img

Havva Yücel ERGÜN

Mimhece

09 Ekim 2014 14:15

Adem'in Kelimeleri


"Ey Âdem! Sen ve eşin cennette durun, dilediğiniz yerden yeyin; fakat şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz."

Araf 19

Bir ağaç, insan hayatını değiştirebilir mi? Âdem’inkini değiştirdi. Bizler tüm bu değişimin çocukları olarak, her şeyin bir ağaçla ile başladığını sanıyoruz. Oysa Âdem’in sınavı cennette, ağaçtan da önce, toprağa ekilen tohum gibi ekilmişti içine.

Âdem’e isimlerin öğretilmesi, tüm bu değişimin meyvesi oldu. Âdem kendine “Âdem”, Havva da kendine “Havva” dedi. Âdem ellerinin ismini Havva'ya öğretti, Havva kendi ellerinin ismini Âdem’e. Böylece Âdem ve Havva bölmeyi öğrendiler. Kabil'e “Kabil”, Habil'e “Habil” diyerek çocuklarına bölmeyi ve bölünmeyi öğrettiler. Birbirlerini anlamak, birbirlerini tamamlamak için kullandıkları kelimeler, onların sürgünü oldu.

“O, ben demişti, ondan hayırlıyım, ateşten yarattın beni ve onuysa balçıktan halkettin.” (SÂD - 76)

İnsanın sınanışındaki sır belki de buydu. İnsan; sen, ben, o, bu, şu gibi kelimelerle, algıladığı her şeyi bölerek öğreniyordu. “Aşağıda” ve “yukarıda” diyerek yeri ve göğü ayırıyordu, “su” ve “toprak” diyerek yeri ikiye ayırıyordu, “güneş” ve “dünya” diyerek uzayı... Tüm ayrımlar kelimeler sayesinde oldu ve ağacın meyvesi ikiye bölündü. İnsanların birbirini anlaması, iletişim kurması için yaratılmış olan dil bölündü. Biri denize “derya” dedi diğeri “bahr.” Sonra toplumlar bölündü. Toplumlar birbirine adlar vererek bölünmeye devam etti. “Doğu” ve “batı” diye ikiye bölündü dünya, bölündü birlik ve şimdi “bir” olmanın ne demek olduğunu hatırlamıyor insanoğlu.

“Her sorun, çözümünü de içinde barındırır.”

Kelimeler her ne kadar Adem'in sınavının tohumu olsa da, kurtuluşunun da tohumuydu. Adem, kendi nefsine ve çocuklarına, öğrendiği bu kelimeler sayesinde: “Emdiğiniz süt çiğ idi, içinde ak da kara da var idi, siz ak olanı seçin.” diyebilmişti. İçinde kendisine kötülüğü fısıldayıp duran sese “şeytan” diyerek onun farkına varabilmişti. İnsanoğlu, içinde sürekli kötülüğe çağırıp duran şeytana “şeytan” diyemeseydi, böyle bir kelime olmasaydı, sınavı mücadele olmadan kaybedecekti.

“Hamd” diyerek sabreden, “şükür” diyerek sevinen Âdemoğlu için kelimeler önemlidir. Ne hayvanların, ne de bitkilerin böyle bir dile ihtiyacı yoktur; belki de bu sebepten, hayvan ve bitkilerin eşyaya hâkimiyeti de yoktur. Hâkimiyet insandadır. İnsan adlandırmakla tanımladığı şeyi parçalar. Parçalara ayrılan şeyle başa çıkmak böylece kolay hale gelmiş olur. Atomu adlandırabilen insan, onu parçalamayı da başardı.

“Bir tek söz ( bir telefon numarası, bir adres ya da bir insan adı) elde etmek için insanlara edilen işkenceleri düşünürseniz, bir şeyi adlandırmanın ne kadar önemli olduğunu, bunun bir şeyi değiştirmek olduğunu görürsünüz.”

Jean Paul Sartre (Yazarın Sorumluluğu)

Ne tür bir sorunla karşılaşırsak karşılaşalım, önce onun adını öğrenmeye, ona sıfatlar takmaya çalışırız. Hastalığımızla iyileşmemiz arasında ilaçlar değil, hastalığımızın 'adı' yatar.  Hastalığınızın adını bilmekle hastalığı deşifre etmiş, onun zayıf taraflarını belirlemiş ve tedavi olma yollarını aramaya koyulmuş oluruz.

Düşmanınızın ismini bilmezseniz, onu yenemezsiniz. Allah'ın (C.C) Âdem’e şeytanın adını öğretmesi, sayılamayacak nimetlerinden yalnızca biri. Ne kadar da sıradan, önemsiz gibi duruyor değil mi?

“Ey insanlar! Yeryüzündeki şeylerin helâl ve temiz olanlarından yiyin! Şeytanın izinden yürümeyin. Çünkü o sizin için apaçık bir düşmandır.” (Bakara 168)

 

Yazarın Diğer Yazıları

Yazarın tüm yazıları için tıklayın

Bu Yazı Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

  • UYARI: T.C. kanunlarına uymayan, konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, inançlara saldıran, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Gündem
3 komutan DAEŞ'den ayrılıp muhaliflere katıldı
Türkiye
Düğünde dolara izin yok
Dünya
Suriyeliler de dolara karşı harekete geçti

Hava Durumu

10°
Detaylı Hava Raporu