img

Levent Kemal

09 Şubat 2014 10:00

Post-Modern Müslüman(!)


Geçtiğimiz günlerde ünlü fizikçi Hawking'in kara delik teorisi ile ilgili çıkışı bilim dünyasında farklı tartışmalara neden oldu. Hawking kara delikleri “gri delikler” olarak yeniden konumlandırdı. Kara delik mizansenini kuantum fiziği ile yani bir bilinmeyeni bir bilinenle 'yapılandırdı'.

Post-modern külliyatın sıkça başvurduğu bu yeniden yapılandırma sosyal ve siyasal alanda uzun süredir etkin. Özellikle Huntington ve Fukuyama tezlerinden sonra küresel egemen güçlerin fikir alanını yeniden organizasyonunda önemli yer tutuyor. Böylece büyük anlatıların iflas ettiği yönünde yapılan propaganda ile herkes için 'mikro' düşünce alanları inşa ediliyor. Bireyselleşme hikayesi ve genel geçerliğin tümden inkarı aslında yeni ve tek bir kültür formuna yedeklenmiş 'alt formları' öncüllüyor. Hala da böyle.

Genel bakış itibariyle modern dönemin ve totalitarizmin eleştirisi gibi 'naif' gerekçeler sunsa da post-modernizm denilen 'mefhum' bunlardan daha da fazlası. Lojik alanların ölçülebilir yani pozitif bilimler dışında alt üst edilmesinden başlayan post-modern Batı yağması sonunda çeşitli avadanlıkları ile İslam'ın içinde de bir “gri alan” oluşturdu.

Totoloji eleştirileri babında dinleri bir sosyolojik veri addeden ve 'din sosyolojisi' ile 'teoloji' kürsüleri kuran post-modernizm; ilahi bir durum, ahlaki bir betim ve en başta ve en taç şekilde bir inanç olan dinleri 'seküler' hale getirme eğilimi içine girdi. Felsefe alanında gerçekleştirdiği yağmayı da yanına katarak din alanına giren post-modern düşünce totoloji-totalitarizm eleştirisi ve özgürlük kavramındaki bireysellik vurgusunu dile getirdi. Bunu yaparken diğer alanlarda yaptığı gibi temellerin eleştirisinden ve kavramsal yeniden düzenlemeden yola çıktı.

Temelini modern dönemin siyasal büyük anlatıları ile felsefi genel geçer teorilerini kıyıma uğratmak üzerine oturtan post-modern düşüncenin en büyük özelliği tümel/toplumsal siyah ve beyaz tercihlerinin yerine 'gri'yi getirmesiydi. Post-modernizme göre modern anlatıların temelli yorumlarının sınırları önemsizdir. Önemli olan birey olarak sizin ne düşündüğünüzdür. Zaman ve mekan algısı parçalanmıştır. Fikirsel bağ bir 'fayda' ilişkisidir. Her şey 'gri'dir. Birey olarak bir gün kapitalist bir ilke ile özgürken ertesi gün oldukça komünist taleplerle esaretinizi ilan edebilirsiniz post-modernizme göre. Yahut bohem gecelerinizin hemen sabahında yüksek burjuva sınıfı içinde yer almak amacıyla tüm yoldaşlarınızı geride bırakabilirsiniz. Marksist bir fabrikatör yahut Angola'lı bir Nazi olabilirsiniz.

Hali hazırda siyasal ortamın medeniyetler çatışması tezi ve 'bireyin özgürlüğü naraları' ile müsait oluşu din seküler şekilde 'kamusal alan dışı ve alt kültürel bir fenomen olarak' tanımlanarak Pakistan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Afganistan'da 'yeniden servis edildi.'

İşte bu düşünce yapısı din alanına girdiğinde, özellikle Doğu toplumlarında konjonkturel durumlar da gözetilerek 'içerden' bir çıkış ile servis edildi. Çünkü oryantalist yahut Batı menşeili 'servis' kolay eleştirilebiliyor, seslenmesi gereken kitleye 'aitlik' hissini tam veremiyordu.

İki kutuplu dünyanın çöküşü ile öncelikle soğuk savaşın sıcak cephesi Afganistan üzerinden El Kaide ile tanıştık. Suudi Arabistan kraliyetinin benimsediği Vehhabiliğin yenilenmiş formu Selefilik ile yoğrulmuş bu 'karşı silah' tam da olması gereken gibiydi : temellerden kopmuş ama 'fayda' ilişkisine bağımlı hale gelmiş ve 'gri alanını tek bir siyasal(!) eksene : cihada' bağlamış bir şiddet silahı. Yeniden yapılandırılmış post-modern karşı canavar!

Pakistan'da da Türkiye'dekine çok benzer bir hareket sözkonusu idi bu minvalde. Kur'an Yolu denen bir hareketle 1981 yılında yola çıkan Tahir'ul Kadri de temelde Vehhabi-Selefi görüşü benimsiyordu. Ama Vehhabi – Selefi örgüt El Kaide'nin tersine 'ılımlı İslam ve dinler arası diyalog' çağrısı yaparak farklı bir 'fayda metodunu' yürütüyordu. Tahrife dayalı olsa da temeller yok sayılıp ya da 'fayda'  ilişkileri üzerinden 'yorumlanıp yeniden yapılandırılınca' durumun vehameti açığa çıkıyor.

Türkiye'deki harekete, hizmet hareketi olarak adlandırılan ancak sadece Türkiye'de hizmet hareketi olarak bilinen ve dünyada Gülen Hareketi olarak tanınan harekete gelirsek bu konunun neresinde?

Gülen hareketinin saydıklarımızdan görece farkı var. Buna rağmen post-modern durumun 'boy veren hali' adeta. İnanç bakımından Sünni ve Ehl-i Sünnet değerlerin ön planda olduğu bir coğrafyada 'yapılandırılmış' olması Gülen hareketini tam bir 'analiz objesi' durumuna getiriyor.

İslam kesin emirler içeren ve hayatı aile yapısına kadar planlayan gözardı edilemez şekilde çizgileri olan bir 'şeriat'tir. Burada 'şeriat' sözcüğünün yıllarca siyasal alanda daraltılmış anlamından bahsetmiyorum. Allah'ın kuralları şeklinde çevrilebilen 'şeriat' sözcüğü ile anlatılan Kur'an ve Peygamber (S.A.V) hayatı ile çizilmiş olan çizgilerdir.

Eğer bir büyük anlatı olarak ele alırsak İslam, kendi dışındaki ve karşısındaki tüm diğer anlatılardaki 'kooperatif' durumu en baştan reddeder. İlahi kelam ile sabir şekilde İslam'ın 'Allah katında tek din' olarak tanımlaması ile İslam tüm 'ortak ve denklerden ayrlır'. Bu manada İslam, ilahi veya dünyevi öncül ve ardıllarını 'deklase' ilan eder. İman eden kişi buna da iman etmiş olur.

Böylesi – ve dahası – şekilde bildirilmiş olan İslam'dan Kur'an'da da belirtildiği üzere ne bir kelimeyi ne de Peygamberi (S.A.V) ne de Peygamber'den (S.A.V) aktarıldığı üzere Ashab ve Ehli Beyti'ni 'fayda veya zarar' esasına dayalı olarak 'yapılandıramazsınız'.

Ne varki Gülen hareketi tam tersini yapmakta, bugüne kadar kendilerine karşı tüm ilmi ve felsefi eleştirilerde sayılan 'onlarca yanlışı içtihad olarak görmekte'. Kelime manası ile “varolan hukuk – burada İslam – alanında uygulamaya dair kuralın açıkca ve tereddütsüz olmadığı durumlarda 'yargıcın veya hukukçunun ' kendi “düşüncelerinden doğan” sonuç anlamına gelen içtihadın 'tümden seküler mevkilere atfedilmesi' Gülen hareketinin dünyevi 'fayda' ile hareket ettiğinin resmidir.

İslam kendi içindeki ardılları bakımından ölçü, kural ve kurul'ları belirlemiş, anayasal bir içtimai düzeni ahlaki bir formla 'boşluksuz' şekilde iletmiştir. 'Kendi düşüncelerinden çıkardıkları sonuçlar' kişi ya da grupları İslami manada müçtehit kılmadığı gibi dinden çıkaran bid'atlara da neden olur.

Dünveyi fayda ile haerket etmediklerini her fırsatta ilan eden Gülen hareketi gibi hareketler daha en baştan ayetten çıkışla yazdığımız ve ayette tam olarak “İnned dine indallahil İslam” - Allah katında tek din İslam'dır şeklinde geçen ibareye muhalefet ve İslam dışı 'unsurları' içtihad makamı kabul ederek ile açığa düşerler!Bunun sonucunda ortaya attıkları 'konjonturel' gerekçeler de post-modern çıkarcılığın en basit ayağıdır.

Dinler, dahası öz manasında şeriat abecesi “şu iyi fakat şu kötü” şeklinde mülahaza edilmeyen, modern büyük anlatıların müttefikler sorunu gibi sorunlarını yaşamayan, her türden oportünizm ve revizyonizme hatta reforma kapalı 'suje'lerdir.

Fakat post-modern algının ilettiği gibi birey temelli, başka bir özne için nesne konumuna düşmesi sözkonusu olabilen bir özne değildir buradaki suje. İslam'ın suje durumu, İslam'ın herkes gibi Gülen'den önce de sonra da varolacak olan Allah'ın kelamı olmasıdır.

İslam, eğer modern çağ anlamıyla ele alacaksak bir tercihtir. En kesin ve eğilip bükülemez bir tercihtir. Bu tercihi yapan kişi veya yaptığını söyleyen kişiler topluluğu İslam'ı 'göreceleştirmeden' kabul eder. Ya da etmemiş olur. Kabul ediyorsa 'denk veya ortakları' reddeder. İslam, insana siyah ya da beyaz'ı sunar. Bu helal ile haram, günah ya da sevap gibi dizilimlerle giden bir siyah-beyaz durumudur. İslam insana tarafını seç, der! İslam'ı seçen kişi tarafını seçer!

Post-modernizm ise 'fikir ve inançları birer nesnel durum avandanlığı olarak zaman ve mekan içinde parçalar ve insanı tarafsız(!) egoist ve kural tanımaz' bir hale getirir. Tercih olarak 'bana göre' vardır, 'koşullara göre' vardır. İnsanın en büyük anlatısı kendisidir.

En küçük manada insanın kendisini anlatı olarak görmesi mealine rağmen post-modernizmle malul 'barışcı-diyalogcu-tarafsız(!)' durum dünya ölçeğinde özellikle İslam'a çekilmiş bir silahtır.

Bir Yahudi projesi olan dinlerin birleştirilmesi fikri post-modern çağın ekletizmi ve faydacılığı ile İslam'ın içine sokuldu ve Türkiye'de bu işi Gülen hareketi üstlendi.

Şahsında isimlenen hareketi ile Fetullah Gülen, El Kaide ve Tahir'ul Kadir gibi Batı silahıdır. Hasan Sabbah ve Ekber Şah Fetullah Gülen'in öncülleridir. Ya da İsrail Bar Ilan Üniversitesi'nden Efrat Aviv'in dediği gibi Fetullah Gülen'in öncülü Haham Abraham HaCohen Kook'tur.

Sonuç : Müslüman'ın post-moderni olmaz. Olursa haham olur!

Yazarın Diğer Yazıları

Yazarın tüm yazıları için tıklayın

Bu Yazı Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

  • UYARI: T.C. kanunlarına uymayan, konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, inançlara saldıran, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Gündem
3 komutan DAEŞ'den ayrılıp muhaliflere katıldı
Türkiye
Düğünde dolara izin yok
Dünya
Suriyeliler de dolara karşı harekete geçti

Hava Durumu

10°
Detaylı Hava Raporu