img

Daşdemir Mahmandarov

30 Nisan 2015 12:02

Din Yorumunun Tekelleştirilmesi Sorunu


Din yorumunun tekelleştirilmesi sorunu tarih boyunca karşılaşılan, ciddi sorunlara sebebiyet veren bir durumdur. Dinlerin ilk yorumlayıcıları peygamberler olmuştur. İnanlar da peygamberler döneminde onların yorumlarını nihai yorum olarak kabul etmişlerdir. Peygamberlerden sonrakı dönemlerde ise din yorumu inanlar arasında ayrılıklara hatta savaşlara da neden olmuştur.

Orta Çağlar`da Hristiyan mezhepleri arasında yaşanan olaylar bunun delili olabilecek niteliktedir. Kilisenin İncil yorumunu tekelleştirmesi diğer din yorumlarının aforoz edilmesine, din dışı kabul edilmesine mensuplarının öldürülmesine neden olmuştur. Bu sıkıntıları bir nebze olarak aşmak için Konsilin bulduğu çare dört meşru İncil kabul edip diğerlerini din dışı ilan etmek oldu. Dışlanan İnciller Apokrifler olarak bilinmektedir.

 Kilise Orta Çağ Avrupası`nda her şeye hükmeden tek güç sahibi idi. Din yorumu dışında siyasal ve içtimai olan her şeyle ilgili kararı Kilise veya Papa kabul etmekteydi. Hristiyan dünyasında yaşanan din yorumu sorunu üzerinde genişçe konuşmak mümkündür. Burada sadece Galileo ve Buruo gibi insanların Kilisenin söylediğinin tersi bir şey söylemeleri sebebiyle yakılarak katledildikleri bilgisini aktarmakla yetineceğim. 
Bu yazıda ana konu İslam`da din veya Kuran yorumunun tekelleştirilmesi sorunudur. Tarih boyunca yaşanmış olaylarda birkaç örnek verdikten sonra bugün bu sorunun sebep olduğu problemlere değineceğim. 

İslam tarihinde dinin ya da Kur`an`ın tekelleştirilmesi sorunuyla ilk olarak Hariciler örneğinde karşılaşıyoruz. Hariciler örneğinde yaşananlara değinmeden önce İslam`da yorum kısıtlamalarının ya da yorum hakkının sadece belli bir kesime özgü olduğuyla ilgili bir bildiri var mı ona bakalım. Kuran’da düşünmeyle ilgili pek çok ayet vardır. Bu ayetler düşünmenin gerekliliğini, hatta farziyetini ortaya koyabilecek niteliktedir. Aynı şekilde hadislerde de düşünmenin gerekliliğine vurgu yapılmıştır. 
Ortaya çıkan yeni olaylar karşısında müslümanın nasıl davranış sergilemesi gerektiğini Muaz b. Cebel`in Yemen`e gönderilirken Peygamberimizle (sallallahu aleyhi va sellem) aralarında geçen konuşmada bulmak mükündür. Bu konuşmada Peygamberimiz (sallallahu aleyhi va sellem) Muaz`dan (ra) karşılaştığı olaylar karşısında nasıl tutum sergileyeceğini ve nasıl karar vereceğini sorar. O (r.a) da kaynak olarak ilk Kur`an`a, hadislere başvuracağını eğer bu iki kaynakta bir delil bulamazsa kendi görüşüyle karar vereceğini söylüyor. Bu konuşma tüm müslümanlara örnek teşkil etmektedir. 

Bu Peygamber`den (s.a.v) ve sahabi (r.a) neslinden sonraki dönemde gelişen ve sistematize olan mezhepler (Ehli Sünnet) karar kabul etmede başvuracakları kaynakları gösterirken sırasıyla Kur`an`ı, hadisleri, icma`yı en son olarak da kıyası göstermektedirler. Bu da İslam`da karar kabul etmenin, yorum yapmanın bir metodu, usulu olduğunu göstermektedir. Bu usul ve metodu benimsemenden verilen kararlar, yapılan yorumlar genel kabul görmemektedir. 

İslam`da usul ve metod çok mühimdir ve usulu bilmeyenlerin yorumları bağlayıcı değildir. Bunun yanı sıra yorum genel olarak yasaklanmadığı için İslam`da Kur`an yorumu geniş bir ekol olmuş ve çok geniş bir tefsir geleneği oluşmuştur. Fıkıh, kelam, mantık, felsefe alanlarında da şerh geleneğinin varlığı İslam`da zengin bir literatürün oluşmasına sebebiyet vermiştir. Bu geleneğin varlığı İslami bilimlerin gelişmesine neden olsa da farklılıklara, ciddi tartışmalara ve bazı marjinal grupların Kur`an yorumunda ve din algısında tekellşetirme eğiliminde bulunmalarına neden olmuştur. 

Yukarıda Haricilerin bu tutumlarından bahsedeceğimi söylemiştim. Haricilerin bu din algısı Osman (r.a), Ali (r.a) öldürülmelerine ve onlardan sonraki dönemde daha nice katliamların yaşanmasına sebep olmuştur. Bu şekilde din algısı birlikte yaşamı tehdit eden başat faktörlerden biridir. İslam toplumu barışçıl bir düzen ve birlikte yaşama temelleri üzerine bina edilmişti. İslam bu toplum modeliyle bin sene örnek teşkil etmiştir. 
Ancak kendi din yorumlarını tek din, sundukları yaşam modelinin (tabi buna yaşam modeli demek mümkünse) tek yaşam modeli olduğunu kabul etmektedirler. Böyle bir tutumun benimsenmesi olağandır ve herkes bir yerde böyle bir tutum içerisindedir. Zira herkes inandığının, yaşadığının en doğru yol olduğunu savunmaya meyillidir. Böyle bir ön kabul normal olsa da kabul edilen görüşlerin zor kullanılarak yayılması ve dayatılması sorun teşkil etmektedir. Tarih boyunca yaşanan dinsel çatışmaların başat faktörü olarak bu algılayış tarzını görebiliriz. Birlikte yaşadıkları gayr-i müslimleri bu tutum sebebiyle öldürmelerinin yanı sıra kendileri gibi inanmayan müslümanları da katletmeyi bir vazife olarak görmüşlerdir. Bu sorun aralıklarla bugüne değin gelebilmiştir.

Bugün karşılaştığımız müslüman toplumların acısı bu din anlayışının bir tezahürü ve geçmişin bugüne bir uzantısıdır. Irak, Suriye, Nijerya gibi İslam beldelerinde yaşanan olaylar bunun en iyi örneğidir. Bu ülkelerde yaşanan katliamların faili olan İŞİD, Boko Haram gibi terör örgütlerinin İslam tarihindeki ilk fikri oluşumu Haricilerle başlamıştır. İslam tarihinde düşünsel olarak ortaya çıkan bu hareket kısa zamanda bir oluşuma ve toplumsal yaşamı tehdit eden ciddi bir faktöre dönüşmüştür. 

21. yüzyılda yaşanan olaylar bu zihinsel ve marjinal oluşumun sonucudur. Bu düşüncenin zararları sadece silahlı terör grupları şeklindeki faaliyetleriyle sınırlı değildir. Bundan ziyade insanlar arasında ciddi fitnelerin yayılmasına de sebep olmuştur. Bu sorun üzerinde geniş incelemeler yapmak mümkündür. Ancak bu kısa yazımızda din yorumunun tekelleştirilmesinin hangi sonuçlar doğruracağına değinmek istedik. Özetle üzerinde durduğumuz bu sorunların herbirini ayrı ayrı da araştırmaya tabi tutmak mümkündür. 

Bu düşüncenin en tehlikeli tarafı yukarı da değindiğimiz gibi toplumsal hayatı tehdit etmesidir. Bu düşünce mensupları kendileri gibi düşünmeyen, dini kendileri gibi algılamayan, onlar gibi ibadet etmeyen herkes kafirdir. Onların öldürülmesi Kur`an`ın emridir ya da onlarla düşmanca bir ilişki içerisinde olurlar. 

Birlikte yaşamanın ehemmiyeti insan topluluğunu devamı için gereken mühim bir yapıdır. Bu yaşantıyı, toplumsal bütünlüğü sarsan şey de toplumda böylesi bir ayrışımdır. Fakat böylesi bir düşünce tüm bu toplumsal yaşantıyı gerekli kılan ve toplumu oluşturan temel taşları yıkmaktadır. Kendisi gibi olmayanlara karşı sert tavırlar takınmaktan geri kalmayacak kadar da düşman bir tutum içerisindedirler. Ve son olarak düşman gördüğün insanlarla barış içerisinde yaşayamazsınız..

Yazarın Diğer Yazıları

Yazarın tüm yazıları için tıklayın

Bu Yazı Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

  • UYARI: T.C. kanunlarına uymayan, konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, inançlara saldıran, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Bu Yazıya 1 Yorum Yapılmış

  • seymur

    30 Nisan 2015 12:58

    Cevap Ver

    Akademik bir məqalə oxudum.təşəkkürlər.qardaşım.Allah islama xıdmət yolunda etsın

Tüm yorumları okumak için tıklayın

Gündem
Karadenizli esnaf Türk lirasına sahip çıkıyor
Türkiye
Ek iş olarak başladılar, 20 tonluk üretime ulaştılar
Dünya
Haydi Müslümanlar, şimdi !!!

Hava Durumu

Detaylı Hava Raporu