DEAŞ'tan sonra Telafer

DEAŞ'tan sonra Telafer

  • 22 Ağustos 2017 12:30


Musul'da DEAŞ'a karşı yürütülen mücadelede son cephe Telafer olacak. Ancak Telafer'i DEAŞ'tan sonra da parlak günlerin beklediği söylenemez.

Telafer'i DEAŞ'tan kurtarma operasyonu 20 Ağustos 2017'de başladı. Irak ordusu ve Haşdi Şabi'nin oluşturduğu 40 bin kişilik güce ABD ve koalisyon da havadan ve karadan destek veriyor. Musul'da DEAŞ'a karşı yürütülen mücadelede son cephe Telafer olacak. Ancak Telafer'i DEAŞ'tan sonra da parlak günlerin beklediği söylenemez.

Çatışma çok çetin geçecek
Her ne kadar Telafer operasyonunun geçtiğimiz pazar günü başladığı söylense de bu gerçeği yansıtmıyor. IKBY'ye bağlı peşmergeler Telafer'in merkezine yakın en kritik yol ayrımı olan Kesik bölgesine geldiğinde yıl 2015'in ortalarıydı. Bu tarihlerde Telafer'in ilçeleri olan Rabia ve Zummar peşmergeler tarafından ele geçirilmişti. Keza 2016 yılı sonbaharında Irak ordusu Musul operasyonunu başlattığında Telafer, güneyden ve batıdan sarılmış; başta stratejik bir bölge olan Telafer Havaalanı olmak üzere merkeze yakın önemli yerleşimlerin çoğu Irak hükümetinin denetimine geçmişti. Bunun sonucu olarak DEAŞ'ın elinde kalan bölge Telafer'in merkezi, merkeze bağlı az sayıda köy, Telafer kıracı denilen açık arazi ve Musul'a güneyden bağlanan yol üzerindeki Muhallebiye nahiyesiydi.

Yürütülen operasyonda 2 bin kişilik DEAŞ militan grubunun karşısında, Irak ordusu ve milislerden oluşan 40 bin kişilik güç var. Üstelik ABD, ordu ve milis güçlerine yoğun ateş desteği veriyor. Dolayısıyla ne kadar sert bir savaş geçerse geçsin, sonuç baştan belli. Evet, Telafer'de kalan DEAŞ'lıların çoğu sonuna kadar savaşacak. Yaklaşık yarısı yerli Telaferlilerden oluşan militanlar sahayı çok iyi biliyorlar ve uzun süredir hazırlık yapıyorlar. Dahası, Telaferlilerden oluşan ekibin savaşkanlığı herkes tarafından biliniyor. Bunlara bölgede sıkışıp kaldığı ve bu nedenle sonuna kadar savaşmaktan başka çaresi olmadığı bilinen, önemli kısmı Orta Asya'dan gelen militanlar ile Şırgat ve Selahattin'in bazı bölgelerinden gelenler de eklenmeli. Yani, çatışma çok çetin geçecek.

Operasyonun başladığı alan şehrin batı ve güneybatı kırsalı. Bu bölgeler daha geniş ve açık arazi. Ancak çatışma Telafer ilçe merkezine girdikçe zorlaşacak. İlçenin merkezi konumundaki Telafer Kalesi'nin civarı dar sokaklar, bitişik evler ve yıkıntılarla dolu bir yerleşim alanı. ABD'nin hava bombardımanına rağmen ilçenin yerleşim durumu belli mahallelerde çok zor bir çatışma yaşanacağını şimdiden gösteriyor. Fakat DEAŞ'ın Irak ordusuna büyük bir zarar vereceği açık olsa da sonuçta aradaki devasa güç farkı nedeniyle yenileceği şimdiden görülüyor

Telafer'deki insani durum
Sözkonusu bölge kuşatma altında bulunduğu ve bölgeye herhangi bir insani yardım ulaştırılmadığı için bölgedeki sivil halk uzun süredir temiz su, gıda, ilaç gibi en temel yaşam malzemelerinden uzak yaşamını sürdürmeye çalışıyor. 2014'ten beri gerek Telafer merkezden gerekse çevresindeki yerlerden binlerce kişi kaçmış olsa da hala Telafer merkez, merkeze bağlı köylerden bazıları ve Muhallebiye civarında sivillerin bulunduğu biliniyor. Bu sivillerin bölgede kalmak zorunda olmasının nedenleri muhtelif.

Halen kentte olan sivillerin en büyük kısmını gidecek bir yeri olmayanlar oluşturuyor. Ailerindeki yaşlılar ve çocuklar nedeniyle yollara düşemeyen ve evlerinde kaderleriyle başbaşa kalan azımsanamayacak bir nüfus var. Bunlara yollardaki kaçakçılar ya da fırsatçılara verecek parası olmadığı için evlerinde kalmak zorunda olanlar da eklenmeli. Çünkü bölgeyi yakından tanıyan herkes yakından biliyor ki herhangi bir ailenin çatışma bölgesinden uzaklaşabilmesi için DEAŞ'tan elinden kurtulması yetmiyor. Yolda karşılaştığı (bölgesine göre değişkenlik göstermekle birlikte) milis gruplar, peşmerge, hatta DEAŞ militanlarına para veya değerli eşyalarını (eğer ellerinde kaldıysa) vermeleri hatta zaman zaman aile bireylerinden birisini rüşvet ya da haraç olarak bırakmaları gerekiyor.

Sivillerin Telafer'den çıkamamalarının bir diğer nedeni de ilçeden ayrılmaları halinde karşılaşacakları kötü muamele. Özellikle Musul'da "kurtarılan" sivillere yönelik görüntüler hiç de güven verici değil. Kamuoyunu etkilemek amaçlı kamera görüntüleri ve fotoğraf kareleri dışında insanların çok zor koşullar altında yaşamak zorunda bırakıldıkları biliniyor. İşkenceye varan kötü muamelelere dair video görüntüleri elden ele dolaşıyor. Böyle bir durumda çok sayıda insan köylerinden çıkmak yerine evlerinde kalmayı tercih ediyor.

Elbette bunlara DEAŞ'ın aldığı sıkı tedbirler de eklenmeli. İlçeyi terk etmek isteyenlere karşı bir emir yayınlayan örgüt, kaçmaya çalışanları ölümle cezalandırıyor. Son dönemde basına yansıyan haberlerde de görüldüğü gibi kaçmak isteyen yüzlerce Telaferli örgüt tarafından öldürüldü. Hatta bu infazların görüntüleri sosyal medyaya da yansıdı. Dolayısıyla Telafer'de çatışma sürecinde ve sonrasında ağır insani sorunların yaşanması beklenmeli.

Telafer'in geleceği
Şunu açıkça kabul etmek gerekir; Telafer, bugün sadece DEAŞ'tan kurtarılmıyor. Aynı zamanda yoğun çatışma nedeniyle yerle bir oluyor. 2004'ten beri birçok çatışma gören ilçe merkezi zaten uzun süredir harap durumdaydı. İlçenin DEAŞ'tan önce de altyapı sorunları vardı. Fakat son üç yılda yaşananlar ve çatışmanın sertliği, tamamı Türkmen olan ilçe merkezinin yıkımına neden oluyor. Yani Telafer, DEAŞ'tan kurtarıldığında insanların kolaylıkla evlerine dönmesi mümkün olmayacak. Büyük bir onarım ve yeniden inşa süreci gerekecek. Bu noktada sorulması gereken soru ise şu; bu onarım sürecini kim üstlenecek?

Irak'ta DEAŞ'tan kurtarılan pek çok yerde onarım ya çok gecikti ya da tamamlanmadı. Ancak çok azı Telafer gibi 13 yıldır belli aralıklarla yıkıma maruz kalıyor. Bu nedenle Telafer'in imarı sancılı ve uzun bir sürece yayılacak gibi duruyor.

Ancak ilçenin imarı Telafer'in yakın geleceğinde karşılaşacağı sorunlardan belki de en hafifi. Çünkü maddi kaynak temin edildiğinde bu sorunun çözülmesi mümkün. İlçenin imarının ötesinde Telafer'i bekleyen üç temel ve stratejik sorun var: Mezhepçiliğin devam edip etmeyeceği, geri dönüşler ve ilçenin idari statüsü.

Telafer, bir zamanlar üst kimliği Telaferlilik ve Türkmenlik olan bir ilçeydi. Halk, kendini her şeyden önce bu kimliklerle tanımlardı. Fakat Irak'taki iç savaş koşulları bu tanımlamayı değiştirdi. DEAŞ'ın Telafer'i ele geçirmesinden sonra yaşananlar ise travmayı derinleştirdi. İlçenin neredeyse yarısını oluşturan Şii Türkmenler, kalmaları halinde büyük bir kıyıma uğrayacaklarından ilçeyi terkettiler. Çoğu Necef ve Kerbala olmak üzere ülkenin güneyine taşındı. Aralarından yüzlercesi çeşitli Haşdi Şabi'ye katıldı ve bunlardan bir kısmı bugün Telafer'e yönelik operasyonlarda yer alıyor.

Yaşanan sürecin Şii Türkmen olan Telaferliler arasında kızgınlığa ve belki de radikal eğilimlere neden olduğu söylenebilir. Ancak bunu tüm Şii Türkmenlere uyarlamak doğru değil. Şii Türkmen aşiretlerinin önde gelenleri arasında ilçenin tekrar Türkmen kimliğine kavuşması ve barışın sağlanmasını isteyenlerin sayısı azımsanamaz. Nasıl bazı Telaferli Sünni Türkmenler DEAŞ'a katıldıysa ve bu örgüt içinde üst düzey görevlere yükseldiyse, Telaferli Şii Türkmenler arasında da Haşdi Şabi'ye katılıp aynı süreçlerden geçenler bulunuyor. Ancak her iki grup arasında da akl-ı selim sahibi, barıştan yana ve Türkmen kimliğine sahip çıkan kanaat önderleri olduğu unutulmamalı. Bu nedenle ilçenin kurtarılmasıyla birlikte karşılaşılacak ilk sorunu çözmeye şimdiden başlamak gerek. Çünkü diğer iki sorun da bununla yakından ilişkili.

Demografik dengeler
Çatışmalardan önce 300 bine yakın insanın yaşadığı ilçe merkezinde bugün kalanların sayısı 10 bin civarında. İlçeden kaçanların yaklaşık 60 bini Türkiye'ye sığındı. 120 bin civarında Telaferli ise Irak'ın güney vilayetlerinde. Geri kalanlar ise Irak'ın Duhok, Erbil, Süleymaniye ve Kerkük kentlerinde yaşıyor. Ayrıca Musul operasyonuyla birlikte şehri terk edenler arasında çok sayıda Telaferlinin olduğu düşünülüyor. Tüm bunlara ek olarak Suriye'de çoğu Azez civarında bir kısmı ise PYD kontrolündeki bölgelerde bulunan kamplarda olmak üzere binlerce Telaferli yaşıyor.

Tüm bu insanların Telafer'e dönmesi sadece insani bir sorun değil aynı amanda stratejik bir mesele. Telafer'in Türkmen kimliğinin korunabilmesi için şehrin mümkün olduğunca eski demografik yapısına kavuşması gerekiyor. Bu nedenle geri dönüşlerin bir an önce ve mümkün olduğunca dengeli yapılması, son derece stratejik bir konumdaki Telafer'in yeniden Türkmenlerden oluşan bir bölgeye dönüşmesi açısından hayati öneme sahip. Bu noktada ilk konuya geri dönüyoruz. Çünkü ilçeye kimin dönebileceğine Telafer'i kim kontrol ederse o karar verecek. İlçeye giren Irak ordusu ve Haşdi Şabi milislerinin mezhepçi bir siyaset izlemesi ve şehri terk etmek zorunda kalan Telaferli Sünni Türkmenlerin geri dönüşünü engellemesi sadece insani bir krize değil aynı zamanda demografik, stratejik ve siyasi bir soruna da yol açabilecektir.

Telafer'in idari statüsü
Üçüncü sorun yukarıda belirtildiği gibi ilçenin idari statüsüyle ilgili. Telafer'in ayrı bir vilayet olması DEAŞ'ın ilçeyi ele geçirmesinden önce de yoğun bir biçimde tartışılıyordu. Bugün gelinen noktada ilçe DEAŞ'tan kurtarıldıktan sonra aynı tartışma yeniden başlayacaktır. Ancak toplumsal sorunlarda olduğu gibi idari ve siyasal meselelerde Telaferliler arasında derin fikir ayrılıkları var.

Telaferli Şii Türkmenlerin neredeyse tamamı ilçenin sınırlarında bazı değişikliklerle birlikte Telafer'in vilayet yapılmasını savunurken, Telaferli Sünni Türkmenlerin bir kısmı mevcut haliyle Musul'a bağlı kalınmasını, hatta bazıları IKBY'ye bağlanmasını istiyor. Bu tercihler tamamen kişilerin kimlikleriyle ve güvenlik endişeleriyle yakından ilişkili. Türkiye açısından bakıldığında ilçenin ister bağımsız vilayet olsun isterse Musul'a bağlı kalsın bütünlüğünün korunması ön planda.

2004'ten beri Telafer dördüncü kez büyük bir askeri saldırıya maruz kalıyor. İlçe neredeyse tamamen yıkıldı, ayakta kalan binalar ise birkaç gün ya da hafta içinde harabeye dönüşecek. İlçede yaşayanların çoğu göç etmek zorunda kaldı. Telafer, ekonomik, toplumsal, siyasi olarak harap oldu. Telafer'in tek şansı Telaferlilik ve Türkmenlik çerçevesinde ilçeyi ayağa kaldıracak yeni, kapsamlı ve planlı bir girişimin bir an önce başatılması. Aksi takdirde Türkmenlerin Musul'daki tek ve son kalesi geri gelmemek üzere yıkılacaktır.

[Ahi Evran Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi olan Doç. Dr. Serhat Erkmen aynı zamanda 21. yy Türkiye Enstitüsü Ortadoğu ve Afrika Masası’nın başkanıdır] 

Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

  • UYARI: T.C. kanunlarına uymayan, konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, inançlara saldıran, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Bu Habere 1 Yorum Yapılmış

  • maksat

    22 Ağustos 2017 20:07

    Cevap Ver

    çoluk çocuğun öldürülmesinde payı olanlar pişkin pişkin mecliste oturup siyaset yaptırılması n bunlari görevi cellatlara yardım ve yataklık etmek meclisten atilsinlar artık hükümete ve orduya ayak bağı olmazlar hiç olmazsa

Gündem
Lübnan Dışişleri Bakanı Bassil Türkiye'ye gelecek
Türkiye
Yüz nakli yapılan Recep Sert tutuklandı
Dünya
Nijerya’da bombalı intihar saldırısı: 10 ölü, 30 yaralı

Hava Durumu

13°
Detaylı Hava Raporu