img

Levent Kemal

01 Mart 2014 08:40

28 Şubat: Cemaatin işkencecileri


Artık kimileri için bir yol haritası çıkarmanın imkanı yok.

Nereye gidecekleri, nasıl ve neden gidecekleri konusunda kendilerinin de bir fikri olduğunu sanmıyorum. Çünkü dizginlerini başkalarına vermişler. Kör bir atın nadirliğinden dem vuruyorlar, oysa uçurum kör at dinlemiyor.

Tahmin ettiğiniz üzere cemaatten bahsediyorum. Dün durmadan sanki ölüp ölüp dirilmiş gibi mağduru pozlarına soyundukları 28 Şubat'tı. Hani şu darbeyi yapanları demokrat, müçtehit ve yüksek insan ilan ettikleri 28 Şubat. Hani şu okul kapılarında yüzbinlerce genç kızımızın baş örtüsüne saldıranların yaptığı 28 Şubat. Hani cemaatin baş örtüsü furuattır dediği.

Evet, bunlar makus talihlerine yazıldı cemaatin ve karanlık tarihlerine de. Ancak şunları da ekleyin. Size anlatacağım iki farklı insanın öyküsünü de. Ekleyin Salih Mirzabeyoğlu'nun öyküsünün üzerine, ekleyin Yakup Köse'nin öyküsünün üstüne.

Nasıl da tam da darbe işbirlikçisi olunurmuş görün böylece.         

Sebahattin Arslan 28 Şubat'ta Kudüs Gecesine gidenlerdendi. İlk önce o bahane ile alındı. Yaka paça götürüldü. Daha gepegençti o da, Yakup Köse gibi. Yirmisinde ya vardı ya yoktu. Salıverildi bir süre sonra. Ama Sebahattin 'dik duracaktı'! Durdu da!

Kemalist vesayet rejimi ise bu dik başllı genci diğer yüzbinlercesi gibi susturmak için elinden geleni yaptı. Dik durduğu için tekrar içeri alındı. Sorgulama vakti geldiğinde de dik durmaya çalıştı Sebahattin. O anları O'nun sözcükleri ile okuyun.         

Beni sırf Sincan'daki Kudüs Gecesine izleyici olarak katıldım diye, sabah namazı vakti anamın, bacımın gözleri önünde evimden alıp 1 hafta sebebsiz yere tuttukları yer...Henüz 20 yaşındayım..O günü hiç unutmam. Devletin şefkatli kollarıyla ilk karşılaştığım günü...Şubenin üstündeki herkesin efsane sandığı yazı aslında nasıl bir yere girdiğimin net özetiydi : 'Burada Allah yok, Peygamber tatile çıktı'...Orası aslında resmi kayıtlarda sorgu odası olarak geçiyor, lakin orada sorgudan ziyade işkence yapıldığı için bu şekilde nitelendiriyorum...İşkence odası, diyorum..İşkence yapanlar iltimas geçmesin diye, Müslüman sanıklara Alevi ve solcu polisler, sol görüşlü mahkumlara da sağ görüşlü polisler bakardı..Lakin orada bana farklı bir muamele uygulandı. Bu uygulamanın dışına çıkıldı..Bana sorguya girenlerin hepsinin koltuğunun altında,ya da masaların üzerinde cemaatin gazeteleri vardı. Polisler bana sık sık "Hocaefendinin cemaatine girseydin,bunlar başına gelmezdi, buraya girmezdin" şeklinde telkinlerde bulunuyorlardı..Hemen hepsi nerdeyse beş vakit namaz kılıyordu..Hatta işkence seansında ezan okunuyorsa, işkenceye ara veriyor, gidip namazlarını kılıyor ve sonra gelip işkenceye kaldıkları yerden devam ediyorlardı..Bir cuma vakti,vicdan sahibi bir polisin, mazgaldan eğilip beni rahatlatmak için 'Merak etme bugün mübarek gün,sana ilişmezler' diye teselli verdiği olmuştu...Orada olduğum bir günün akşamı mazgaldan nöbetçi polislere seslenerek,akşam namazı için abdest almak istediğimi söyledim..Belki içlerinde ufak bir vicdan kırıntısı kalmışsa harekete geçer de insafa gelirler diye. Gözlerim kapalı olduğu için yüzlerini göremiyordum..Ve ellerim bağlıydı..O andaki ruh halimin onda birini bile izah edebileceğimi sanmıyorum. Bana Allah'tan başka yardım ve güç verecek kimse yoktu o an..Devamlı dua ediyordum..Bir süre kaba dayaktan sonra, elektrik faslına geçtiler. Daha sonra ellerimi arkadan bağlayıp beni bir askıya astılar..Adını daha sonra öğrendim..Filistin askısıymış. Neyseki çok fazla geçmeden iki kişi geri geldi. 15-20 dakika kalmışım o şekilde..Gelenlerden biri diğerine 'Tamam indir hücresine götür' dedi ve dışarı çıktı. Ağzım burnum kan içindeydi. Odada kalan kişi, askıdan beni indirmeden bir kere daha vurmak istedi ve suratımın ortasına okkalı bir yumruk salladı..Bu yumrukla birlikte ağzımdan kan fışkırdı ve polisin gömleğine bulaştı..Bir anda tiksinerek irkildi, geri çekildi.

Ve hayatım boyunca hiç aklımdan çıkmayacak şu sözleri söyledi:

'Ulan şerefsiz gömleğim kan oldu senin yüzünden.Şimdi yatsı namazını kılmaya gidecektim,bu halde namaz kılınmaz.İşin yoksa temiz gömlek ara şimdi!'

Sebahattin Arslan İBDA-C davasından hüküm giydi. Hapishanede yattı. Salih Mirzabeyoğlu ve Yakup Köse ile aynı havayı teneffüs etti. Dik durdu, direndi; sesini gürleştirdi! O günler de sesini çıkarmak bir yana kadrolu tetikçileri ile Müslümanlara zulmedenler bugün darbe mağduru edebiyatı yapıyorlar! Sebahattinler, Yakuplar direnirken kaçanlar; okul önlerinde kız kardeşleri direnirken polis araçlarında başını açarak okula girenler bugün feveran ediyor!         

Susun!

Edepsizliğinizle, ihanetlerinizle, her dönemde yaptığınız karanlık işbirliklerinizle, işkenceci polislerinizle, tehditkar savcılarınızla tanıdık sizi! Susun, artık sizin alçaklığınızdan bile biz utanır olduk! Susun çünkü daha D. G.'nin darbe ortamında uğradığı psikolojik baskıyı kaldıramayıp sizden yardım istediğinde sizin yaptığınızı anlatmadım!

Otobüse bile bindirilmeyen çarşaflı bir kadının size gelip destek istediğinde kemalistlerle aynı cevabı verdiğiniz gün öldünüz siz! Sebahattin'e, Yakup'a, Salih Mirzabeyoğlu'na işkence ettiğiniz gün öldünüz siz! 28 Şubat ve arkasından gelen teröre direnirken ölenler şehit oldu!

Ama siz susun!

Susun, çünkü leşler konuşmaz!

NOT : Sebahattin Arslan'ın yukarıda anlatılan işkence günlerini yakında çıkacak olan kitabından ayrıntılı şekilde okuyabilirsiniz. NT'lerde bulamazsınız! D.G'nin son andaki isteği ile durumunu çok açamadım. 'Bir daha buraya gelme' dediklerini yazabilirsin, dedi.

Yazarın Diğer Yazıları

Yazarın tüm yazıları için tıklayın

Bu Yazı Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

  • UYARI: T.C. kanunlarına uymayan, konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, inançlara saldıran, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Gündem
Karadenizli esnaf Türk lirasına sahip çıkıyor
Türkiye
Ek iş olarak başladılar, 20 tonluk üretime ulaştılar
Dünya
Haydi Müslümanlar, şimdi !!!

Hava Durumu

Detaylı Hava Raporu