img

Levent Kemal

14 Mart 2014 09:10

ZİNCİRBOZAN


Tarih 19 Temmuz 1980.  Yer Dragos.

Eski başbakanlardan Nihat Erim evine gitmek üzere iken Dev – Sol militanlarınca öldürüldü.

Üç gün sonra...

22 Temmuz 1980, yer Merter.

DİSK başkanı Kemal Türker evinden sendika merkezine gitmek üzere çıktığında öldürüldü.

Bu iki cinayet ve dahası ile Türkiye 1980 darbesine hızlı adımlarla gitti.

Halk güvenlik endişesi içindeydi. İdeolojilerin vahşeti ile en kötü tercih bile artık bir umut gibiydi. Nihayetinde de dünyanın sayılı katliamlarını yapan 12 Eylül darbesi gerçekleşti.

Yıllar sonra öğrendik, ABD'de o tarihte “bizim çocuklar işi bitirdi” denildiğini. Hem Dursun Karataş'ın hem de Abdullah Çatlı'nın aynı büronun iki farklı odasından emir aldığını. Bu emirlerle suikastlerin gerçekleştiğini, yıllar sonra öğrendik. Graham Fuller'ın tam da bu tarihlerde Beyoğlu'nda bir çatı katında kaldığını da sonradan öğrendik.

* * *

Bugünlerde de benzer şeyler yaşıyoruz. İnsanlar, gepegenç çocuklar ölüyor. Ölümlerin üzerinden siyaset devşiriyor birileri. Hem de ölümcül bir siyaset!

Kuşkusuz, Berkin Elvan değil mesele. Berkin'in ölümüne neden olan Gezi olaylarında meselenin ağaç olmadığı gibi. Eğer mesele Berkin olsaydı 269 gün susanlar ve Berkin vefat etmeden bir gün önce taziye mesajları yazanlar olmazdı!

Namuslu gazeteci numaraları çekerken Berkin'in arkadaşlarından birinin gaz kapsülü önce duvara sonra da Berkin'in kafasına geldi ifadesini yazmayanların, cenazeye molotof, havai fişek ve silahlarla gelenlerin derdi Berkin değildi!

Berkin öldü. Evet, bir eylem sırasında – o sırada ne yapıyor olursa olsun – öldü. Şu veya bu şekilde öldü, öldürüldü. Bunu siyasal bir meydan okumaya, kategorik bir muhalefetin odağına oturtmaya çalışmak, üstelik Berkin'e gelmeden önce yüzlerce olay varken, hangi mantıkla ifade edilebilir?!

Siyasal araç haline getirmenin, ölü eti yemenin, ahlaksızlaşmanın dışında hiçbir şey bunu açıklayamaz.

Açıklamaya kalkana sorarlar; molotofla yakılan Serap'ta neredeydiniz, devrim zaiyatı dediğiniz Yasin'i ellerinizle öldürdüğünüzde neredeydiniz, Kaymaz cinayetinde hangi barda sızmıştınız, Ceylan'ın parçaları annesinin eteğinde taşınırken hangi bienal kokteylindeydiniz ya da hangi mahfilde eğreti felsefenizi cilalıyordunuz?

Sorarlar Suriye'de binlerce çocuk gün ve gün öldürülmeye devam ederken Esed'i alkışlayan siz değil miydiniz, Filistin'li çocuklar ölürken “bize ne Filistin'den” diyen siz değil miydiniz; neye inanıyorsanız onun adına cevap verin ağzınızı bir kere bile olsun Arakan'da yakılan çocuklar için açtınız mı? Yoksa sizin duyarlılığınız siyasal çeperiniz ile mi sınırlı?

Sorarlar; ikircime düşmeden veya ama demeden Burakcan Karamanoğlu için ağzınızı açtınız mı? Öyle hin kasabın yarım kefesi gibi değil ama!

Sorarlar; ölüm orucu olaylarında ömürlerinden yediğiniz gençlerin ölümlerini de böyle kullanmadınız mı?! Heyhat ki devrimci katili dediğiniz Süleyman Demirel ve kemalist dikta partisi dediğiniz CHP ve dahi faşist dediğiniz MHP ile nasıl da kucaklaşıyorsunuz?!

Kucaklaşırsınız, ne varki bunda, değil mi! 1996 sürecinde önce Ana-Yol hükümeti düştü, ardından gelen Refah-Yol hükümeti de zaten aynen 1980 öncesindekine benzer bir senaryoya eklenmiş irtica bahanesi üretilerek darbecilerce düşürüldü. O zamanlar bana dokunmayan yılan bin yaşasın dediniz!

Ölüm oruçlarını sonlandırdınız, nasılsa işlem tamamdı.

Darbe olmuştu.

Batı kazanmıştı, ABD memnuniyetini ifade ediyordu. “Bizim çocuklar işi bitirdi” diyordu adeta.

* * *

Tüm bunları yapıp aynı taktikle kendinizi tüm kötülüklerden münezzeh görüp adeta kurtuluş ruhbanları gibi davranarak işlettiğiniz senaryo artık işe yaramayacak. Her darbe öncesinde bir şekilde ortaya çıkıp sokakları kan gölüne çeviren, bu ülkenin araştırmacı yazarlarına ya da güzel, genç insanlarına kıyan sizlerin zinciri bozuldu!

Hangi ideolojik gruptan olursa olsun Türkiye'de hangi etnik veya sosyal kökenden olursa olsun “bir ondan bir ondan” diye adını koyduğunuz bu alçakça sisteminiz dağılıyor! Sol deyip sermayeye uşak olan, milliyetçilik deyip yabancı örgütlere çalışanların kendi kaotik ilişkilerini topluma yayma çabası artık nefretle karşılık buluyor!

Çünkü sivil anlayış oturuyor! Ne Mustafa Kemal'in ne örgüt liderlerinin ne başbakanın ne de herhangi bir seküler otoritenin askeri olmayı reddediyor insanlar!

* * *

İşte bunlar nedeniyle bırakın Berkin'in yakasını, bırakın Burakcan'ın yakasını! Onları kendi emelleriniz için övmeyi ya da görmezden gelmeyi bırakın! Acılar arasında kıyas yoktur, kimsenin acısı diğerinin acısından az ya da çok değildir!

Bu topraklarda hiçbir şeyimiz eşit değilse acılarımız eşittir!

Bu zinciri kırın!

Yazarın Diğer Yazıları

Yazarın tüm yazıları için tıklayın

Bu Yazı Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

  • UYARI: T.C. kanunlarına uymayan, konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, inançlara saldıran, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Bu Yazıya 1 Yorum Yapılmış

  • Önemsiz Biri..

    16 Mart 2014 07:48

    Cevap Ver

    Tek solukta okuduğum muazzam bir yazı. Kaleminize sağlık hocam. Çakma vatanseverlere, sözde insanseverlere 'boru' niteliğinde bir yazı olmuş. Fakat onlar anlamaz, kimisi aklına kiraya vermiş, kimi liderine vs.. velhasılı o aklı alıp yerine koyup bir düşünseler! Ah bir düşünseler bak neler olacak.. Kaldı ki bizim meselemiz Berkin değil! Berkin'in eline sapan verip, cebine bilye koyan, yüzüne maske geçiren tümbunlar yetmiyormuş onu birde önsaflara iten kansızlar! Bu bedeli ödemesi gereken onlar..

Tüm yorumları okumak için tıklayın

Gündem
Teröristbaşı Fetullah Gülen'in 17 Aralık darbe girişimi pişmanlığı
Türkiye
Akdeniz'de deprem meydana geldi!
Dünya
'Stockholm sendromu'nun son örneği: İşgalcisinin adını bebeğine verdi!

Hava Durumu

Detaylı Hava Raporu