img

Kamran Abdullah

30 Nisan 2015 12:33

Azerbaycan’da Şiiliğin Dünü ve Bugünü


Öncelikle şunu belirtelim ki, başlıkta geçen Azerbaycan ile, şu an beş ülke sınırları içerisinde yaşayan (ermenistan hariç) Azerbaycan halkını kastediyoruz. Azerbaycana Şiiliğin ne zaman geldiği ile ilgili tartışmalar bulunmaktadır. Genel kabule göre ilk defa Şiilik, Hülagüler döneminde Kazan Han zamanında görülmüştür. Yalnız bu olay kısa bir dönemi kapsamaktadır ve çok küçük bir azınlıkta kalmıştır. Daha sonra Sünni Safeviler tarikatının Şeyh Cüneyd, rivayetlere göre siyasi bir güç olma ve bunun için de taraftar toplama gayesiyle Şiilik inancını benimsemiştir. Safiyyuddin Erdebiliye nispet edilen ve Sünni bir tarikat olan Safeviyye, Anadoluda da çok meşhur olmuştur. Bunun bir sebebi de, Safevi tarikat kitaplarında rivayet edilen şu olaydır; Emir Timur, Ankara seferinden dönüşte Safevi şeyhi Hace Ali ile görüşmüş ve onun ricası üzerine 30 bin esiri serbest bırakmıştır. Daha sonra bu esirlerin tamamı Hace Aliye intisab etmiştir.

Cüneyd, siyasi hedefini gerçekleştirmek için Azerbaycan’da çalışmalar başlatmış, ancak dönemin Akkoyunlu hükümdarı tarafından Azerbaycan’dan kovulmuş ve destek arayışları için Anadolu, Irak ve Suriyeyi dolaşmıştır. Cüneyd, Şirvanşahlar devletine karşı savaştığını için (Cüneydin ölümüyle sonuçlanmıştır), bu gezilerden belli bir taraftar kitlesi kazandığını anlıyoruz. Daha sonra Cüneydin başlattığı bu Şiilik çalışmalarını oğlu Haydar devam ettirmiş ve o da aynı şekilde Şirvanşahlarla savaşta öldürülmüştür. Kısa bir aradan sonra yeniden toparlanan şii safeviler Şah İsmail önderliğinde 1501 senesinde Tebrizʼe girmiş ve böylece Safevi devleti kurulmuştur. Azerbaycanın asıl Şiileşmesi buradan başlamaktadır.

Azerbaycanın Şiileşme süreci çok kanlı geçmiş, o zaman Azerbaycanın en önemli şehirleri olan Tebrizʼde ve Şirvanşahlarının başkenti Şamahıʼda çok kanlı katliamlar olmuştur. Şii olmayı kabul etmeyenler ya öldürülmüş ve ya Osmanlı devletine göç etmeğe mecbur kalmıştır. O dönemi anlamımza yardımcı olması için, Halveti tarikatı kitaplarında geçen şu olayı örnek gösterebiliriz; Halvetiliğin pir-i sânîsi olan Seyyid Yahya Şirvani, Baküʼde oturmakta ve farklı yerlerden gelen müritlerinin sayısı yirmi bine ulaşmaktaydı. Yahya Şirvani, 1464 senesinde vefat ettikten sonra, 1501 senesinde Safeviler bölgeye hakim olmuş ve bu tarihten sonra Azerbaycan’da Halvetilik tarikatı tamamen yok olmuştur. Görüldüğü gibi Azerbaycan’da ortaya çıkmış ve İslam dünyasının en geniş yayılmış tarikatı olan Halvetilik, Azerbaycan’da bir anda ortadan kalkmıştır. Yine bu tarihten sonra, tabakat kitaplarında Şirvani, Tebrizi, Berdei, Erdebili nisbeleriyle zikredilen alim isimleri yok olmuştur. Safevilerin bu Şiileştirme çalışmaları sebebiyle İslam aleminin en önemli bölgelerinden olan Horasan ve Azerbaycan, ümmetten tecrit edildi. Şunu da belirtmemizde fayda vardır ki, Şah İsmailin Şiiliği yaymak için bu kadar ısrarcı olmasına dönemin şii alimleri bile karşı çıkmış ve şii fıkhını bilmeyen ve şii alimlerin de bulunmadığı bir bölgeyi Şiileştirmenin yanlış olduğunu söylemiştirler. Şah ismailin tüm çabalarına rağmen Azerbaycan, hiç bir zaman tam olarak Şiiliği kabul etmemiştir. Özellikle Azerbaycanın kuzey kesimleri Sünni olarak kalmış, iç bölge halkının ise yarısı Sünni, diğer yarısı şii olarak kalmıştır.

Şimdi Azerbaycan’da okutulan tarih kitaplarında Şah İsmail, Azerbaycanı birleştiren ve Azerbaycan dilini resmi devlet dili ilan eden bir kahraman gibi tanıtılmaktadır. Ama gerçekte olan, Azerbaycanı İslam ümmetinden tecrit eden, kendi halkına katliam yapan ve mezhepsel olarak ikiye bölen şeklindedir.

Bilindiği gibi Safevilerden sonra Azerbaycan farklı bölgelere parçalanmış ve sonuçta Çar Rusyası ve İran arasında ikiye bölünmüştür. Bu dönemden sonra Azerbaycan’da mazhepsel olarak farklı bir dönem başlamıştır. Güney Azerbaycan’da ciddi bir değişim yaşanmamış, bunun tersi olarak kuzey, çok ciddi değişimler yaşamıştır. Kuzey Azerbaycanın hıristiyan Rusya hakimiyeti altına girmesi, halkı kendi aralarında olan bu bölünmüşlüğü arka plana atmaya zorladı.

Çar Rusyası bölgede hakimiyetini kuvvetlendirmek için her zaman mezhepsel çatışmayı körüklemiş ve bunu bir koz olarak kullanmıştır. Şiiler için Ali mektepleri, Sünniler için Ömer mektepleri açmıştır.  Bu siyasetin farkında olan Azerbaycan aydınları, halkı olası bir aşırılıktan uzak tutmuş ve mezhepsel çatışmayı önlemiştir. Azerbaycan’da Şiilikle Sünniliği bir arada yaşatmayı bilen en güzel örnek şüphesiz ki Hacı Zeynalabdin Tağıyevdir. Petrol zengini olan Tağıyev kendisi şii, eşi ise Sünniydi. Tüm Azerbaycanlıların sevdiği Tağıyev, servetini halkının aydınlanması için harcamış ve bunu “tüm servetin halkımındır” sözüyle özetlemiştir. Bugün Hacı Zeynalabdin Tağıyevin giyim tarzı , Azerbaycan din adamlarının resmi giyimi olarak seçilmiştir.

Azerbaycan, Sovyetler Birliğinin terkibine girmesiyle beraber, dini hayat neredeyse tamamen yok olmuştur. İster Sünni ister şii, İslami edebiyat tamamen yok edildi, din adamları öldürüldü. Bu dönemde İslam adına yapılan işler, görevi yalnız cenaze işlemleri olan Kafkas müslümanları idaresinin yeniden açılması (Azerbaycan, Gürcistan ve Kuzey Kafkasya ülkeleri), ve dini eğitim için yılda iki kişinin Özbekistana gönderilmesidir.

Kuzey Azerbaycanın, Sovyetlerden ayrılmasıyla beraber dini hayatta tamamen yeni bir atmosfer oluştu. Sovyetlerin materyalist eğitiminin de etkisiyle dini bağlamda aşırılık genel olarak kabul görmemekte ve mantık öne çıkmaktadır. Doksanlı yılların başında dini eğitime aç olan ülkeye, farklı İslam ülkelerinden davet çalışması için gelenler olsa da, bu ülkeler arasında Azerbaycan’da tutunabilen yalnız Türkiye oldu. Halkın yarısının şii olmasına rağmen İran bile Azerbaycan’da tutunamadı. Bunun en büyük sebebinin, İranın özelde Şiiliği, genelde dini siyasi amaçları için kullanmasının olduğunu düşünüyoruz. Bunun diğer bir sebebinin ise Güney Azerbaycanın, İran işgalinde olduğu düşüncesidir. Yine bu dönemde Azerbaycana gelen selefi davet düşüncesinde olan kurumlar, Azerbaycan’da kurumsallaşamasa bile, kendi kitlesini oluşturmayı başarmışlardır. Şii ve selefi düşünce birbirlerine tamamen düşman ve uzlaşması mümkün olmayan cereyanlardır ki bu, Azerbaycan’da küçük bir siyasi istikrarsızlığın oluşması durumunda bölgeyi yeni bir Irakʼa çevirebilir. Dini eğitimin hala çok zayıf olması ve devletin bu konuda bir düzenlemesinin olmaması bu durumu daha da riskli hale getiriyor.

Azerbaycan’da Sünni müslümanlar eğitim için normal olarak Türkiye ve Mısırʼı tercih etmekte. Selefi kesim ise Suudi Arabistana gitmektedir. Şii müslümanlar ise İran/Kumʼa gitmekteler. Ama bu durum bir genellik arzetmemektedir. Daha önce de söylediğimiz gibi, İranın Şiiliği siyasi amaçlarla kullanması, Güney Azerbaycan meselesi ve son dönemde İranʼın Karabağ meselesinde Ermenistanʼa verdiği destek, Azerbaycan Şiilerinin İrandan uzak durmasının en büyük sebebidir. Yine yukarda bahsettiğimiz gibi, sovyetin miras bıraktığı materyalist eğitim sebebiyle, İranda mercii taklit olarak sayılan imamların verdikleri fetvalar, Azerbaycan Şiileri tarafından her zaman şüphe ile kabul edilmektedir. Bunun küçük istisnaları olsa da genel durum böyledir. Güney Azerbaycan’da ise bu durum biraz farklılık arzediyor. Şöyle ki, İranʼda ta Safeviler döneminden itibaren en büyük şii alimler genelde Azerbaycan türkleridir. Bu durum bugün de aynıdır. Diğer taraftan Güney Azerbaycan milliyetçi kesimi, Şiiliği İranʼın Azerbaycanı kendisine bağlı tutmak istemesi sebebiyle kullandığını belirterek dine mesafeli davranmaktalar. Gerçekten de İran, dışa yönelik İslam kardeşliği mesajı verirken, mesele Güney Azerbaycan ve iç bütünlüğü olduğu zaman Şiiliğe vurgu yapmakta ve Sünni düşmanlığını körüklemektedir.

Kuzey Azerbaycan’da dini hayatta yaşanan bu değişim, Gürcistanda yaşanan Azerbaycanlılar için de kısmen geçerlidir. Azerbaycan’da Borçalı diye bilinen ve şu an Gürcisan sınırları içerisinde kalan bölge halkının yarısı Sünni, yarısı şiidir. Şunu da belirtelim ki selefilik, ister şii ister Sünni halk arasında hızla yayılmaktadır. Azerbaycanın tersine, Gürcistanda İran çok etkin durumdadır. İran burada yüzlerle imama maaş vermektedir. Bunu yanısıra kültür merkezleri, cami inşa etmiş ve devamlı programlar düzenlemektedir. Gürcistan hükumeti, yeni bir düzenlemeye geçerek Kafkas müslümanları idaresinden ayrıldı ve kendi müessesesini kurdu. Böylece Gürcistan müslümanlarıyla Azerbaycan müslümanlarının ortak çatısı kalmamış oldu. Bu ayrılmanın en büyük nedenlerinden biri Kafkas Müslümanları idaresinin çok pasif tutumudur.

Burada şii halkın uzun zamandan beri yapageldiği bazı ayinlere de yer vermek gerekir düşüncesindeyiz. Azerbaycan’da Şiiliğin yayılmasıyla beraber, daha önce Şiilikte bilinmeyen ve İslamda da bulunmayan bazı ritüeller ortaya çıktı. Aşure olayının tamamen farkı bir versiyonu, mersiyeler ve Muharrem ayında icra olunan ayinlerini bunların arasında sayabiliriz. Ali Şeriatinin iddia ettiğine göre bu ayinler, Safevilerden önceki Şiilerde bulunmamakta ve Safeviler döneminde ortaya çıkmıştır. Bu ayinler daha çok hıristiyan ayinlerine benzemekte ve Safevi-Avrupa ittifakı sebebiyle gelgitler zamanı Avrupadan alınarak İran Şiiliğine uyarlanmıştır. Gerçekten de İslamda kendine zarar verme veya temsili olarak Hz. Hüseyinʼin maketini taşıma gibi şeyler olmadığına göre bizde bunun menşeinin Avrupa olduğu düşüncesindeyiz. Hali-hazırda bu ayinler İran ve Irakʼta ciddi şekilde yapılmaktaysa da, Azerbaycan’da Şiiler hastanelere giderek kan vermek yolunu tercih ediyorlar. Ancak diğer yerlerde olduğu gibi alem ismi verilen bayrakların dolaştırılması, temsili hz. Hüseyin maketi taşınması İran, Azerbaycan ve Gürcistanda bile hala devam etmektedir.

Tüm araştırmalardan görüldüğü üzere Şiilik Azerbaycan’da her dönemde siyasi amaçlara hizmet için kullanılmıştır. Bu, Şiiliğin Azerbaycan’da görüldüğü ilk dönem olarak kabul edilen Hülagüler döneminde de, Safevilerin kendilerine siyasi hakimiyet kurma çabalarına başladığı zaman da hep böyle olmuştur. Günümüz kuzey Azerbaycanında durum farklılık arzetse de, Güney Azerbaycan’da bu durum aynıyla devam ediyor. Şiiliği resmi ideoloji olarak kabul eden İran, Güney Azerbaycan’da Şiiliği her türlü teşvik etmekte, ama halkının yarısı şii olan Azerbaycana karşı Ermenistanı desteklemektedir. İranın dini, siyasi amaçları için kullanmasına örnekleri daha da çoğalta biliriz. Mesela Çeçenistanda Rusyanın yaptığı soykırımı görmezden gelmekte, ama Filistin olayını gündemde tutmaktadır. Görünürde caferiliğin beşinci mezhep olarak kabul edilmesi için mezhepler arası yakınlaşmayı desteklemekte, ama iç meselelerinde, yani İranda yaşayan Sünni halka karşı hiç te böyle bir yakınlığı göstermemektedir.

Şahsi düşüncem, Azerbaycan halkı için Şiilik artık bir gerçekliktir. Aynı zamanda Sünnilik de bir gerçekliktir. Bu mezhep farklılığı, yabancı güçler için bir karışıklık çıkarma fırsatına kesinlikle dönüşmemelidir. Bunun için halkın bilinçlendirilmesi, farklı inançtaki insanların beraber saygı göstererek yaşamaları ve bunu (iran ve ya başka bir ülkenin kendi siyasi çıkarılarına kullanmaması için) Azerbaycan hükumetinin kendisinin yapması gerekmektedir. Bunu yapmak için elimizde çok güzel birleştirici örnekler bulunmaktadır. Hacı Zeynalabdin Tağıyev, Mirze Alekber Sabir gibi insanlar bu konuda örnek almamız gereken insanlardır.

 

 

Bu Yazı Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

  • UYARI: T.C. kanunlarına uymayan, konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, inançlara saldıran, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Gündem
Karadenizli esnaf Türk lirasına sahip çıkıyor
Türkiye
Ek iş olarak başladılar, 20 tonluk üretime ulaştılar
Dünya
'Türkiye ile gizli bilgileri paylaşacağız!'

Hava Durumu

10°
Detaylı Hava Raporu