Afrika'da Beyaz Müslüman Olmak...

Afrika'da Beyaz Müslüman Olmak...


"Afrika'da ilk defa beyaz Müslüman gören insanlar"... Müslümanların birbirine olan hasreti, İslam kardeşliğinin güzelliği bundan daha güzel anlatılamazdı. Her defasında göz yaşlarıyla seyredilen o videonun hikayesini sizler için araştırdık.

Türkiye onu “Beyaz Müslüman gören Afrikalılar” videosuyla tanıdı. Video sosyal medyada defalarca kez paylaşıldı. İzleyenler  tekrar tekrar izlediler. Arapça’ya çevrildi. Arap sosyal medyasında da geniş kitlelere ulaştı.  

İşte o videonun kahramanı olan Muhammed Barış Sütçü ile videoyu ve hikayesini konuştuk.

Sizi tanıyabilir miyiz?

1979 Konya doğdum. Fakat öğretmen olan babamın görevi nedeniyle Türkiye’nin çeşitli yerlerini dolaştık, dışarıda büyüdüm. 1994 yılında tekrar Konya’ya geldim. Evliyim, 8 çocuk babasıyım.  Halen çalışmakta olduğum Tiryaki FM’i 15 yıl önce ortağımla beraber kurduk, beraber devam ediyoruz. Bunun dışında sosyal yardım organizasyonlarına derneklere gönüllü olarak destek vermeye çalışıyoruz,  elimizden geldiği kadar.

Muhammed Barış Sütçü "Neden Afrika?" sorumuza bölgedeki Türkiye imajından ve nasıl özlemle beklendiğimizden söz ederek cevap veriyor…

Ben Afrika’nın birçok bölgesine gittim. Hepsi yardım organizasynları bünyesinde gerçekleşti. Afrika’da gittiğimiz bölgelerde  ciddi anlamda ısrarla Türkiye’nin, Türk insanının orada olmasını bekleyen insanlar var. Bu bize de anlatılıyordu evet ama gidince daha iyi anladık. İlk gidişimizin ardından da bir daha yerimizde duramadık. Hiçbir bayramı Türkiye’de geçiremedik. 

O video nasıl ortaya çıktı?

Nijer’e 2 defa gittim. Bir tanesi bundan 6 sene önce. Bir tanesi de geçen sene. O video önceki gidişimde meydana gelen bir olay. Ama biz 2 sene öncesine kadar videoyu paylaşmadık kimseyle.  Nijer dünyanın en fakir ülkesi. Fakat çok samimi ve sağlam Müslümanlar var Nijer’de. %99’u Müslüman. Topraklarının bir kısmı Osmanlı hâkimiyetindeymiş.

O günden beri de hiç “Beyaz Müslüman” görmemiş  insanlar.

Orada beyaz insan çok fazla.

Neden? Çünkü Nijer’in yeraltı zenginlikleri var. Özellikle uranyum var. Fransa zaten mümkün olduğu kadar uranyumu oradan sömürüyor tabiri caizse. Hatta Fransa kendi elektrik enerji ihtiyacını ihtiyacını karşıladığı gibi Nijer’den elde ettiği uranyumla enerji satıyor.

Fakat buradaki insanları aç bırakıyorlar. Hatta Fransızlar Nijer’de “nima” ağacı denen ağaçlar dikmişler ki o ağaçlar radyasyon yayıyor etrafa, hiçbir bitki yetişmiyor. Böyle sömürge olmak için elinden geleni yapmışlar. Çoğunluğu çöl olan bir bölge zaten.

Önceleri bize çok kötü davrandılar.

Nijer’e gittiğimizde fakir bir ülke olduğunu biliyor ve yardım için gidiyorduk. Dosteli Derneği’yle gitmiştim ilk seferinde. Fakat gittiğimizde gördük ki insanlar bize kötü davranıyor. Halktan bahsediyorum.  Kaçıyorlar bizden veya korkuyorlar.

Enteresan bir durum var ben daha önce başka ülkelere de gittim yardım götürüyordum böyle bir şeyle karşılaşmadım.

Çünkü siz beyazsınız…

Sonra sebebini sorduk oradaki arkadaşlara. Dediler ki; “siz beyazsınız ve bu insanlar beyaz Müslüman görmemişler şimdiye kadar.”

Buradaki beyaz insanlar hep misyonerlik için geliyorlar. Eğer bir yardım veriyorlarsa bunun yanında bir de “İncil” veriyorlar. Dinlerini değiştirmelerini talep ediyorlar. O yüzden aç da olsalar o yardımı gerekirse almıyorlar, onların taleplerini reddediyorlar. Beyazları o yüzden sevmiyorlar.

Kapıları açan yine Allah’ın selamı oldu.

Böyle olunca biz insanlara selam vermeye başladık. Selam verince bizim Müslüman olduğumuzu anlıyorlardı.

Nijer’de su yok. İnsanlar çamurlu su içiyor. Muhabbet kuşu yemi yiyebiliyor, böyle bir ülke. Bundan 20-25 yıl önce bizim memleketimizde de poşetlerde sular satılırdı veya otobüslerde poşette su satılırdı. Nijer’de belirli bölgelerde poşette sular var.

Şu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli.

Bir bakkala girdik. Oradan poşette su alacağız. Nijer çok sıcak, 50 ila 60 derece arasında gidip geliyor. Sular da çok sıcak. Dedik ki bakkala "bunun soğuk olanı yok mu?" "Yok" dedi burnunun ucuyla bize. Ne yapalım, sıcak su alacağız. Bu arada ezan okunmaya başladı. Yanımda da burada Dosteli Derneği ekibinden bir arkadaşım var çok güzel sesi ve makamı var. Orada ezanı makamsız okuyorlar. Yanımdaki arkadaş "şimdi gitsem şu camiye ezanı şöyle bir okusam" dedi. O an birden ezan okumaya başladı. Bakkal döndü, şaşırdı tabi. "Siz Müslüman mısınız," dedi. "Müslümanız" dedik. 

Birden kayboldu adam

Bir dakika sonra geldi kucağında buz gibi sularla. Nerede zula ediyorlarsa. Elektrik yok ama su soğuk, buz gibi. Hemen elimize tutuşturdu. Şunu da için, şunu da… Bakkal ne yapacağını şaşırdı. Şimdi aynı adamla 2 dakika içindeki muhabbete bakın. Birincisi burunun ucuyla tersliyor, su bile vermiyor. İkincisi sizi nasıl ağırlayacağını şaşırıyor.

Adam bizim Müslüman olduğumuzu öğrenince deliye döndü.

Sonra bütün insanlar böyle yapmaya başladılar.

O videodaki olay bundan sonra gerçekleşti sanırım?

İletişim sorunu hallolunca yardıma yoğunlaştık. Ben de oradan motosiklet kiraladım. Arkamda kameraman arkadaş var. Beraber dolaşıyoruz. Baktık duvarın dibinde 3 kişi oturuyor. Bir tanesi Kur’an-ı Kerim okuyor, biri yanı üzere oturarak dinliyor, bir tanesi de diz çökmüş. Motoru durdurdum, yanlarına vardım. Akşam karanlığı basıyor o sıra. Selam vermedim bilerek. Hem Kur’an okunduğu için, hem de merak ettiğim için. Anladık ya bunlar beyaz Müslüman görmemişler. Yanlarına oturdum. O Kur’an-ı Kerim okuyan arkadaş ne okuduğunu biliyor. Yani okuduğunun manasını bilerek okuyor. Ben oturunca okuduğu sureyi kesti. Rastgele bir yerinde bitirdi. Başka bir sureden başka bir ayete geçti. Onu bitirdi, başka bir ayete geçti.

Ama ben oturduktan sonra okuduğu ayetlerin anlamları aynı.

Mealen: “Siz Yahudi ve Hristiyanları dost edinmeyiniz. Onlar sizin dostunuz değildirler” diyor. Yüzüme yüzüme okuyor ve okurken bana kafasını sallıyor. Yerde oturan öyle ters bakıyor ki bana. Okuyan ayetleri bitirdi, başka bir ayete geçmeden ben dedim ki “sadakallahülazim”.

O yerde oturan "sadakallahülazim"i duyunca birden fırladı ayağa. Önce bir teyit etti “sadakallahülazim?” 

Sonra bir sarıldı bana ama nasıl sıkıyor beni. Sıktı sıktı bıraktı, hüngür hüngür ağlamaya başladı. Zaten videoda o gözüküyor. 10 saniye içinde nasıl değişti o insan. Kur’an okuyan, bizdeki “Allah iyiliğini versin” anlamında “niye söylemiyorsun” diyor. Yani "Müslüman olduğunu niye söylemiyorsun?".

“Sen nerelisin” diyor bana.

Çok duygulu bir andı ve bence bu yüzyılda, kesinlikle en derin manasıyla anlaşılması gereken bir andı o an. 

Birinci nedeni; bu arkadaşlar, bu Müslümanlar  aç, yoksul, teknoloji yok, su yok, varlık yok, ekmeyi, dikmeyi bilmiyorlar,.

Ve biz oraya hiç yardıma gitmemişiz.

Türkiye’den ilk defa Dosteli derneği gitti. Dünyadan da ilk giden Müslüman ülke de Türkiye oldu.

İkincisi bütün beyazlar oraya misyonerlik için gitmişler.

Üçüncüsü bu arkadaş bana sarılıp ağlarken benim ırkımı bilmiyordu. Bir tek sebebi vardı, benim Müslüman oluşum. Bu ona yetiyordu yani. İşte ümmet bilinci dediğimiz olayın canlı canlı yaşandığı bir dakikaydı. Şimdi hani ırk meselesini de geçtik hangi cemaattensin diye soruyoruz ya o arkadaş için hiç önemli değildi.

Biz Müslümandık ve birbirine hasret kalmış iki Müslüman.

Ümmet bilinciyle birbirini özlemiş iki Müslüman. O videonun devamı vardı, biz kapattık ondan sonra kamerayı. Çünkü inanılmaz duygusal dakikalar yaşadık.  Bize ne dedi biliyor musunuz?

Siz neredeydiniz?

"Madem böyle bir Müslüman ülke var siz neredeydiniz?" Özellikle Türk olduğumuzu söyledikten sonra. “Siz neredesiniz?” deyişi psikolojimizi bozdu bizim.



Peki Türkiye’den konuşurken hiç  Osmanlı’dan bahsettiler mi? Hatırlıyorlar mı?

Bahsettiler. Osmanlı’yı biliyorlar. Topraklarının bir kısmı Osmanlı hâkimiyetindeymiş. Osmanlı İstanbul’dan oraya yüzyıllar önce bir grup insan götürmüş ve yerleştirmiş. O bölgedeki o insanlar kendilerine “İstanbuli” diyorlar. Bu yüzden Türkiye’den gelmiş olmamız onlar için ayrı bir öneme sahip.

Ama Türkiye diye bir ülke ha varmış ha yokmuş o güne kadar. İnşallah bundan sonra öyle olmayacak.

Videomuzu paylaştıktan sonra da Türkiye çapında, dünya çapında yüz binlerce geri dönüş aldık ve insanlar gitmek istiyorlar. İnsanlar kucaklaşmak istiyorlar. Benim o yaşadığım olay Nijer’de yüzde, binde, milyonda bir yaşanacak bir olay değil. Onlar sizi bekliyorlar.

Yardımlar nasıl yapılmalı?

Ben yardım için herhangi bir çek nakit para kabul etmiyorum prensibim olarak. Herkes cebinde götürecek yardım parasını. Biz orada keçi dağıttık, çift keçiler çoğalsınlar diye.  Çeşitli gıda yardımları yaptık. Buna benzer yardımlar da yapmaya devam edeceğiz.

Oraya gittiğinizde nerede kaldınız?

Çok zor şartlarda yaşıyor bu insanlar. Oradaki imkanlar neyse onları kullandık. Farklı bir düzen aramadık. Ama zorlananlar oluyor tabi.Mesela karavan gibi portatif çözümleri bile arayabiliyor insan.

Siz de karavanlara aşinasınız sanırım.

Evet, karavanları seviyorum. Konya'da olduğumda hafta sonları ailemle kamp yapmak, tabiatın kucağında vakit geçirmek için güzel oluyor.

Çocukları seviyorsunuz…

Çok çocuklu hayat, çok güzel bir hayat. İnsanlar çocukların ihtiyaçlarını nasıl karşılarım diye çocuk yapmaktan kaçınıyorlar. Zaten çocuğun her ihtiyacını, isteğini karşılamak zordur bence de. Çocuk çok lüks bir bisiklet istedi diye almak zorunda değilsiniz. Ona neden almadığınızla ilgili sebepler izah edilebilir, alınırsa kardeşleriyle paylaşması, veya istediğine ulaşmak için bir çaba göstermesi gerektiği anlatılabilir. O yüzden her istediklerini yapmak gibi bir anlayışımız yok bizim.

Ben yaklaşık 6 senedir çocuklardan ayrı geçiriyorum bayramları.

Çocuklarla geldikten sonra bayram yapıyoruz. Çocuklar da bunu öğrendiler, anladılar bazı şeylerin fedakârlık gerektirdiğini. Bu fedakârlığın altında çok ayrı bir tat olduğunu öğrendiler.

Kısa bir anımı anlatayım da siz de anlayın.

 Yine Nijer’e giderken  bayramdı. Gitmeden bizim çocuklar tutturdular, “bize bayramlık almadan gitme.” diye. Şimdi gideceğimiz yer ve çocukların isteği ile ikileme düştüm ben. Ben devamlı oradaki insanların halini anlatırken, çocukların öyle davranması beni üzdü, yüzüm düştü tabi. Ama çocukların bayramlıklarını aldım. Vedalaştık, Nijer’e doğru yola çıktık. Canım sıkkın tabi.

Acaba kendi çocuklarımıza bilinci aşılayamadık mı diyorum kendi kendime. Nijer’e vardık.

Bavulu açtım, bir mektup.

Mektubu kaldırdım, altında çocukların bayramlıkları.  Hepsi orada. Mektuba da “Babacığım senin biz kızdığını biliyoruz ama biz bu bayramlıkları orada bizim yaşımızdaki çocuklara hediye etmek için sana aldırdık” diye bir not düşmüşler.

Çok duygulandım ağladım. Sonra o bayramlıkları giydirdik Nijerli çocuklara. Nasıl mutlu ve mahcup oldular. Bir şey verecek olduğumuzda elimizdekine uzanmıyorlar, sıralarını bekliyorlar. Son derece edepli, ahlaklı, kardeşinin hakkına saygılı davranıyorlar.

Türkiye'de bazıları "ülkemizde fakir çok" diyorlar ama.

Nijer’i görmeyen, bu yargıda bulunmasın. Bizim ülkemizde fakir yok. Bu insanlar gerçekten ülkemizden gidecek her bir kuruşa muhtaçlar.

 

Haberseyret Özel Haber

Röportaj: Kubilay Şahin   

 

Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

  • UYARI: T.C. kanunlarına uymayan, konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, inançlara saldıran, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Bu Habere 2 Yorum Yapılmış

  • fati

    05 Nisan 2015 12:57

    Cevap Ver

    helal olsun.

  • İbrahim Kuş

    24 Mayıs 2014 08:00

    Cevap Ver

    Her izlediğimizde duygulanıyoruz. Ülkemizi 1923'den beri "Yurtta sulh, cihanda sulh." diyerek dışarıya kapatmak sadece makam mevkilerde otoriteleri artırmaya yaradı. Şu Osmanlı Devleti'nin kurduğu medeniyeti, insanların bağlı olduğu ümmet bilincini bir anlayabilseydik...

Gündem
Erdoğan'ın çağrısına Rusya Merkez Bankası'ndan yanıt.
Türkiye
Şırnak'ta terör mağduru ailelere destek
Dünya
İran'ın resmi para birimi değişiyor.

Hava Durumu

Detaylı Hava Raporu