Sokaklar açlık ve sefaletten geçilmiyordu. Devrim, işte o yoksullar, küçük esnaf ve bir avuç aydının desteğiyle gerçekleştirildi. Ancak idareyi alan, zamanla zenginleşecek olan o esnaf ve atölye sahipleriydi. Yoksullar ve aydınlar hayal kırıklığı yaşadılar. Aydınların bir kısmı intihar etti, bir kısmı, ilerde oryantalizmi başlatacak olan doğu ülkelerine kaçtı.


Peki aristokrasiye ne oldu?

Aristokrasi bu hengamede hiçbir yere kaçmadı, saray dışında kalanlar yeni yönetime bile girdiler. Zira burjuvazi ülke yönetimi, askerlik, maliye konularını hiç bilmezdi. Oysa aristokratların erkekleri askerliği çok iyi biliyor, üniversilerde özellikle mülkiye ve iktisat okudukları için bürokrasinin biçilmez kaftanlarıydı. Kadınları ise, güzel sanatlar alanlarında, özellikle resim, müzik (klasik batı müziği), bale alanlarında birer uzmandı. Yabancı dil bilmeyen nerdeyse hiç aristokrat yoktu. Değişen tek şey, kral gitmiş, onun yerine parlamento gelmişti. Ancak, kültürsüzlükleriyle dalga geçtikleri burjuvaziye de alttan alta diş biliyordu, hele yoksul halka çok kızgındı.

Kültürel, askeri ve bürokratik gizli iktidarını kuran aristokrasi ve giderek zenginleşip ekonomiye hakim olan burjuvazi arasında sürekli bir itişme, kakışma yaşanıyordu ve birbirlerine asla güvenmiyordu. Bu sivil savaşta her iki taraf kendi sivil örgütlerini kurdu, aristokrasi solcuları, burjuvazi sağcıları.

İşte 20. yüzyıl, sol ve sağ çatışmalarıyla geçti. Bu bir anlamda arsitokrasinin yerleştiği devlet ve burjuvazinin yerleştiği ticaret arasındaki bir savaştı. Burjuvazi yerini ve hakimiyetini sağlamlaştırdıktan sonra devleti küçültmeye girişti, aristokrasiye son darbe olarak. Ve buna postmodernizm dedi. Bundan böyle savaş, sol-sağ savaşı değil, modernizm-postmodernizm savaşına dönüşecektir.

Türkiye'de de cumhuriyetin kuruluşuyla saray aristokrasisi ülkeden kovulmuş, ancak asker, bürokrat ve kültür aristokrasisi burjuvazinin çok üstünde hakimiyetini kah zoraki , kah eğitimle derinlere yerleşmişti. Devlete dayanarak büyüyen burjuvazi de onlara çok uzak değildi. 70li yılların çatışması sonunda 12 eylül darbesiyle iki taraf ebedi barışı kurmuş olacaktı. Bu barış gereği tek düşman Anadolu halkı ilan edildi, zira onları da askeri ve polisiye tedbirlerle susturmak kolaydı. Ancak sanıldığı gibi hiç kolay olmadı. Askeri, ekonomik, kültürel gücün yanında esamesi okunmayacak halkın sayısal üstünlüğü kolaylıkla manipüle edilebiliyordu. Ta ki Ak parti diye bir parti çıkana dek. Postmodernizm rüzgarını ve cahillikle alaya alınan halkı arkasına alan Ak parti bütün planları altüst etti ve iktidara geldi.

İktidara gelir gelmez önce aristokrasinin askeri kanadını susturmuş, sonra aristokrat bürokrasiyi zayıflatmış, ama burjuvaziye dokunmamıştı. Aristokrasi, elinde kalan en etkili silahını, medyayı savaşın en ön saflarına yerleştirmişti.

İşte bu savaşın tüm saldırılarına karşı koyan Ak parti 7 haziran saldırısında maalesef yara aldı.

Ancak savaş henüz bitmedi.
İzliyoruz.

Yazarın Diğer Yazıları

Yazarın tüm yazıları için tıklayın

Bu Yazı Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

  • UYARI: T.C. kanunlarına uymayan, konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, inançlara saldıran, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Bu Yazıya 4 Yorum Yapılmış

  • ali

    12 Haziran 2015 18:33

    Cevap Ver

    Allah'ın izniyle "son savaşa" kadar mücadele edeceğiz..

  • Faruk Şahin

    12 Haziran 2015 18:16

    Cevap Ver

    Son zamanlarda okuduğum en güzel yazı en derin analiz kaleminize sağlık.

  • Emre Çalışkan

    12 Haziran 2015 18:07

    Cevap Ver

    Tespitler fevkalade. Ama bunu anlatmak mesele...

  • Seyhan Yilmaz

    12 Haziran 2015 18:06

    Cevap Ver

    Gel de bunu solcu geçinen zekailere anlat hocam. Bu toprakları hic anlamaya calismadilar. Ellerindekinin ne olduğunu bile anlamayan ezber papaganlari...

Tüm yorumları okumak için tıklayın

Gündem
Erdoğan'ın çağrısına Rusya Merkez Bankası'ndan yanıt.
Türkiye
Şırnak'ta terör mağduru ailelere destek
Dünya
İran'ın resmi para birimi değişiyor.

Hava Durumu

Detaylı Hava Raporu