img

Nuriye Çakmak

11 Şubat 2015 15:05

İLKEL ÖLÜMLERİN ÇAMUR KENTLERİ


Suriye’de savaş bir yılı daha geride bıraktı. Ölülerin bile sayılmadığı bir ortamda hayatın ne değeri olabilir ki? Kimin ne kaybettiğinin hesabını kim tutabilir? Belki on yıllar alacak basit ve anlamsız sayısal verilere ulaşmak. Bakarsınız o zaman acıyla anarlar bu günleri kim bilir. Bosna savaşı zamanında ‘Bosna da neresi’ diyenlerin bugün Srebrenitsa katliamıyla ilgili bir fikirleri olduğunu görmek umutlandırabilir bizi. Belki bir gün moda olur Suriye’nin acılarını anmak..

Ama bugün bir avuç Müslüman hariç kimsenin Suriye’den haberi yok. Ensarlık vazifesini yapıp yardım çalışmaları için koşturan simalar, bölgede yaşanan korkunç vahşetlerin haberlerini duyurmaya çalışanlar, Suriye konusunu gündemde tutmaya özen gösterenler. Hep aynı kişiler. Diğerleri masalarının başında oturup bol bol ‘ama’lı cümle kurmakla meşgul. Politik hesapların notlarını tutmakla. Ülkemizdeki mülteci akınının sosyolojik etkilerine kafa yoruyor kimisi. Hatta tarihin gördüğü en zalim liderlerden biri olan Esed’i desteklercesine konuşanları bile var. Bir kez olsun bir Suriyeli çocuğun başını okşamadılar çünkü. Bir kez olsun taşların üstüne sadece kıyafetleriyle uzanmış insanları bodrum köşelerinde ziyaret etmediler. Bir çadırın içine girmediler. Sakat kalmış bir gençle, eşini kaybetmiş bir kadınla, mahzun bir yetimle selamlaşmadılar bile.

Savaşın ilk gününden beri konunun tam merkezinde olduğumu düşünüyordum, yolum Suriye’ye düşene kadar..  Tek başına dünya ülkelerinin yaptığı yardımları katlayan İHH İnsani Yardım Vakfı rehberliğinde Suriye topraklarına girdiğimde ilk hissettiğim şey, güven diye bir duygunun o topraklarda bir izinin bile kalmadığıydı. İnsanların yürüyerek aşmaya çalıştığı uzun sınır boylarını çevreleyen delik deşik yollar, yeri geliyor Esed’in bombalarından nasibini alıyor, yeri geliyor Işid’in teröristlerinin bombalı araçlarını ağırlıyor, yeri geliyor silahlı gruplar arasında iç mücadelelere sahne olup kontrol noktası kapışmalarına ev sahipliği yapıyor. Ve insanlar yol boyunca yürümeye devam ediyor. Bu hesapların hiçbiri onları ilgilendirmiyor çünkü. Ölümün her türlüsünü her an ensesinde hissederek yaşamaya alışmış insanların yarı ölü hali var üzerlerinde.

Türkiye’de gittiğim konteyner kentlere benzemiyor buradakiler. Tampon bölge, güvenli bölge diye bir şey olmadığını bombalanan kamplardan biliyoruz ama şahit olmak farklı. Çaresizlik, güvensizlik, umutsuzluk ve acı dört bir yanını kuşatmış bu toprakların. Bu duyguyu en güzel özetleyen şey, Kilis’teki yetim evlerinde ziyaret ettiğimiz genç kadının “Türkiye’deyim ama hala kendimi güvende hissetmiyorum çünkü Kilis Suriye’ye çok yakın” cümlesi olsa gerek.

Şemmarin, Babusselam, Babunnur, Sicu kamplarını ziyaret ettik tek tek. Kimisi başlayan yoğun bombardımandan kaçan binlerce insan geceyi geçirsin diye acilen bir tarım arazisine çadırların yığılmasıyla kurulmuş. Toprak, çamur bile değil balçık halini almış ve sekiz bin insan bata çıka yaşamaya çalışıyor. Kampı kaydıracak vakit bile olmamış ölüm enselerindeyken. Kimisi planlı bir şekilde konteynerlerden oluşuyor. Başını sokacak yer bulan şanslı. Azez’in bir gece vakti scud füzesiyle vurulan mahallelerinde enkazda yaşayan ailelerin beton yığınlarına astıkları rengarenk çamaşırları gördüğünüzde anlıyorsunuz bunu. Evin yıkılmayan tek odasında yaşam devam ediyor. Çünkü burada başını bombalardan korumasa da soğuktan koruyabilecek her şey bir ev halini alıyor.

Halep’in sık sık bombalanan, zamanında Işid’in işgalini de yaşayan Azez bölgesi, Türkiye’ye olan yakınlığı nedeniyle kampların en yoğun olduğu yerlerden biri. Savaşın da tam bir özeti. Erkek görmeniz çok zor buralarda. Ya cephedeler ya göklerde.. Gördükleriniz de silahlı ve onlar da ölümün kıyısında yaşıyor. Her yer kadın ve çocuk. Binlerce, on binlerce yetim çocuk.. 10 kişilik konteyner sınıflarda okula gidiyorlar çamurlara basa basa. Çadır yada konteyner aralarında arkadaşlarıyla oynuyorlar. Hiçbir hesap onların babasızlığını anlatamıyor, evsizliğini..

Bölgede çocuklara özel çalışmalar yürüten gönüllü psikologların bir notu beni günlerce sarsmıştı. Çocukların kendilerine gösterilen kartlardaki karakterlerin duygularını algılayamadıklarını, üzüntü, sevinç, kızgınlık, şaşkınlık gibi temel durumları birbirlerinden ayırt edemediklerini iletmişlerdi. Çocukluklarını, geçmişlerini, oyunlarını, evlerini, hatta sevdiklerini bile unutmuş olabilirler ama sevgiyi hiç unutmamış çocuklar. Bir eli kaç kişi birden tutabilir? Bir ele dokunmak ne kadar kıymetli olabilir. Sarılmak için sıraya girilir mi. Birisi süreyi uzun tutarsa diğer arkadaşı onu uyarabilir mi. Ne kadar içten gülebilir bir göz. Ne kadar sıkı sarabilir bir kol. Öperken incitmekten korkar mı bir yürek. Ya da elini tutarken iki eliyle birlikte tutup bir de sıkı sıkı göğsüne bastırırsa hangi söz karşılar bu durumu? Ayrılmak ne kadar zor olabilir, gözden kayboluncaya kadar peşinden koşarlarken..

Onlara sadece selam verdik. Önce tokalaştık biraz sohbet ettik sonra sarıldık. Elimiz kolumuz boş gitmedik ama kargaşa çıkarmamak ve zamanı doğru kullanmak için herhangi bir dağıtım yapmadık. Yani onlara hiçbir faydamız yoktu aslında. Selamlaşacaktık, biraz sohbet edecektik ve fotoğraf çekip gidecektik altı üstü. Ama onlar bizi yıllardır tanıdıkları dostları gibi karşıladı. Binlerce çocuk gördük ve hiçbir şey istemediler bizden o gül yüzlü çocuklar. Eteğimizi hiçbir şeyden şikayet etmek için çekiştirmediler. Ağlamadılar, sızlanmadılar sadece bir selam istediler, bir tebessüm ve bir dokunuş. Hepsi bu. Biz bir adım attık, onlar koştu, biz elimizi uzattık onlar sarıldı, biz üzgündük onlar izzetli..

Bu kısa ziyaretlerle savaşın ve savaş mağduru çocukların tüm yükünü kaldıran kadınların psikolojisini anlamak mümkün değil elbet. Kocasını kaybettiği günden beri yaşını saymayan, gün tutmayıp tarihten haberi olmayan gencecik kadına ne diyebilirim ki? Annesi bir başkasıyla evlenip kendilerini terk edecek diye korkan yetim çocuğa ne cevap verebilirim. Ya da bebeği karnındayken kocası şehit olan loğusa kadınları nasıl tebrik edebilirim. Eşi şehit olduktan sonra çocuklarını kampa bırakıp giden ‘zalim anne’leri kınayabilir miyim, oturduğum yerden. Psikolojisi bozulmuş, tecavüze uğramış, gözünün önünde evi barkı yıkılmış, komşusu akrabası can vermiş kadınları nasıl teselli edebilirim. Bizi çadırlarına davet edip çay ikram etmek isteyen kadınlar.. Kusura bakma ortalık biraz dağınık diyen kadınlar. Soframıza buyur bir lokma olsun ye ki, aramızda ekmek olsun diyen analar.. Bunların hepsine şahit olduktan sonra evdeki hiçbir hesap çarşıya uymaz. Kimse sınanmadığı günahın masumu değilse, kimse yaşamadığı savaşın mağdurlarına da saygısızlık etmesin.

Onlar sizden uzman yorumları talep etmiyor. Aslına bakarsanız onlar sizden hiçbir şey talep etmiyor. İnsansanız, Müslümansanız gereğini yapıyorsunuz, yapmıyorsanız sizi hiç rahatsız etmiyorlar. Sessizce ölüyorlar; soğuktan donuyorlar, açlıktan ölüyorlar, salgın hastalık sarıyor, ilaçsızlıktan kırılıyorlar. Kimisi bombardıman altında parçalarını bırakıyor, kimisi varille yanıyor, kimisi işkence altında inliyor, kimisi aklını kaybediyor.  Onlar ilkel yollardan ölüyor, siz teknolojik yollardan izliyorsunuz. Ama sizi seviyorlar, hem de çok. Çünkü ‘bu kapılar neden açıldı, güvenliğimiz huzurumuz kalmadı’ sözlerinizden haberleri yok. Sokaklarda dükkan açan Suriyelileri linç etmek istediğinizi duymamışlar. En ufak bir tartışmada Suriyeli taraf haklıysa bile tüm Suriyelileri içine alacak şekilde bir toplu infial çıkarmaya çalıştığınızdan haberleri yok. Çaresiz insanları ahırdan bozma yerler için binlerce lirayla dolandıran ev sahiplerini, emlakçıları duymamışlar. Sokaklarda, toplu taşıma araçlarında onlara nasıl baktığınızı, hakaret ettiğinizi bilmiyorlar. Onlar sizin hakkınızda sadece Türk olduğunuzu biliyor. Ve bu onlar için kendilerini ölümden kurtaran kapı demek. Ekmek demek, yardım demek, kardeşlik, komşuluk demek.. İyi ki sizi bilmiyorlar ve umarım hiçbir zaman bilmezler.

Yazarın Diğer Yazıları

Yazarın tüm yazıları için tıklayın

Bu Yazı Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

  • UYARI: T.C. kanunlarına uymayan, konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, inançlara saldıran, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Gündem
Halep’te süresiz ateşkes zaruridir
Türkiye
Şırnak'ta terör mağduru ailelere destek
Dünya
Irak ordusu DEAŞ'a karşı halktan yardım istedi

Hava Durumu

Detaylı Hava Raporu