Cumhurbaşkanı adayı İhsanoğlu DİSK'i ziyaret etti

Cumhurbaşkanı adayı İhsanoğlu DİSK'i ziyaret etti


Cumhurbaşkanı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu, "Bir partiye oy vermiyoruz, şahsa oy veriyoruz. Parti tercihlerimizi gelecek sene yazın kullanalım" dedi.

Cumhurbaşkanı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu, "Bir partiye oy vermiyoruz, şahsa oy veriyoruz. Parti tercihlerimizi gelecek sene yazın kullanalım. Bu seçimlerde devletin bütünlüğünden, milletin bütünlüğünden yana, kimseyi farklı düşündüğünden dolayı azarlamayan, bütün 76 milyonu kucaklayan, devletin başı, milletin babası olacak anlayış sahibi olana oy verelim" dedi.

İhsanoğlu, DİSK Genel Başkanı Kani Beko’yu Genel İş Sendikasında ziyaret etti.

Beko, ziyarette cumhurbaşkanı seçimi sonucunda ülkenin yeni bir siyasal durumla karşı karşıya kalacağını söyledi.

Cumhurbaşkanının ilk kez halk tarafından seçileceğini anımsatan Beko, mevcut anayasal sistem içinde ortaya çok ciddi siyasi gerilimler çıkmasının kaçınılmaz olduğunu savundu.

Yarı başkanlık benzeri bir sistemin hayata geçirilmesinin, rejimin kolaylıkla diktaya dönüştürülmesi tehlikesini beraberinde getireceğini ileri süren Beko, bu tür bir girişime ülke demokrasisinin geleceği açısından karşı durulması gerektiğini belirtti.

Beko, şöyle konuştu:

"Yarı başkanlık sistemine fiili geçiş sonucunu doğuracak adaylara kesinlikle DİSK olarak karşı olduğumuzu ifade etmek istiyorum. Cumhurbaşkanının tüm toplum kesimlerine eşit mesafede olması, tarafsız olması, ayrıştıran değil birleştiren olması bizim için önemlidir. Cumhurbaşkanının görevini yürütürken hukuk devleti ilkelerinden ödün vermemesi anayasal bir zorunluluktur. Seçilecek cumhurbaşkanının işçi sınıfının ve emekçilerin yaşam koşullarının gelişmesine katkı yapması, ülkemizin bağımsızlığı konusunda hassas olması, laik devlet yapısından ödün vermemesi, hukuk devleti ilkelerini görev ülküsü haline getirmesi DİSK'in başlıca taleplerindendir. Cumhurbaşkanlığı makamında laiklik ve emekten yana yaşamı savunan, cinsiyetçi olmayan, eşitlikçi, halkçı, özgürlükçü, demokratik sosyal cumhuriyeti savunacak cumhurbaşkanı görmek istiyoruz."

-"Kem söz sahibine aittir"-

İhsanoğlu ise seçim sürecinde ilk günden itibaren DİSK'e de gelmek istediğini, zaman darlığı nedeniyle bugün ziyarette bulunabildiğini anlattı.

Beko'ya, "Söylediklerinizin hemen hemen tamamına katılıyorum. Gelecek seçimle ilgili en doğru okumayı sizin ifadenizde gördüm" diyen İhsanoğlu, seçimle ilgili iki konuya değindi.

Seçimde 3 adayın yarışacağını hatırlatan İhsanoğlu, "Ben diğer iki adaya da iyi şanslar diliyorum" dedi.

Kararı milletin sandıkta vereceğini, bu nedenle yarışın medeni, seviyeli, saygılı olmasını istediğini söyleyen İhsanoğlu, "Kimsenin hakkında kem söz söylemek istemiyorum, kem söz sahibine aittir" ifadesini kullandı.

Nasıl bir cumhurbaşkanına ihtiyaç olduğu konusunu değerlendiren İhsanoğlu, cumhurbaşkanının tüm ülkeyi kucaklaması gerektiğini anlattı.

Seçimde kendisi için yüzde 60 oy potansiyeli gördüklerini dile getiren İhsanoğlu, "Bu oyu aldığınız zaman o sandığın gücüyle yukarı çıkacaksınız. Oy vermeyen yüzde 40 ne olacak? Bana oy vermedi, bunlar ötekiler mi diyeceğim. Yoksa bu seçimde 76 milyon insan tercihini benim lehime yaptı ben herkesin cumhurbaşkanıyım mı diyeceğim? Birinci soru bu?" diye konuştu.

-"Hükümeti yönetir diye bir şey yok"

Cumhurbaşkanının mevcut anayasaya göre seçileceğini, ona göre ant içerek görev yapacağını vurgulayan İhsanoğlu, şöyle devam etti:

"104. madde diyor ki cumhurbaşkanının görev ve yetkileri, sayıyor, bir: Devletin başıdır. Tamam anlaşılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti ve Türk milletinin bütünlüğünün temsilcisidir, oy verenlerin değil, tamamının, etti iki. Üç: anayasanın uygulanmasını gözetler. Bunun altını çizelim. Ne demek o. Mevcut anayasaya göre seçileceksiniz, 'ben beğenmiyorum yeni anayasa getirdim' çıkarıp cebinizden bir anayasa daha... Olur mu öyle şey? Ve bunu siyasi program haline getireceksiniz. O zaman bunun adı başka bir şeydir. Dört: Devlet kurumları arasındaki çalışmanın, işleyişin verimli halde olmasını uygular. Bunun arkasında, önünde, altında hükümeti yönetir diye bir şey yok. Devletin kurumları, hükümet bunlardan biri, Meclis bunlardan biri, yargı bunlardan biri, kendine bağlı olan Devlet Denetleme Kurulu bunlardan biri. Bunlar arasında uyum sağlar. Bunun içerisinde köprü yapmak, yol yapmak değil ve ama yol göstermek var. Hükümetleri teşvik etmek var. Hükümetlerin dikkatine vatandaşların ihtiyaçlarını getirir, onların takipçisi olur ama icra yerine kendisini koyamaz, Başbakana 'Kalk ben sana talimat vereceğim' olmaz öyle şey. Türkiye bunun yanlışlıklarını gördü ve sonunda kuvvetler ayrılığının ve parlamenter rejimin kendisi için en uygun olduğuna karar verdi."

Türkiye'de parlamenter sistemin cumhuriyetin kuruluşundan önce başladığını anlatan İhsanoğlu, "Padişahlık zamanında bu kuvvetler ayrılığı vardı. Saltanat zamanında 2. Meşrutiyet'ten itibaren güç hükümetteydi. Padişah gücünü hükümete bırakmıştı. Siz bu kadar sene sonra, bir asır sonra geleceksiniz, diyeceksiniz ki 'yok bütün güçleri elimde toplayacağım' bu sizin kendi görüşünüz. Millet bunu kabul ederse Meclis de bu anayasanın yenisini yaparsa o zaman amenna yapacak bir şey yok. Ama halen böyle bir şey yok iken, bu anayasa mevcut iken bunlar bağlayıcı iken ve siz buna göre seçilecekseniz, buna göre and içecekseniz o zaman bu işin adı başkadır. Ben bunu savunuyorum" değerlendirmesinde bulundu.

-"En kritik Cumhurbaşkanı seçimi"-

Türkiye'de 70'li yıllarda büyük zararlar görüldüğünü, eğitim ve işçi camiasının bunu en çok hisseden camialar olduğunu ifade eden İhsanoğlu, Üniversitede görevliyken 20 yaşındaki bir öğrencisinin başından vurulduğunu, öğrencilerin birbirini öldürmek için kimya laboratuvarlarında molotofkokteylleri hazırladığını anlattı.

Allah'tan bir daha bu millete böyle acı tecrübeler yaşatmamasını dileyen İhsanoğlu, şunları söyledi:

"Niye anlatıyorum. Çünkü etrafımızda daha kötüsü var. Mezhep kavgaları, etnik kavgalar, devlet bölünmeleri var. Bu ateşlerin bize sıçramamasını sağlamak lazım. Bu birlik beraberlikle olur. Benden yana, benim aleyhimde olan diye ikiye bölersek hele hele oy verenler, vermeyenler dersek Allah korusun nereye gideceğimizi düşünmek bile istemiyorum. Gerçekten Türkiye tarihinin en kritik cumhurbaşkanı seçimini yaşıyor. Bundan selametle çıkmamız lazım. Burada bir partiye oy vermiyoruz, şahsa oy veriyoruz. Parti tercihlerimizi gelecek sene yazın kullanalım. Daha önce oy verdiğimiz partilere veya yenilerine verelim herkesin şahsi takdir meselesi. O bakımdan bu seçimlerde devletin bütünlüğünden, milletin bütünlüğünden yana, kimseyi farklı düşünüdüğünden dolayı azarlamayan, horlamayan, bütün 76 milyonu kacaklayan, devletin başı, milletin babası olacak anlayış sahibi olana oy verelim. Allah bu millet devlete zeval vermesin."

-"Bu eksikliği kabul ediyorum"-

Bir gazetecinin "Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün eşi Hayrünnisa Gül'ün türbanlı olması, sizin eşinizin türbansız olması dolayısıyla sizin cumhurbaşkanlığına çıkmanızın laikliğe teminat oluşturacağı yorumları ön plana çıktı. Böyle bir yönü var mı" sorusu üzerine, İhsanoğlu, soruyu soran kişinin kendisini tanıtmasını istedi.

Akit Gazetesi Genel Yayın Danışmanı olduğunu belirten Serdar Arseven, ikinci sorusuna geçerek "Sivas olaylarıyla ilgili üzüntünüzü dile getirdiniz. Başbağlar katliamıyla ilgili böyle bir tepki dile getirmemenizle ilgili eleştiriler yapıldı" dedi.

Cevap vermeye ikinci sorudan başlayan İhsanoğlu, "Gerçekten haklısınız. Bu bizim bir eksiğimiz oldu. Çünkü devamlı seyahat halinde, program düzenlenmesi nedeniyle yoğun faaliyet halinde... Bu niyetimizde olduğu halde bu eksikliği kabul ediyorum. Haklısınız" diye konuştu.

İhsanoğlu, başörtüsüne ilişkin soruyu değerlendirirken, "Ama söylediklerimi aynen nakledeceksiniz" diyerek konuşmaya başladı. Bunun üzerine Arseven, haber ajanslarının muhabirlerinin de salonda olduğunu söyledi.

Başörtüsü ve türbandan dolayı Türkiye'nin gündeminin devamlı işgal edilmek istendiğini ifade eden İhsanoğlu, görüşlerini açık açık söylemek istediğini belirtti.

"Bu başörtüsü meselesi bir haktır. İsteyen yapar, istemeyen yapmaz, yapmak isteyeni de kimse önleyemez" diyen İhsanoğlu, bunun dini vecibe olduğunu, arzu edenin bunu yerine getireceğini ve herkesin ona saygılı olması gerektiğini aktardı. Bunun aynı zamanda bir gelenek olduğunu dile getiren İhsanoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Ülkemizde benim anam da öyledir, ninem de öyledir. Benim ailemde de başı açık olan var, kapalı olan var. Bu memlekette kızlarımız başlarını kapatmak istedikleri zaman bunlara karşı çok insan karşı çıktı ve Türkiye burada büyük bir acı yaşadı. Bu karşı çıkış meselesinde ben 28 Şubat döneminde kızlarımızın derse girmeleri hususunda kendim kızlarımıza destek verdim ve İstanbul Edebiyat Fakültesinde bölüm başkanı olarak bu kızların mücadelesi yanında durdum. Bunu herkes bilir. Ben bu tavrımdan ve benzer tavırlarımdan dolayı 28 Şubat kurbanı oldum 10 yıl erken üniversiteden ayrıldım. Bana haksızlıklar yapıldı, mağdur edildim ve 10 yıl erken üniversiteden ayrılmak zorunda kaldım. Bu konudaki sicilim ortadadır. Kimse bunu tezyif edemez. Kimse bunu öyle büküp istediği gibi bir cümlemin yarısını alıp ikinci cümlesini yazmama suretiyle... Bu bir haktır, dini vecibedir, bir gelenektir, herkesin istediği gibi bu memlekette, insan hak ve hürriyetlerine en kamil şekilde uygulanması gereken bu ülkede bunun artık tartışma meselesi olmaz. Allah'a şükür son yıllarda bu mesele hal olmuştur ve böyle bir problem ortadan kalkmıştır. Bu problemi çözmekte olgunluk gösteren herkesi takdirle karşılıyoruz. Artık bu meseleyi tartışma meselesi halinden çıkaralım. İsteyen istediğini yapsın ona saygılı olalım. Benim eşimin başının açık olması Sayın Cumhurbaşkanının eşinin kapalı olması tamamen şahsi meseledir. Ben ne benim eşimi kimsenin saygısızlık etmesini isterim, ne Sayın Cumhurbaşkanımızın muhterem refikalarına saygısızlık etmesini istemem. Böyle bir soruya da katiyetle cevap vermem."

"Sayın Başbakan, bugün, muhalefetin eleştirilerine yönelik, CHP ve MHP'yi kastederek 'Türkiye Cumhuriyeti'nin vitrinine cumhurbaşkanı değil, vazo, saksı seçmenin gayreti içindeler' yorumu oldu. Nasıl değerlendiriyorsunuz" sorusu üzerine İhsanoğlu, "Baştan söyledim, polemiğe girmeyeceğim" cevabını verdi.

Soru için söz verdiği "işçi kesiminden" birisinin, "Recep Tayyip Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olmasıyla birlikte Ortadoğu'nun ne olacağını halen bilemiyoruz. Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz. Bu ateş bizi yakacak diye korkuyoruz" demesi üzerine İhsanoğlu, takdirin millete ait olduğunu, sandığın çıkaracağı neticeye herkesin saygı duyması gerektiğini söyledi.

-"3 kişiden daha fazlası bu göreve layıktır"-

İhsanoğlu, "Başkaları hakkında müspet ya da menfi yorumda bulunmak istemiyorum. İki namzete de aynı saygıda bulunacağım. İkisi de bu vatanın değerli evlatları. Bu 3 kişiden daha fazlası bu göreve layıktır" dedi.

Bağımsız Polonya'nın ilk cumhurbaşkanının sendikacı olduğunu, Çekoslovakya'nın bağımsızlıktan sonraki ilk cumhurbaşkanını bir tiyatro yazarı olduğunu anlatan İhsanoğlu, "Biz kendimizi bir kısır döngü içine sokuyoruz ve ondan sonra diyoruz ki 'ya sen ya ben ya hasan bey olur' diyoruz 'başka kimse olmaz'. Böyle bir şey olur mu? Bu mantığı yürütenler haklılar mı acaba? Bu memlekette 76 milyon arasında bu göreve gelebilecek vasıfta çok insan var ama siyasi partilerin 5'i bu fakir üzerinde anlaşmışlar. Ben bunu bir şeref olarak, yerine getirilmesi gereken bir görev olarak kabul ettim. Yoksa ben 9 sene dünyanın en büyük 2. teşkilatının genel sekreteri olarak hem İslam dünyasına hem kendi ülkeme önemli hizmetler yaptığıma inanıyorum" diye konuştu.

Filistin'de iç çatışmanın sonlanması için iki taraf arasında iyi niyet mesajlarını taşıyarak ateşkes sağladıklarını belirten İhsanoğlu, Kudüs'teki evsiz, eğitimsiz, ilaçsız insanlar için hizmetlerde bulunduğunu ve kimseye verilmeyen Kudüs Yıldızı nişanının Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas tarafından kendisine verildiğini söyledi. İhsanoğlu, "Her gün Filistin diyenler, biraz bu sessizce yapılan şeylere bir baksınlar" ifadesini kullandı.

Irak'ta Sünni-Şii kavgası nedeniyle 40 yıldır evli olanların bile mezhep farklılığı nedeniyle ayrı düştüğünü dile getiren İhsanoğlu, bunları da büyük uğraşlarla bir araya getirdiklerini anlattı. Yaptıkları Mekke Anlaşması'yla 2010'a kadar dini çatışmaların bittiğini ancak iktidardakilerin taraf tutmaları nedeniyle siyasi çatışmanın sürdüğünü ifade eden İhsanoğlu, "Şimdi bu IŞİD denen terör çetesi ortaya çıktı ve gördünüz ne yaptıklarını. Onun için bu hususta tecrübelerimiz var. Bunları bu memleketin hizmetinde yapacağız" değerlendirmesinde bulundu.

İşçi haklarıyla ilgili de konuşan İhsanoğlu, şunları belirtti:

"Bizim her konuda, devletimiz kurulurken muasır medeniyet seviyesi lafı var ya, bunu biz her şeyde gerçekleştirmemiz lazım. Şimdi 2023 senesinde Türkiye Cumhuriyeti 100. yılını kutlayacak. Biz istiyoruz ki şimdiye kadar işçi ve emekçi sınıfa karşı, kardeşlerimize karşı eksik olan yasaarı tamamlamamız lazım. ILO'nun seviyesine, bütün koyduğu kaidelere bu ülkede uymamız lazım. Uluslararası standart bu, muasır medeniyet seviyesi bu. ILO'nun hükümlerini iç mevzuatımızda benimsememiz. AB'nin işçi hayatıyla ilgili, işçi kesimiyle ilgili, sendikacılık haklarıyla ilgili insan hak ve hürriyetleriyle ilgili standartlarını, normlarını benimsememiz lazım. Taahhüdümüz budur bu konuda."

Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

  • UYARI: T.C. kanunlarına uymayan, konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, inançlara saldıran, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Gündem
Erdoğan'ın çağrısına Rusya Merkez Bankası'ndan yanıt.
Türkiye
Şırnak'ta terör mağduru ailelere destek
Dünya
İran'ın resmi para birimi değişiyor.

Hava Durumu

Detaylı Hava Raporu