Bu Video Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

  • UYARI: T.C. kanunlarına uymayan, konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, inançlara saldıran, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
FETÖcü pilotların telsiz konuşmaları ortaya çıktı. FETÖcü pilotların telsiz konuşmaları ortaya çıktı. Haber 03 Eylül 2016 20:23 15 Temmuz'da darbe girişimi sırasında savaş uçaklarıyla Ankara Emniyet Müdürlüğünün bombalama anlarına ilişkin, uçakların görüntü kayıtları ve cuntacı pilotların telsiz konuşmaları ortaya çıktı.
"Kavgaların ortasında Zuntikâm’ın silahı Erdoğan" "Kavgaların ortasında Zuntikâm’ın silahı Erdoğan" Haber 02 Ekim 2015 19:58 Yazmak kanımı kaynatmıyor artık. Yazmak bana keyif vermiyor. Sadece canımı acıtıyor yazmak. Öfkemi kabartıyor. Gözlerim yaşarıyor kalem tuttuğumda. Eksik olan bir şeyler olduğunu hissediyorum. Bir yandan da yazmak zorunda olduğumu. Çünkü her taraftan saldırıyorlar. Çünkü her taraftan gedik açıyorlar. Ellerimizde kum, toprak, su niyetine harfler ve cümleler. Birileri bu devletin planlarını ve öngörüsünü yazmalı. Birileri bu milleti belkilerden ve ihtimallerden kurtarmalı. Milletin planları ve olanları bilmesini yıllar boyunca tehlike olarak görenler yüzünden asıldı Menderes. Bu yüzden zehirlendi Özal. Şimdi yine ne olduğunu bilmeyen. Ne olacağını kestiremeyen bir millet ve bütün şer odaklarına karşı savaşan bir lider. Bu millet bu liderin arkasında dursun evet. Ama ne olur birileri bu millete neler olup bittiğini de anlatsın. Küçükken okula gittiğimde, medreseye giden abimin yol parası olmadığı için haftada bir defa gelmek yerine ayda bir defa da olsa eve gelişlerini özledim. Her geldiğinde getirdiği ezgi kasetlerini. Babam’ın 28 Şubat gecesi sobada yaktığı arapça kitapları ve kürtçe beyit kasetlerini özledim. Medresede diz çöktüğümde küçük olduğum için anlamadığım halde ezberlediğim nasara-yensuruları, darabe zeydun amran örneklerini, Şule Yüksel’in Huzur Sokağı kitabında Bilal’in dünyevi aşkına kavuşamayışı oldu beni sevindiren. Grup Maveranın “Adınla büyü bebeğim, adın şehadet” dediği her saniyeyi, her saliseyi zerre zerre oksijen gibi içime çekerek Çeçen dağlarında Şamil Basayev’i, Mashadov’u, Salman Raduyev’i düşündüğüm günleri özledim. Yavuz Bahadıroğlu’nun kitaplarını. Temürmelik’i özledim. Harzemşah Celaleddini. Sunguroğlu’nu. Çağrı filmini izlerken Hz. Hamza birkaç adım attıktan sonra düştüğünde ağlamayı. “Hz. Vahşi’ye kin besleme sakın, o da bir sahabe” diyerek duygularımı dengelemeye çalışan Babamın uyarısını. Erbakan’ın kendine özgü zafer işaretini yaparken kalbime anlam veremediğim o sıcaklığın düştüğü günleri. Belki de Endülüs’e veda etmemeliydi Yavuz Bahadıroğlu. O kitabı yazması için ona gerekçe veren tarihi olaylar hiç olmamalıydı. Müslümanların fethi unutup tembelliği, zevk-ü sefayı, şehveti ve keyfiyeti el üstünde tuttuğu andan itibaren ellerinden kayıp giden Endülüs’ü anlatan o kitabı yazdırmamalıydı Endülüs’ün sultanları. Ama şehadetin tadını çoktan unutmuşlardı. Tarık Bin Ziyad’ın gemileri neden yaktırdığını unutmuşlardı. Çünkü ellerinde hikâyeleri kalmamıştı. Kahramanları kalmamıştı. Tükenmişlerdi. Tıpkı elimizden Mevdudi’nin, Malcolm X’in, Seyyid Kutup’un, Ömer Muhtar’ın, Aliya’nın, Hasan El Benna’nın, İkbal’in, Hattab’ın, Dudayev’in gidişi gibi. Elimizde hiçbir şey bırakmamıştı modernizm. Çok güzel anlatıyordu Aliya İzzetbegoviç çağı kaybetmiş Müslümanları. “En kötü birleşim: Boş bir ruh ve dolu bir mide!” diyordu Aliya. Evet, birçok konuda rebeze çölünün kırık kanadı Ebuzer el-Gıfari’ye (r.a.) katılmak zorunda kalsam da bir konuda ona hak veremedim. "Evinde yiyecek ekmeği olmadığı halde kınından ayrılmış bir kılıç gibi isyan etmeyene şaşarım" diyen Ebuzer’e bu konuda hak veremiyordum. Bizler karnımız açken çok daha Müslüman olduğumuzu biliyorum çünkü. Güçsüzken aslında çok daha güçlü olduğumuzu biliyorum. Elimizden başörtümüz alındığında mesela, elimizden ezan alındığında, elimizden kutsallarımız alındığında bizler bugün olduğundan çok daha erkektik, bunu biliyorum. Ortalık yine çok karışık. Cizre’yi filan yazmayacağım. Diyarbakır’ı da. Hakkâri ya da Dağlıca’yı da. Buralar bizim. Bizim olana yoğunlaşmak, bizim olupta elimizden almak istedikleri başka yerleri ihmal etmemize neden oluyor. Bizler Halep’i konuşurken, Musul’u ve Kerkük’ü konuşurken Türkiye’nin medyası bütün dikkatleri Cizre’ye çekiyor. Bizim cenahın medyası da maalesef öyle. Salak diyorum kusura bakmasınlar. Salaksınız oğlum işte. Hepiniz salaksınız. Erdoğan’a yardım mı etmek istiyorsunuz? Doğan medyası gibi siz de saldırın en azından ki hangi tarafta olduğunuz netleşsin. Bu milletin size harcadığı paraya yazık ulan. Bütün dünyanın peşinde olduğu Cumhurbaşkanı Erdoğan daha geçen gün yine bizim cenahtan bir kanalda canlı yayına çıkıyor. Sunucu’nun sorduğu soruyu aktarıyorum aynen : “Cumhurbaşkanım şu anda Reisçilik ve Hocacılık diye kavramlar var. Ne düşünüyorsunuz?” Şimdi diyorum ya. Bütün dünyanın peşinde olduğu Erdoğan tutup Ümmete faydası olsun diye senin kanalında, senin programında canlı yayına çıkıyor ve sen tutup Erdoğan’a bu soruyu soruyorsun. Milllet Halep’i sormanı bekliyor, Suriye’deki mücahitleri sormanı bekliyor, İran açık bir şekilde generallerini Esed ve PKK komutanlarına destek olsun diye gönderip fotoğrafları medyaya servis ederken Türkiye neden generallerini Suriye’de Ahraru Şam ya da Peşmerge’nin yanına göndermiyor? Türkiye neden generallerini Çeçen mücahitlerin yanına gönderip fotoğraflar servis etmiyor. Millet sunucudan kana kan, dişe diş sorular beklerken bizim geri zekâlı sunucu tutup Hocacı mı yoksa Reisci mi diye bir soru ile Erdoğan’ı dumura uğratıyor. Kardeşlerim ben
"Burası Kürdistan" diyen kadına polisten tokat gibi cevap! "Burası Kürdistan" diyen kadına polisten tokat gibi cevap! Haber 14 Aralık 2015 19:32 Diyarbakır'da bir kadının "Burası Kürdistan ne istiyorsunuz?" sözlerine polis, "Ne Kürdistan'ı burası Türkiye" şeklinde cevap verdi.
FETÖ'cü emniyet müdürünün adliyeden kaçmaya çalıştığı an ortaya çıktı FETÖ'cü emniyet müdürünün adliyeden kaçmaya çalıştığı an ortaya çıktı Haber 05 Ekim 2016 18:17 İzmir'de FETÖ soruşturması kapsamında gözaltına alınan Eski emniyet müdürünün adliyeden kaçmaya çalıştığı an güvenlik kameralarına yansıdı.
Dişe  dolgu tedavisi Dişe dolgu tedavisi İlginç Videolar 26 Kasım 2016 14:11
Ertuğrul 1890 - Fragman Ertuğrul 1890 - Fragman Fragman 16 Kasım 2015 21:49 Ertuğrul 1890, 25 Aralık'ta sinemalarda! 1887 yılında bir Japon heyetinin İstanbul’a gelmesinin ardından, iade-i ziyaret olarak Osmanlı fırkateyni Ertuğrul’un Japonya’ya gönderilmesi kararlaştırıldı. Sultan II. Abdülhamit’in doğuya açılma siyasetine hizmet edecek böyle bir gemi ziyareti, geminin uğradığı limanlardaki insanlara da Osmanlı’nın hâlâ bir cihan devleti olduğunu ispatlamış olacaktı. Gemi, 14 Temmuz 1889 tarihinde çoğunluğu Harp Okulu öğrencisi, subay, erbaş ve erler olmak üzere 600’ü aşkın mürettabatı ile yola çıktı. Gemide, Japon İmparatoru Meiji’ye sunulmak üzere bir Osmanlı imtiyaz nişanı ve pek çok kıymetli hediye bulunuyordu. Ertuğrul, rotası üzerinde bulunan birçok limana uğradıktan sonra Yokohama Limanı’na ulaşıldığında takvimler 7 Haziran 1890’ı gösteriyordu. Ertuğrul, üç ay boyunca Japonya’da kaldı. Personel, her limanda olduğu gibi burada da büyük ilgi gördü ve resmî görevler yerine getirildi. Ancak kolera salgını, geminin yakasını bırakmıyordu ve bu defa ciddi karantinalar gerektirecek boyutlara ulaşmıştı. Nihayet Eylül ayı ortasında dönüş için yola çıkılmasına karar verildi. Bu tarih, Japon sularında fırtınalar mevsiminin ortasıydı. Nitekim gemi yola çıktıktan bir gün sonra şiddetli bir fırtına baş gösterdi. Dalgalar, gemiyi bordadan dövmeye başladılar. Bir ara, grandi direği çöktü. Derken, kömürlükler su aldı. İki gün boyunca dalgalar üstündeki mücadele devam etti. Artık ne geri dönebiliyorlar, ne ileri hareket edebiliyorlardı. Sürüklenen gemi, Kashinozaki’ye doğru yöneldi. Gemide bulunanlar için bir umut belirmişti. Gitgide sahile yaklaşıyorlardı. Ancak sürüklendikleri bölge, kayalıkların tam ortasında bulunuyordu ve gemidekilerin bundan haberleri yoktu. Nihayet bütün gün sularla boğuşan Ertuğrul fırkateyni, saat 21’de bütün şiddetiyle kayalıklara bindirdi. Personelin çoğu, bu çarpma esnasında şehit oldu. Kazadan kurtulanların sayısı, ancak 69 kişiydi. Sonradan 150 kadar şehidimizin cansız bedenine ulaşıldı ve fener yakınına gömüldüler. Bugün bu fenerin yanında, Türk-Japon dostluğunu simgeleyen bir anıt mevcuttur. ----------------------------- Yıllardan 1985’tir. İran-Irak savaşı sürmektedir. Bir gün Saddam Hüseyin’in emriyle, 24 saat sonra Tahran hava sahasının sivil uçaklar için dahi güvenli olmayacağı ilan edilir. Yani Irak, Tahran havaalanını vuracaktır. İran’da vatandaşları bulunan tüm Avrupa ülkeleri, derhal uçak göndererek vatandaşlarını 24 saat içinde Tahran’dan tahliye eder. İran’da çalışan Japonlar’ın yanında bir de otuz kişilik yaşlı turist grubu vardır. Japonya, bu süre içinde vatandaşlarını aldırmak için uçak gönderemeyecektir. Japonya’nın İran Büyükelçisi, olan biteni ümitsizlikle yakın arkadaşı olan Türk Büyükelçisi’ne aktarır, o da durumu Ankara'ya bildirir ve haber anında, dönemin başbakanı Turgut Özal’a ulaşır. Aynı anda, Itochu şirketinin eski Türkiye yetkilisi ve Özal’ın şahsi yakın arkadaşı Bay Morinaga da Özal’ı telefonla arayarak yardım ister. Düşünecek vakit yoktur, Özal hemen THY'ye talimat verir ve bir uçak, derhal hazırlıklarını yapıp sabaha karşı havalanarak Tahran’a iner. Burada 215 Japon vatandaşı vardır. Saddam Hüseyin’in tanıdığı sürenin dolmasına dakikalar kala Türk uçağı İran hava sahasına girer. Kaptan pilot Orhan Suyolcu, ikinci pilot Ali Özdemir ve uçuş ekibi, “Yüzyılın Kurtarma Operasyonu”nu gerçekleştirirler. Bu hadise, Türkiye’de pek çok kişi tarafından Ertuğrul’un şükran borcu olarak değerlendirilir. Tarihin sayfaları içerisinde yer alan bu iki olayın bir sinema filmi ile yeni nesillere aktarılması ve böylece birbirinden binlerce kilometre uzakta bulunan iki ülkenin kadim dostluğunun hatırlatılması projenin çıkış noktası oldu. Oyuncular; Kenan ECE Seiyo UCHINO Shioli KUTSUNA Alican YÜCESOY Uğur POLAT Mehmet ÖZGÜR Yönetmen; Mitsutoshi Tanaka
Şeytan doldurur dedim dimi sana Şeytan doldurur dedim dimi sana Komik Videolar 22 Şubat 2017 16:21
Sahra çölünün ortasında kumla oynandığında oluşan ilginç durumlar Sahra çölünün ortasında kumla oynandığında oluşan ilginç durumlar Haber 17 Ağustos 2015 02:22 Bu arada yeri gelmişken sahara çölü hakkında kısa bir bilgi verelim. Sahra Çölü ya da Büyük Sahra Çölü, dünyanın en büyük sıcak çölü olup, Afrika'nın kuzeyinde, kıtanın ortası ile kuzeyini ayıran 9.000.000 km² büyüklüğünde dev bir çöldür. En büyük soğuk çöl ise Antarktika'dır. Sahra sözcüğü Arapçadaki "sahara" sözcüğünden gelme olup "çöl" anlamındadır.
Merminin ateşlenmesi nasıl çalışır? Merminin ateşlenmesi nasıl çalışır? Teknoloji 31 Mart 2016 17:05 Merminin ateşlenme sistemini ve silahın çalışma prensibini anlatan animasyonu izliyoruz. Animasyon mermi üreticisi bir firma tarafından hazırlanmış.
Hayda breee  !! Hayda breee !! Komik Videolar 09 Eylül 2016 22:44
Hiç akrebin sokma anına şahit oldunuz mu?  (Yavaş çekim) Hiç akrebin sokma anına şahit oldunuz mu? (Yavaş çekim) Haber 25 Temmuz 2015 20:23 Hasta ruhlu iki meraklı adamın yaptığı bir ilginç deney.. Lütfen sağda solda denemeyin..
Mülteci Kampında Çocuk Olmak Mülteci Kampında Çocuk Olmak Haber 22 Nisan 2016 14:47