img

Münir AYDIN

01 Ocak 2015 09:53

Çözüm Sürecini Kim İstemiyor?


Ak Parti Hükümeti 2005 yılından bu yana ülkenin doğusunda yok sayılan bir milletin cebren ve hile ile ellerinden alınmış haklarını iade etmek için yola koyuldu. Uzun soluklu olacağı işin bidayetinde belli olan çözüm süreci yolunda, belli mesafeler kat edilse de belirli aralıklarla bu işin nihayete ermesini istemeyenler tarafından sürece müdahale edildi.

Kimileri bu müdahaleleri dış mihraklara bağladı kimileri de devletin içerisinde çöreklenmiş paralel yapılara bağladı. Kimileri de çözüm süreci için muhatap alınan HDP’nin gerçekte çözümü istemediği yönünde kanaat belirtti.

Peki, sürecin nihayete ermesini gerçekte kim istemiyor?

Bu soruyu cevaplandırmadan önce yukarıda kanaat belirten görüşlerin doğruluk payının olduğunu bir kenara yazalım…

Çözüm süreci takvimi işlediği günden bu yana muhatap alınan PKK/HDP ve uzantılarının talepleri ile hükümetin talepleri arasında ciddi manada bir uçurumun olduğunu görmek lazımdır. PKK/HDP’nin çözüm sürecinden anladığı ve hükümetten talep ettiği şey Kürdistan diye tabir edilen Doğu illerinin bazıları ile Güneydoğu’nun tamamının onlara verilmesidir. Bu talep ya fiziki olarak sınırların belirlenmesi ile olacak (özerklik) ya da fiziki hiçbir ayrıma girmeden bu bölgelerde sadece kendilerinin söz sahibi olmasıyla olacaktır.

PKK/HDP’nin böyle bir beklenti içerisinde olduğunu hükümet yetkilileri de bilmektedir. Lakin hükümet, şartların iyileştirilmesiyle beraber PKK/HDP’nin böyle bir beklentiden vazgeçeceğini umarak çözüm sürecini devam ettirmektedir.

PKK militanlarının sözde dağdan çekildiği bir süreçte PKK, şehir yapılanması olan KCK’ya ağırlık vermiş, dağdan gelen elemanları ile şehirde ciddi manada örgütlenmiştir. 6-8 Ekim olayları ile Cizre’de yaşanan son olaylar, PKK’nın dağdan çok şehir merkezlerine ağırlık verdiğini göstermektedir.

Örgütün çalışma mantığı, talep edilen herhangi bir şey gerçekleşmediğinde eli molotoflu yüzünü gösterip taleplerinin bir an önce yapılmasını sağlamaktır. Kendi içlerinde buna “serhildan” (ayaklanma) diyorlar. Ayrıca kendilerinin talep ettiği kişi veya kurumların dışında kimsenin çözüm süreci boyunca muhatap alınmasını da istemiyorlar. Bunu iki örnekle ispatlayabiliriz;

Recep Tayyip Erdoğan Hükümetin Başbakanı iken bölgede üçüncü parti konumunda olan Hür Dava Partisi’nden bir heyeti Başbakanlıkta kabul edip bir buçuk saatlik bir görüşme gerçekleştirdi. Bu görüşmeden hemen sonra başta Diyarbakır olmak üzere birçok yerde Hüda Par’ın parti binaları taşlandı. HDP’li vekiller ise bir ergenin ancak yapacağı bir açıklama ile bu ziyareti sebep olarak gösterdiler.

İkinci olay ise Bülent Arınç’ın bölgede faaliyet yürüten Hak-Par ve Hüda Par’a gerçekleştirdiği ziyarettir. Bu ziyaretten hemen sonra Cizre’de çatışmalar yaşanmış, YDG-H’li militanlar on saat boyunca Hüda Par’a yakınlığı ile bilenen şahısların evlerini muhasara altına almıştır.

Hükümet, 6-8 Ekim olaylarından sonra PKK ve uzantılarının tek muhatap alınmaması gerektiği kanaatine varmış olacak ki, bölgede faaliyet yürüten parti ve STK’ları da çözüm sürecine müdahil edeceğini açıklamıştır. Bu açıklamadan sonra bölgede hâkimiyetinin zedeleneceği zannına varan örgüt, bölgede bulunan muhalif sesleri kısmak için onlara saldırmıştır. Bu düşünce geçmişten bu yana örgütün zihin kodları arasında yerini korumaktadır. Örgüt kurulduğu günden beri bölgede faaliyet yürüten gruplara üç seçenek sunmuştur; ya kendilerine katılacaklar, ya Kürdistan bölgesini terk edecekler ya da hepsi öldürülecektir.

***

Çözüm sürecinin nihayete ermemesini isteyen asıl faktör örgütün kendisidir. Örgüt içerisinde çözüm sürecinin nihayete ermesini isteyenler varlığını korusa bile örgütün ağa babaları Kürt sorununun çözülmesini istemiyor.

Dış bağlantılar ile paralel yapıların çözüm sürecini yönlendirme gibi bir kuvveti olmasa da çözüm sürecinin nihayete ermemesini isteyen örgütün dağ kadrosunun emelleri doğrultusunda hareket etmeye güçleri yetmektedir.

Örgütün şehir yapılanması KCK’nın her olay sonrası halkı “serhildana” çağırması, bölgede faaliyet yürüten diğer yapıları hedef gösterip kışkırtıcı rol üstlenmesi, çözüm sürecini istemeyenlerin bizzat kendileri olduğunu göstermektedir…

Yazarın Diğer Yazıları

Yazarın tüm yazıları için tıklayın

Bu Yazı Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

  • UYARI: T.C. kanunlarına uymayan, konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, inançlara saldıran, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Gündem
NATO "15 Temmuz sonrası 150 Türk subayı görevden alındı"
Türkiye
Şırnak'ta terör mağduru ailelere destek
Dünya
DEAŞ, 100 kilometre menzilli füze peşinde

Hava Durumu

Detaylı Hava Raporu