img

Esra Kutlu

13 Eylül 2017 14:15

Okul Kaygısı Neyin Alarmıdır?


Kitap, defter ile tanışıp, kalem tutacak; ve sonra insanı, hayatı, hakkı ve hakikatı öğrenecek diye heyecanını gizleyemeyen ebeveynin “hadi yavrucuğum okula gitmek için hazırlanalım” demesinin üzerine, çocuk “ama karnım çok ağrıyor, kötü hissediyorum” diye karşılık veriyor ve agresif davranışlar sergilemeye başlıyorsa…

Ebeveyn ise kimi zaman “neyse,üzerine gitmemeyim, belki okul yaşı gelmemiştir daha” diyerek; kimi zaman da “bize oyun yapıyorsun, okula gitmelisin, yoksa okuma yazmada geri kalacaksın ve herkes seni geçecek” şeklinde kendi stres ve kaygılarını gösteriyorsa, burda bi duralım. Acaba “karnım ağrıyor” diyen çocuk gerçek bir acıdan mı söz ediyor? Eğer öyleyse, bu durum tam olarak neyin alarmı?

Her ebeveynin en büyük arzularından biridir çocuğunun iyi bir eğitim görecebileceği okula severek ve isteyerek gitmesi. Fakat bazen, çocuğun daha önce hiç bilmemesine rağmen okul gibi yeni bir ortamı reddettiği görülür. Sık rastlanılan bu okul kaygısının yaşanması ise çeşitli sebeplere bağlıdır. O halde biz ilk olarak aile ile başlayalım... Ebeveynler çocuklarının okula başlamasına hazırlar mı?

Çocuğun etrafında, kendsisinden iyi bir okul başarısı bekleyen; okumayı ve yazmayı çabucak kavramasını isteyen; tüm bunlarla beraber okuldan sıkılmaması gerektiğini vurgulayan, beklentileri yüksek ebeveynler olursa eğer; çocuğun zihninde, okula ait olumsuz tasvirler gelişmesi muhtemeldir. Bu yüzden çocuk, daha önce hiç görmediği halde, okul ile alakalı korkular yaşayabilmektedir. Daha vahimi ise, bu okul kaygısı, zaman içerisinde büyüdükçe okul fobisine dönüşmeye meyillidir. Bunun belirtileri de iştahsızlık, agresif davranışlar, uykusuzluk, baş ve karın ağrısı, kusma sayılabilir.

Ebeveynin tamamen çocuğu özgür bırakarak “zamanı geldiğinde kendisi gider” şeklinde düşünmesi de çocuk açısından önemli bir hatadır. Okul hayatını deneyimledikçe çocuk “aslında düşündüğüm gibi kötü bir yer değilmiş” diyebilmekte, Bu yüzden ise ilk günler tam zamanlı olmasa bile, okul korkusu yaşayan çocuğun günde bir iki saat okulda bulunması gerekiyor.

Aile içi çatışmalar ve sorunlar, okul fobisine neden olan faktörlerden biridir. Çünkü böyle bir ortamdaki çocuk, “eğer ben olmasaydım, belki anne ve babam daha mutlu olurdu”diyerek tüm problemin kendisinden kaynaklandığını düşünebiliyor; yoğun suçluluk duygusu yaşayabiliyor. Iyi bir “kendilik” geliştiremeyen; “ben yetenekli ve değerliyim” diyemeyen ; kendisini güvende hissedemeyen bir çocuk -ki suçluluk duygusu bunları engeller- okul gibi sosyal bir çevreye karışmayı reddedebiliyor.

Dolayısıyla, sorumluluk alma, tercih yapma hakkı tanıma; bu çocukların öz güvenlerini iyileştirebilir. Gücüne göre görev alan çocuk, “evet ben işe yarıyorum aslında” der ve iyi hisseder. “Hangisini istersin? Kırmızı kalem mi, mavi mi?” diye seçim hakkı kendisine bırakıldığıda çocuk, “ben önemseniyorum, değerliyim” der ve sosyal ortam olan okula gitmek konusunda heyecan yaşamaya başlar.

Diğer taraftan ebeveynin hangi yapıda olduğu da çok önemli. Mesela aşırı kontrolcü ve endişeli aile tipinde yetişen çocuklarda okul fobisi ve yoğun kaygı daha sık görünüyor. Çocuk-ebeveyn bağlanma yapısında meydana gelen sorun ise, çocuğun algısında “dünya tehlikeli bir yer, kendimi korumalıyım” olarak şekilleniyor. Ancak bu algıyı, eğer ebeveyn çocuğu düştüğünde “aman yavrum” demek yerine, kendi başına kalkmasına; kararsız ve tereddütte kaldıklarında “ben hallederim” demek yerine “senin seçimin, bunu iyi yapabilirsin.” diyerek kararlı olmasına destek olurlarsa, aynı sağlıkl ilişkiyi başkalarıyla da kuracak olan çocuk için okul artık korkulu olmaktan çıkacaktır.

Bir de aşırı rahat, tamamen kontrolsüz ve çocuğun her isteğini yerine getiren aile yapısında ise doyumsuzluk ile birlikte sorumluluktan kaçınma duygusu geliştiren çocuklar, okulu da çok rahat bir şekilde reddebiliyor. Ebeveynlere düşen görev, hayatta her isteğimizin yerine gelemeceğini; sabır ve azmin önemini öğretmektir.

Gelelim öğretmene… Çocukların okulda birbirleriyle iyi kaynaşması, eğlenceli aktivitelerle okulu sevmeleri, herşeyden önemlisi başarma hissini tatmaları, iyi bir öğretmene bağlıdır.. Belki de bir çok ebeveynin yaptığı büyük hata, çocuklarının ne konuda kabiliyetli olduklarını, daha onlar yaşayarak öğrenmeden kendilerinin öngörmeleridir: ilk ayda okumayı çözmelisin, yazmayı öğrenmelisin gibi. Oysa okul sürecinde, deneme yanılmalarla, özellikle öğretmenin desteğiyle çocuk nelerden hoşlandığını keşfedecektir. Başarılı olduğunu gören çocuk “ben yetenekliyim, iyi bir öğrenci olabilirim” duygusuna kapılarak, okula bağlanabilecektir.

Dolayısıyla, çocuğun hem kendisine yönelik hem de dış dünya ve okula yönelik geliştireceği güzel  düşüncelerle sağlıklı bir okul sürecinin temelini atmak; hem ebeveynin, hem de öğretmenin el birliğiyle mümkün olacaktır…

Bu Yazı Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

  • UYARI: T.C. kanunlarına uymayan, konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, inançlara saldıran, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Gündem
Erdoğan'dan Trump ve ABD'ye çok sert sözler!
Türkiye
Ankara Büyükşehir Belediyesi önünde 'kadro' eylemi
Dünya
Petrol zengini ülkenin ekonomisi çöküyor

Hava Durumu

17°
Detaylı Hava Raporu