Rus istihbaratının parmak izlerini kim siliyor?

Rus istihbaratının parmak izlerini kim siliyor?


Son günlerde özellikle gündeme getirilmeye çalışılan Çeçen cinayetleri kim tarafından kullanılıyor? Bu konudaki ip uçlarını Yasir Kadıoğlu'nun Hür Haber'deki yazısında yakalıyoruz.

2008 yılında, Aleksandr Litvinenko'nun eşi Marina Litvinenko ve arkadaşı Alex Goldfrab, "Litvinenko: Bir Muhalifin Ölümü" başlıklı bir kitap yayınladılar. Kitap daha sonra Türkçe'ye de aktarıldı. Burada kısa olarak anlatacağım hikayenin kahramanını arzu ederseniz o kitabı okuyarak daha yakından tanıyabilirsiniz.

Aleksandr Litvinenko, Putin'in oluşturduğu yeni Rusya'nın totaliter yüzünden rahatsız olan bir muhalifti. Eski bir istihbaratçıydı ve Putin'in hedefiydi. Özellikle Çeçenlerle olan ilişkisi ciddi rahatsızlıklar doğuruyordu Moskova'da.

Onu öldürmek için Londra'ya gelen  FSB ve GRU ajanları, 1 Kasım 2006'da, Rusya'nın CSKA Moskova takımı ile İngiltere'nin Arsenal takımı arasındaki oynanacak futbol maçına gelmiş taraftarlar gibi görünüyordu. Binlerce Rus vatandaşının Londra'ya geldiği gün, birkaç Rus ajanı rahatça kalabalığa karışabilirdi. Aleksandr Litvinenko o gün eski arkadaşlarıyla Londra'daki bir barda buluştu. Barda içtiği meyve suyuna ve daha sonra arkadaşlarıyla birlikte gittiği otelde ise içtiği çaya Polonyum 210 olarak bilinen zehir katılmıştı. Zehir kullanımı konusunda dünyanın en becerikli istihbarat örgütlerinden birisi Rus istihbaratı. Eldeki bütün teknik imkanlara rağmen İngiliz doktorlarının zehrin nevini tespit etmesi on yedi gün sürdü.

Hastaneye kaldırıldıktan sonra 22 gün daha yaşadı. 23 Kasım 2006'da, Türkiye üzerinden sahte pasaportla kaçtığı İngiltere'de hayatını kaybettiğinde 43 yaşındaydı. Ölmeden önce son isteği bir Müslüman gibi defnedilmek oldu. Nitekim, vasiyetine uygun bir şekilde cenaze namazı kılınarak defnedildi.

Litvinenko, Putin muhalifi Çeçen liderlerden birisinin, Ahmet Zakayev'in yakın arkadaşı ve komşusuydu.

Anna Stepanovna Politkovskaya da Rusya'nın Çeçenistan'da işlediği insanlık suçlarını bütün dünyaya anlatan bir gazeteciydi. Aleksandr Litvinenko'nun da arkadaşıydı ve öldürülmesinden önce Litvinenko'ya, "Putin, seni mutlaka öldüreceğini söylüyor." demişti. O da Litvinenko suikastından sadece 24 gün önce, 7 Ekim 2006 günü Moskova'daki evinin asansöründe ölü bulundu.

Tarih, özellikle siyasi tarih; öylesine gelişen olaylar bütünü değildir. Bir yerde buğday başakları gördüğünüzde, oraya birisinin buğday tohumları attığını ve sonra da tarlayı sürdüğünü anlayabilirsiniz. Eğer bir ülkede, peşpeşe aynı görüşte olan insanlar öldürülüyor ve suikastlar durmuyorsa, olayların arkasında muhakkak o suikastlardan çıkar sağlayacak bir güç vardır.

II.Çeçenistan-Rusya Savaşı'nın başından beri Avrupa'da ve Türkiye'de işlenen Çeçenistan bağlantılı cinayetlerin tamamının arkasında Putin yönetimi var. Bunu bilmek yahut anlamak için istihbarat uzmanı, gazeteci ya da alim olmanıza gerek yok. Gündemi üstünkörü takip eden birisi olmanız yeterli.

Bunu sadece tarlayı süren çiftçinin varlığı gibi bir örnekliğe nispetle söylemiyorum. Aynı zamanda gerçekleştirilen bütün başarıya ulaşmış suikastların işleniş biçimi aynı.

Rus istihbaratı her zaman bir suikastı üç bağımsız ayak üzerinden gerçekleştirir. Yerel bağlantılar hedefi tespit eder ve hedefle ilgili ilk istihbaratı FSB'de bağlantılı olduğu birime güvenli iletişim kanallarını kullanarak iletir. Daha sonra o birim, elindeki istihbaratı FSB'nin saha ajanlarından birisiyle paylaşır. Gerekli takibi gerçekleştiren FSB ajanı, suikastın yapılabileceği muhtemel yerleri, hedefin alışkanlıklarını ve kullandığı yolları merkeze bildirir. Suikast için hedefin bulunduğu ülkenin konumu da dikkate alınarak uygun yöntem tespit edilir. En sonunda FSB ajanı, merkezin kendisine bildirdiği uygun yöntem için gerekli lojistiği temin ederek hiç tanımadığı GRU ajanına güvenli yollarla teslim eder. GRU ajanının tek görevi, kim olduğunu hiç bilmediği hedefi kendisine bildirilen yöntemle elimine etmektir.

Üçlü yapı asla değişmez fakat yöntemler değişebilir. Eğer hedef İngiltere'de ise ateşli silah yerine bulunması çok zor bir zehir tercih edilir. Eğer hedef Türkiye'de ise, hem muhaliflere cüretkar bir mesaj vermek hem de güç gösterisinde bulunmak için ateşli silah kullanılır. Litvinenko suikastı ile İstanbul'da 3 Çeçen komutana düzenlenen suikast arasındaki yöntem farkının sebebi de aslında budur.

Daha derine inecek olursak bu suikastlar, aslında eski bir KGB ajanı olan Putin'in inandığı yönetim biçiminin izdüşümü. Putin'e göre yönettiği devlet için risk oluşturmaya başlayana kadar muhalefet ve muhalif tehdit değildir. Fakat kendi tasarladığı yeni Rusya için tehdit haline gelen her muhalif öldürülebilir. Çünkü Putin, Doğu toplumlarında muhalefetin ne kadar bulaşıcı bir "hastalık" olduğunu iyi bilen liderlerden. Bir devrimi durdurmanın en iyi yolu, o devrimin başlamasına hiç izin vermemektir. Bir savaşı kazanmanın en iyi yolu, o savaşta karşınıza çıkma ihtimali olan bütün düşman yapıları önceden ortadan kaldırmaktır.

Litvinenko'yu kim olduğunu bilmeyen ve karşısına önce barmen sonra da garson olarak çıkan GRU ajanı zehirledi. 16 Eylül 2011'de Berghaz Musaev (Hamzad) hedefini Kadirov'a yakın isimlerden Ziyauddin M. teşhis etti. Lojistik ve istihbaratı Nadim Eyupov temin etti. Tetiği ise vurduğu hedeflerin kim olduğunu bile bilmeyen Aleksandr Zharkov çekti. İrtibatın sağlanması ve yolların hazırlanması gibi işlerde görevli 5 Rus istihbaratçı daha vardı. Hamzad ve yanındakiler vurulduktan 24 saat sonra, birbirlerini gerçek kimlikleriyle tanımayan üç ayrı Rus ekibi farklı kamuflajlarla Türkiye'yi terk ettiler.

Herhangi bir ajan yakalansa bile asla bir kişinin isminden daha fazlasını bilmiyor olacaktı. Verdiği isim, o ismin kullandığı pasaport, o şahsa ait kredi kartı... Tamamı sahte olduğu için bilinen yöntemlerle asla sonuca ulaşılamayacaktı.

Bahsettiğim bu  kompleks cinayeti İstanbul Cinayet Masası'nda çalışan iki polis çözdü. Dev bir çöplüğün içerisinde küçücük bir altın parçasını arar gibi her görüntüyü tek tek incelediler, her bağlantıyı ayrı ayrı değerlendirdiler ve ipin ucunu yakaladılar. Çalışmayı bitirip dosyayı üstlerine teslim ettiklerine en azından teşekkür bekliyorlardı.

Birisi Şark görevine gitti. Diğeri ise bir kulübede nöbet bekliyor.

İşte paralel el dosyaya tam olarak burada dahil oldu. Cinayetlerin arkasındaki karmaşık istihbarat ilişkilerinin çözülemeyeceğini düşünüyorlardı. Fakat o ilişkiler çözüldü. Üstelik o ilişkilerin ucu sadece Putin'e değil, paralel yapının bazı gazeteciler üzerinden iyi ilişkiler geliştirdiği Çeçenistan Cumhurbaşkanı Ramazan Kadirov'a kadar uzanıyordu. Çeçenistan üzerinde ciddi planları vardı. Bu yapıyla ilişkili işadamlarının Çeçenistan'da ciddi yatırımları bulunuyordu. Bütün bu ilişkilerden de daha önemlisi bu yapı adına Ramazan Kadirov'un Rusya'da kefaleti önemliydi.

Şu meşhur Zona ise bir taşla iki kuş vurmak için bu nedenle dosyaya Ali Osaev suikastından tam üç yıl sonra dahil edildi. Bu yüzden, Zona ile ilgili hiç bir uydurma delilin dahi bulunmadığı 3 Çeçen komutanın öldürülmesi olayıyla Zona'nın suçlandığı "Ali Osaev" dosyası anlamsız bir şekilde birleştirildi. Yeni bir torba dava daha icat ettiler. Zona, hem davanın magazinleşmesini sağlayabilecekleri bir figürdü hem de Zona'nın bazı istihbaratçılarla olan ilişkileri üzerinden  Recep Tayyip Erdoğan ismine ulaşabileceklerdi.


 

Özellikle paralel güçler tarafından Çeçen ve Çerkes toplumunda yayılan "Erdoğan bu cinayetlere göz yumuyor.", "Öldürülecek Çeçenlerin listesini Putin'e Erdoğan vermiş." gibi söylentiler öylesine çıkmış dedikodular değildi. Akla aykırı bu iddialar hususen dillendiriliyor ve bazı Kafkasya kökenli sivil toplum kuruluşlarına da özellikle servis ediliyordu. Emniyet İstihbarat kökenli bu iddialar, Kafkas diasporasının Erdoğan'a karşı konumlandırılması için tasarlanan toplum mühendisliği projesinden ibaretti.
 

Bölgenin en güçlü istihbaratına sahip olan Rusya, kendisi için tehlikeli olan Çeçenlerin listesini Erdoğan'dan istemeye neden ihtiyaç duysun? 2002 yılından bu yana iktidarda olan ve Çeçenleri mülteci kampı utancından kurtarabilmek için bu konuyla özel olarak ilgilenen Erdoğan, o listeyi Putin'e hangi saikle versin?
 

Neden mi Zona?

Çünkü, Şeyh Fethi ve Şamil Basayev tarafından Gürcistan'da yürütülen dış istihbarat operasyonlarından sorumlu kılınan Zona, profesyonel bir istihbaratçıydı ve organize olduğu her halinden belli olan cinayetleri, adi bir suç gibi gösterip herhangi bir ismin üzerine yıkmaları mümkün değildi. Zona'nın istihbaratçı yönünün özellikle vurgulanması da bu algıyı oluşturmak içindi.
 

Çeçenistan'daki direniş güçleri adına pek çok silahlı operasyona katıldığını kabul eden Zona, bu iş için biçilmiş kaftandı. Öte yandan Gürcistan istihbaratıyla bilinen ve ilgililerinden hiç gizlemediği ilişkileri de rahatlıkla manipüle edilebilecek cinstendi. Dava dosyasından çıkan sonuç da nitekim bu oldu. Zona, işlendiği sırada Gürcistan'da olduğu suikastın tetikçisi, ilgisi olduğuna dair uydurma bir delilin bile bulunmadığı 3 Çeçen komutanın öldürülmesi dosyasının da sanığı ilan edildi. Medya, yukarıda anlattığım algıyı oluşturmak için elinden geleni yaptı. Paralel Emniyet güçleriyle yakın ilişkileri olan ve hatta bazı sorguları aynalı camın arkasından izleyebilen bir takım sivil toplum kuruluşu görevlileri de bu algı operasyonunda ya  ucuz birer oyuncak gibi kullanıldılar ya da bu komploya doğrudan karıştılar.

Cinayet Masası'nın zaten çözdüğü dosya, Emniyet İstihbarat ve Terörle Mücadele'nin eline geçince bambaşka bir hal aldı. Rus istihbaratçılar kamuoyunda isimleri unutulan suikastçılar olarak hala dışarıdalar. İçlerinden birisinin son bir yıl içerisinde Türkiye'ye farklı bir isme düzenlenmemiş pasaportla girip çıktığı iddiaları dahi var. Henüz doğrulayamamış olsam da iddiası bile yeterince mide bulandırıcı.
 

Rusya'nın suikastlarda bıraktığı parmak izini silikleştiren herkes bu süreçle ilgili eteğindeki taşları dökmeli. Çünkü bu komplonun bir ucu Erdoğan'a diğer ucu ise olayla ilgisiz isimlerin ilgili gibi gösterilip sürece dahil edileceği yeni bir hukuk skandalı girişimine uzanıyor.
 

Twitter hesabımda bu meseleyle ilgili pek çok detaya yer verdim. Davanın soruşturma savcılarından ikisi Muammer Akkaş ve Adem Özcan. Muammer Akkaş, başarısız 25 Aralık darbe girişiminden sonra basın mensuplarına elindeki açıklamayı dağıtan savcı. Adem Özcan ise hem Selam Örgütü dosyasının savcısı hem de 7 Şubat 2012'de krize dönüşen KCK davasının.


 

Dava dosyasında yer alan istihbarat raporlarının büyük kısmı yakın zamana kadar tamamen paralel güçlerin kontrolünde olan Emniyet İstihbarat tarafından savcılığa ve ilgili Emniyet birimlerine sunulmuş. Öyle ki belgelerin bazılarında doğrudan Ali Fuat Yılmazer'in imzası var.

Tesadüfe bakınız ki Çeçen cinayetlerinin işlendiği dönemde Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek'ti. İstanbul'da ise Emniyet İstihbarat'ın bir numarası Ali Fuat Yılmazer'di. İçerisinde bu isimler tarafından sağlanan ve ek delillerle desteklenmediği sürece delil hükmünde olmayan istihbarat bilgi notlarının bulunduğu ve neredeyse delil gibi değerlendirildiği dava dosyalarının yukarıda ismi geçen savcılara tevdi edilmiş olması da oldukça hoş bir tesadüf.


Şimdi soralım...

Emniyet İstihbarat'ın gözleri önünde işlenen bu cinayetlerde herhangi bir ihmal yok mu gerçekten?

Güpegündüz 3 Çeçen komutanın Zeytinburnu'nda öldürülmesi ve sonrasında faillerin ellerini kollarını sallayarak ülkeyi terk edebilmesinde Emniyet İstihbarat'ın hiç ihmali yok mu gerçekten?

Cinayetlerdeki sorumlulukları kamera kayıtları ile ispatlanan ve hiç bir şüphe bulunmayan iki ismin gerçek kimlikleri dahi tespit edilememişken Zona'nın Emniyet İstihbarat tarafından temin edilen bilgi notlarıyla yegane suçlu ilan edilmesinde ve tutuklu olmasında Emniyet İstihbarat'ın hiç rolü yok mu gerçekten?

Keşke ihmaller zinciri bu kadarla kalsaydı...

Fakat aynı ihmaller silsilesi Medet Önlü'nün de katledilmesine yol açtı.

Şimdi oturalım ve hep birlikte şu soruya cevap arayalım: Şimdiye kadar ABD ve İsrail ile iş tuttuğu bilinen fakat Rusya tarafından düşman gibi görüldüğünü düşündüğümüz paralel yapının menfaatleri için ilişki kurmadığı herhangi bir istihbarat teşkilatı var mı?

Önemli not: Şemsuddin Batukayev'e yönelik suikast girişiminde suikastçı olduğu öne sürülen Behram Batukayev'e suikastta kullanılacak silahı doğrudan Zona'nın verdiğini söyleyenler, bu davadaki karartmalardan birinci derecede sorumlular. Çünkü, Behram Batukayev'e silahı verenin doğrudan Zona olduğu iddiası ne polis fezlekesinde ne de iddianamede yer almamaktadır. Aksine, polis fezlekesinde Behram Batukayev'i yakalayan korumalar, şahsı sorguladıklarını ve kendisinin "Silahı Trabzon limanında İslam isimli bir şahıstan aldım. O da silahı Zona'dan almış." dediğini aktarıyorlar. Zona'nın ismi ifadelerde üçüncü şahıslar tarafından anılıyor ve bununla ilgili herhangi bir ek delil de bulunmuyor. Silahı veren İslam isimli şahıs ortada olmadığı gibi Zona'nın silahı veren kişi olup olmadığı da meçhul. Hal böyleyken bu "silah verme" meselesini kat'i delilmiş gibi sunanların niyeti ne olabilir? Üstelik hukukçu kimlikleriyle bilinen bazı şahıslar, silah vermekle azmettirmenin aynı şey olmadığını gerçekten bilmiyor olabilirler mi? İlgilenenler için fezlekenin konuyla alakalı kısmını da buraya ekliyorum.



O kadar da önemli olmayan not:  Önümüzdeki yazı, Medet Önlü'nün nasıl katledildiğini ve katillerinin hala nasıl ellerini kollarını sağlayarak gezdiklerini anlatacağım. Şaşıracağınızı sanmıyorum.
 

Yasir Kadıoğlu / Hürhaber

Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

  • UYARI: T.C. kanunlarına uymayan, konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, inançlara saldıran, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Bu Habere 1 Yorum Yapılmış

Gündem
Erdoğan'ın çağrısına Rusya Merkez Bankası'ndan yanıt.
Türkiye
Şırnak'ta terör mağduru ailelere destek
Dünya
İran'ın resmi para birimi değişiyor.

Hava Durumu

Detaylı Hava Raporu