img

Betül KURŞUN

13 Haziran 2013 20:33

Anadolu'suz Taksim'den zafer ummak


Biz yeşil alanların ranta dönüştürülmesine razı olanlardan değiliz. Yine biz, antidemokratik bir eylemle demokrasi aranabileceğine de inananlardan değiliz.

Ne başbakanın konvoyunda, Halit Ergenç için yazılan çirkin pankarta el, ne de Erdoğan için yazılan gırla küfüre bayrak açabiliriz.

‘’Burada faşizm var, demokrasi yok’’ diye bağırabilmenin demokrasinin göstergesi olduğunu bilmeden, elindeki pankartlarla çelişenlere gülümseyenlerden, kavramların içlerinin nasıl boşaltıldığını izleyenlerdeniz.

Taksim’in Tahrir’in fantastik bir biçimde, devamı olduğunun düşünülmesini zül sayanlardan, Mısır’ın otokrat yönetimi ile, bizim çok partili rejimimizin kıyas edilmesinin, armutla elmadan daha garip bir karşılaştırma olduğunu düşünenlerdeniz.

Erdoğan’ı nefes alacak menfez bırakmamış Esed’le, Hitler’le kıyaslayan bir muhalefete, evvela bir Tarih kitabı hediye edilmesi gerektiğine inananlardanız.

‘’Arap Baharına benzeyen bir hareket ile hükümeti devirmek, onun yerine eski usul vesayetçi, faşist ve baskıcı Kemalist bir rejim kurmak, Sünnî Müslümanlardan iktidarı almak, çoğunluğu ikinci sınıf vatandaş, sömürge yerlisi statüsüne sokmak ve memleketi babalarının çiftliği gibi idare etmek niyetinde olan gizli güçler’’ görüşüne de katılmamakta, bu kez bu kadar komplo zengini olmayıp, ütopik düşünmemekteyiz.

Komplo teorileri konusunda Müslümanlar hayli eli açıktır. Lakin biz bu kez, ne bir dış kaynak, ne de gizli bir güç olduğunu düşünüyoruz. Bilinçsizce, tuluat gelişmiş, kimsenin başlarken buraya geleceğini tahmin etmediği bir operasyona dönüşmüştür bu olay. Şuan ne başlatanların kontrolünde, ne de onların olmasını istediği gibi ilerlemektedir. Yine, bambaşka güçlere koz verilmiş koyun can derdinde iken kasap etin derdine düşmüştür. Bizce, bu ülkede, bu günkü kadar demokrasi, ne Atatürk, ne İnönü, ne Menderes ne de Özal zamanında olmuştur.

Şuan ülkede milyonlar ayaklanmış gibi gösterilmeye çalışılsa da, Anadolu’ nun bu şekil bir demokrasinin (!) peşinde olmadığını, malum medyanın, mesrur sebeplerden, mecburi rolünü oynadığını düşünüyoruz. Anadolu modernize edilmeden, kendi doğasına dokunulmadan yaşamayı yeğlemiştir her zaman. Ücra köydeki bir kıza bale vaadi ile yaklaşamayacağınız gerçeğini evvela kabul etmeniz gereklidir. Bundan sebep, Anadolu halkının, inatkar ve sebaatkar desteğini ardınıza alamadığınız hiçbir başkaldırı sonuç vermeyecektir. Con con medyanın bu güne dek, bale ve operacılar ile becerebildiği tek hareket darbedir. Buna heveslenenler çokçadır elbet lakin, Anadolu halkı o günkü kadar vur başına al ekmeğini de değildir.

Gezi eylemcilerini, siyasi anlamı belirsiz ama samimi grup ve bu ortamı, taşı sıkıp suyu çıkarmaya, bu fırsatı bir darbeye dönüştürmeye çalışan iki bölük halinde kabul buyuranlardanız. İlkine saygılı, ikincisi ile kavgalıyız.

Gezi parkında Cuma namazı kılan marjinal ve eksantrik heterodoks grupların samimiyetini tartma hakkımız olmadığını bildiğimizden, ‘’hepimiz buradayız, siz nerdesiniz’’ gösterisine dönüştürülmeye çalışıldığının da farkındayız. Bu gün, namaz kılanlara kalkan olanlarda art niyet arama hakkımızı, aynı grubun 80’lerde Cuma namazına gidenleri taşlamasından alıyoruz. Yalnız bu kez eylemcilerin ve muhalefetin Cuma namazı kılanları kolluyor görünen siyasetinin, akıllıca bir davranış olduğunu da kabul etmek gerekir. Muhalefet, gezi parkı eylemlerinden siyaset çıkarmaya kalkarsa, bu yöntemle başarılı olabileceğini düşünenlerdeniz.

Beğenmiyorsanız sandık orda dediğimizde cevaben, -sandık demokrasi ile eşit değildir, o sadece kimin yöneteceğine karar verir, nasıl yönetileceğine değil- diyenlere; o vakit nasıl yönetilmek istiyorsanız, sizi o biçimde yöneteceğine inandıklarınıza oy verin diyenlerdeniz.

Ama yine söylüyoruz, hep söyleyeceğiz hak aramanın yolu bu değildir. Yağma bir demokrasi biçimi olmamalıdır. Ülkemizin tek taşına zarar vermiş birine affımız yoktur ve olmayacaktır.

Başbakan’ı 10 yıllık bir darbe ortamında ve darbe korkusunda ilkel siyasette ısrar ettiği için eleştiremeyiz. Darbeci komisyonlara gözünü dikmesi, onlara sürekli dik ve güçlü imajı vermeye çalışmasını doğal karşılamalıyız. Halkın iradesini, temsil ile temellük etme hakkına sahip olduğunu düşünmesi de gayet doğaldır. Kemalist rejimin, bitmeyen tehditkar imalarına karşılık, iktidarın da bir savunma geliştirdiğini anlamak gereklidir.

Hükümetin, direnişin anlamını kavrayamadığını düşünsek de, iletişimde konuşmanın ve hitabetin esas olduğunu bilmeliyiz. Zira kavga vari söylenen sözlere, insanların kulak tıkayacağını da unutmamak lazım. Bu yüzden, elbette hükümet, kıran, döken ve yağmalayan bir gruba- buyurun anlatın derdinizi- tavında yaklaşmayacaktır.

Şimdi başbakandan ne bekliyoruz bunu soralım kendimize. Çark etmesini mi, burada oynamayın topunuzu keserim demesini mi. Ağam paşam diyen, ilk durakta çark eden, ilk yokuşta geri salan bir lider memnun etmez kimseyi. İnsanlar kendilerini yönetenlere saygı duymak için, onların dik ve eyvallahsız olmasını isterler. Dün Davos’ta resti çeken başbakandı  milyonlara ‘’vay be ‘’ dedirten.

Başbakan’dan geri adım atmasını bekleyenlerin bir gerçeği göz ardı etmemeleri gerekir. Bu, Türkiye'de bundan böyle tüm haklar böyle aransın- çıkmazına sevkeder bizi. Tayyip Bey ender zekalardan biridir. Şu anda çark ederse ardından '' böyle yola gelirsin işte'' deneceğini elbette biliyordur. Taksim olaylarının, bundan sonra hak kaybına uğradığını düşünenler için, emsal olay gibi gösterilmesine de müsaade etmez.

Başbakan dikine gitsin, bu kaos devam etsin de diyemeyiz elbette. Zaten görünen o ki, biraz tamamcı, biraz hayır''cı bir tavırla bu dönemi kapatacak.

Bu bizim gezi parkı bildirimizdir.

Evvela safımızı biliniz. Safsızız, tarafsızız. Taraf olmayan bertaraf olur, atıflarının hışmına uğrayacağımızı bilerekten ve de göze alaraktan.

Siz kimsiniz derseniz… Biz de bilmiyoruz.

[email protected]

https://www.facebook.com/betul.kursun.505

Bu Yazı Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

  • UYARI: T.C. kanunlarına uymayan, konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, inançlara saldıran, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Bu Yazıya 1 Yorum Yapılmış

  • emine kurt

    20 Haziran 2013 10:00

    Cevap Ver

    Katılmamak mümkün değil yazdıklarınaza.Evet en büyük sorun yıllardan beri yapılan anadoluyu dyok saymak dır bu ülkede.Köylü milletin efendisidir söylemi aslında söylenmemiş sanki .Köylü sadece tarlasını eken değil anadolu toprağında yaşan ,büyük şehire göç etmiş kökünü unutmamış insanlardır ve büyük çoğunluktur ama bunlara efendilik bi kenara dursun
    tefarruat olmaktan başka rol verilmemiş.Dağda ki çoban olmuş kimi zaman yada göbeğini kaşıyan adam.

Tüm yorumları okumak için tıklayın

Gündem
Karadenizli esnaf Türk lirasına sahip çıkıyor
Türkiye
Ek iş olarak başladılar, 20 tonluk üretime ulaştılar
Dünya
Haydi Müslümanlar, şimdi !!!

Hava Durumu

Detaylı Hava Raporu