img

Şevki Karabekiroğlu

02 Haziran 2015 11:03

Şaşırma sırası kimde - 2


6. 1996 yılının Nisan ayı idi. Çeçenistan Devlet Başkanı Cevher Dudayev Başbakan Erbakan'dan bir mobil telefon istedi. (O zamanlar cep telefonu yok henüz). Erbakan en yakın adamına bu işi havale etti. En sağlam bildiği adam Mossad'a çalışıyordu. Telefon Dudayev'e gönderildi. O telefonda Dudayev arabasının içinde bir Duma Meclisi üyesi ile konuşurken füze ile vuruldu. (21 Nisan 1996) Çünkü kendisine gönderilen telefonun içerisine bulunduğu yerin koordinatlarını bildiren bir çip yerleştirilmişti.

Erbakan bunu öğrendi mi öğrenemeden mi öldü bilmiyoruz. Yalnız şunu çok iyi biliyoruz. RP içerisinde bizim derin devletin ve istihbaratın çeşitli kanallarının sayısız adamı cirit atıyordu. Bunlar istihbaratçı disiplini ve özgüveni ile kısa zamanda teşkilatta zirvelere tırmanıyorlardı. O yüzden Erbakan'ın bugün çok tartışılan eylemlerinin arkasında bu adamların yönlendirmesi vardı.  Bunların da CIA ve MOSSAD ile organik bağı vardı. Çünkü o dönemde MİT binası içinde bu iki kuruma ait odalar yer alıyordu ve bilgi paylaşımı adı altında beraber çalışıyorlardı. Bu durum Hakan Fidan gelene kadar devam etti.

7. Refah Partisi ve ardından kurulan Fazilet Partisi de kapatıldı. Saadet Partisi kuruldu. Numan Kurtulmuş 1998 yılında Fazilet Partisine, o kapatılınca da Saadet Partisine katılmıştı. Partinin başında Recai Kutan vardı. Kutan yaşlanınca partiyi Numan Kurtulmuş'a devretti. (2008). Kurtulmuş kısa zamanda partiyi derleyip toparladı. 2010 yılında yapılan kongrede yine başkan seçildi. Ancak partinin GİK (genel İdare Kurulu) seçimlerine Erbakan ve adamları ayrı listeyle girdiler. Kurtulmuş'un listesi kazandı. Erbakan ve adamları olayı mahkemeye taşıdılar. Şevket Kazan CHP'nin bu tür ayak oyunlarında uzmanlaşmış olan genel sekreteri Önder Sav'a giderek ondan akıl aldı. Davaya bakan hakim partiye gelip evraklara el koydu ve partiyi kayyuma devretti. Kurtulmuş derin sadet tarafından istenmiyordu. Çünkü anketlerde oyu yüzde 18 çıkmış görünüyordu. Derin Saadet 2010 referandumunda Hayır demeye hazırlanıyordu. Numan Kurtulmuş bunu fark edince elini çabuk tutup önden "evet" diyeceklerini açıklayıverdi. Bu Derin Saadetçileri kudurttu. Ramazan günü İstanbul'da bir iftar vakti misafirlerin ve eşinin yanında kendisine saldırdılar. Kurtulmuş bu şartlarda burada iş göremeyeceğini anladı istifa etti. Kendisiyle birlikte yaklaşık 50 den fazla il başkanı ve GİK'in de yarıdan fazlası partiden ayrıldı. Burada ilginç bir hatıramı nakledeceğim. Bacanağım Fahri Kopar ülkücü hareketin lider kadrosunda yıllarca hizmet etmişti. Bu işlerden iyi anlıyordu. Bir gün bana dedi ki "Bak Hoca eğer bu Numan Kurtulmuş derin devletin adamı değilse partinin başından tekme tokat kovarlar." "Hadi canım sen de o kadar değil" demiştim. Haklı çıktı. Derin Saadet partinin başına Mustafa Kamalak'ı getirdi.

8. 2009 ve 2010 yıları Türkiye'de siyasetin yeniden biçimlendirildiği yıllardı. Çünkü Tayyip Erdoğan İran ve Suriye politikalarında Batılı dostlarıyla yolları ayırmış "Bağımsız Türkiye" yolunda ciddi şekilde yol almıştı. Büyük bir halk desteği olduğu için onu seçimle alaşağı edemezlerdi. Başka bir plan devreye soktular. 2010 yılında yapılan referandumda HSYK'yı ele geçieren cemaat emniyetteki uzantıları ile beraber Tayyip Bey'i adım adım izledi. Alnı secdeli adamlar ne zarar gelir dediği adamları özel koruması yapmıştı ve o korumalar kravat kameralarla her anını izliyorlardı. Tayyip Bey'e karşı eskiden olsa Orduyu harekete geçirerebilirlerdi ama ordu uyanmıştı. Yargı ve Emniyet ellerindeydi. Bu kanaldan bir hareket başladığında Tayyip Bey yalnız kalmalı geriye kalan tüm partiler hep bir ağızdan bu operasyonu desteklemelilerdi. Bunun için partilerde operasyon başladı. Saadetin başına Kamalak geldi. Deniz Baykal bir kasetle gitti. MHP 16 MYK üyesinin 10 tanesini kaset komplosuna kurban verince hizaya geldi. Çünkü bu kasetleri yayınlayanlar varan 1 diyerek arkasının geleceğini ima ettiler. MHP sus pus oldu. İşte bu seçimlerde cemaatin istemediği adam olan Özcan Yeniçeri'yi aday göstermediler.

Bu operasyonlarda en sıkıntılı adam BBP'nin başındaki Muhsin Yazıcıoğlu idi. Ne kasedi vardı ne de şantaja boyun eğecek bir adamdı. Neredeyse NATO devreye girdi ve onu şehit ettiler. Şeytani mekanizma onu şehit ederken bu işi de Ak Partiye yıkacak verileri hazırlamayı ihmal etmedi.

İş tamamdı. CHP'nin başına bir kasetten doğma Kemal Kılıçdaroğlu'nu getirdiler. BBP yi iflah etmediler ve Muhsin çizgisinin adamı olan Yalçın Topçu'yu İstifaya zorlayıp yerine Destici'yi getirdiler.

Hazırlıklar bitti. Operasyon için düğmeye bastılar. Mayıs 2013'te Gezi Olayları başladı. Bu çaplı bir olay Tayyip Bey dışında kim olsa götürürdü. Fakat Tayyip Bey siyasetteki ustalığını gösterdi ve bunu atlattı. Aynı yılın 17 ve 25 Aralık ayında bu defa hükümete Yargı ve Emniyet üzerinden bir darbe yapıldı. Ne var ki usta bunu da atlattı. Türkiye tarihinin tanıdığımız hiçbir figürü böyle kapsamlı bir saldırıdan yakayı kurtaramazdı. Tayyip Bey yüksek dirayeti sayesinde bunu atlattı.

Türkiye ile eş zamanlı olarak Mısır'da Mursi'ye karşı da gezi benzeri bir tezgah kurup onu alaşağı etmeyi başarmışlardı.

Olayın aslı şuydu. İSRAİL'İN GÜNEYİNDE MURSİ KUZEYİNDE TAYYİP BEY VARKEN ADAMLARI UYKU TUTMUYORDU.

Devam edeceğiz inşallah....

Yazarın Diğer Yazıları

Yazarın tüm yazıları için tıklayın

Bu Yazı Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

  • UYARI: T.C. kanunlarına uymayan, konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, inançlara saldıran, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Gündem
Erdoğan'ın çağrısına Rusya Merkez Bankası'ndan yanıt.
Türkiye
Şırnak'ta terör mağduru ailelere destek
Dünya
İran'ın resmi para birimi değişiyor.

Hava Durumu

Detaylı Hava Raporu