img

Saliha EREN

06 Haziran 2015 10:01

Geç Kaldılar...


İnsanoğlunun ne kadar hain olabildiğini defalarca görmüştük aslında. Kur’an-ı Kerim’in tabiriyle “ifsad edici” vasfını taşıyordu insanoğlu. Yani güzel şeyleri bozuyor; aslından, mahiyetinden  uzaklaştırabiliyordu.

İki yüzyıl öncesine dönelim.

Modern toplumun temelini atan sanayi çağında hammaddeye ihtiyaç duyulunca ona giden bütün yolların yeniden dizayn edilmesi gerekti.  Ama o yolda büyük bir problem vardı. Çoktandır Efendilerin hesaplarını bozan  bu problemin ortadan kaldırılması, yani Osmanlı’nın yıkılması,  petrol sahalarının keşfinden sonra artık farz olmuştu. Bu sıralarda yıkım için gereken virüs Osmanlı’nın damarlarında gezinmeye başlayalı uzun yıllar geçmişti.

Osmanlı hakimiyeti altında yaşayan halkları “millet” diye adlandırırdı. Farklı diller konuşan, farklı renkler taşıyan halkların, milletlerin çatısıydı Osmanlı. Çünkü Allah’ın insanoğluna “ikramıydı” milletlere ayrılmış olmamız.” (Hucurat/13) Çünkü zenginliğimizdi “dillerimizin ve renklerimizin farklı olması “ (Rum/22)…

Bugünlerde birileri “Osmanlıca konuşulan bir dil değildi” gibi mesnedsiz iddialarını ispata uğraşırken, yüz yıl önce Osmanlının ölmek üzere olduğu sıralarda Avrupalı bir hanım yazar, bir gün İstanbullu bir hanıma soruyordu;

- "Siz yabancı dil bilir misiniz?"

- "Hayır, bilmeyiz," der kadın..

- "Peki  Rum komşularınızla nasıl anlaşırsınız?" diye sorar tekrar…

- "Onlar Türkçe bilir, biz Rumca."

- "Peki Ermeni komşularınızla?"

- "Aynı şekilde.."

- "Peki bunlar yabancı dil sayılmıyor mu?"

- Ama onlar yabancı değil ki, bizim komşularımız, der İstanbullu hanım ve sorar yazara:
Eğer biz birbirimizin dilinden anlamazsak nasıl birlikte yaşarız?

Gün geldi, insanoğlu hayatımızı renklendiren, medeniyetimizi zenginleştiren bu unsurları aldı ve fitnemiz yaptı. Bölündük. Ulus olduk. Önümüze “bak bu senin dilin, tarihin” diye masallar koydular.  90 sene yoğurdular da yoğurdular. Ama maya bize aitti, farkında olmadılar.

Sabrettik. İnce ince işledik toprağı. Barış umutlarını, sevgimizi, kardeşliğimizi içimizde büyüttük. Biz Allah’ın halifesiydik. İmanımızı ve bunun sorumluluğunu en gizli bölmesinde sakladık kalbimizin.

Aklımızdan geçirmeye bile korktuk, "ya farkederlerse" diye.

Ahmet Kaya’nın Şafak Türküsü’nü  yıllarca dinledik Marmara FM’de,  cihad marşlarıyla birlikte. . Biz anlamadığı halde Kur’an okunurken gözyaşlarını tutamayan bir toprağın sakinleriydik. Hikayesini bilemesek de sancısını hissettik Zihinlerimiz ifsad edilmiş olsa da yüreğimizle anlaştık. Sarıldık birbirimize sımsıkı.

Farkına varmadılar.

Efendiler sanıyorlar ki olmayan kabusların derinlere yerleştirilmiş korkularını her harekete geçirdiklerinde insanlar kaçacak, sinecek… Allahın “rahmet” diye yarattığı farklılıklarımızı, onlar fitne için kullanıyor  ama bilmiyorlar ki Allah hepimizi en iyi tanıyandır.

Şair diyor ya:

Sende sürgününü geri çağıran bir damar vardır…

Havada bahar kokusu var ve toprak uyandı…

Geç kaldılar…


 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Yazarın tüm yazıları için tıklayın

Bu Yazı Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

  • UYARI: T.C. kanunlarına uymayan, konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, inançlara saldıran, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Bu Yazıya 3 Yorum Yapılmış

Tüm yorumları okumak için tıklayın

Gündem
Teröristbaşı Fetullah Gülen'in 17 Aralık darbe girişimi pişmanlığı
Türkiye
Akdeniz'de deprem meydana geldi!
Dünya
'Stockholm sendromu'nun son örneği: İşgalcisinin adını bebeğine verdi!

Hava Durumu

Detaylı Hava Raporu