Dahilerin hastalığı Disleksi  !

Dahilerin hastalığı Disleksi !


Einstein'dan Mozart'a, Beethoven'dan Leonardo da Vinci'ye kadar birçok dahinin yaşadığı bir rahatsızlık ...

Disleksi kısa tanımıyla dinleme, konuşma, okuma, yazma, akıl yürütme ile matematik yeteneklerinin kazanılmasında önemli güçlüklerle ortaya çıkan bir hastalıktır.

Diğer hastalığı ise Asperger bozukluğu. Bu hastalık kısaca “empati bozukluğu” olarak tanımlanabilir. Bu hastalığı olan kişiler karşısındaki kişinin bağırma nedeninin kızgınlıktan olduğunu ya da ağlama nedeninin üzüldüğü için olduğunu anlayamayabiliyor ve ona göre tepki veremiyorlar. Ayrıca Asperger sendromu olanların ortalama üstü zekaya sahip olduğu görülmüştür.

Disleksi bir dil sorunudur.
 
İngiltere Disleksi Derneği’nin tanımına göre disleksi okuryazarlığı ve dil ile ilişkili becerileri etkileyen özgül bir öğrenme güçlüğü. Buna rağmen her okumakta zorlanan çocuğun dislektik olduğu sonucuna varmak doğru olmayabiliyor. Bunun yanı sıra disleksi öğrenmeyi etkileyen sorunlar içerisinde en yaygın olarak ortaya çıkanlardan biri. Disleksi, Latince kökenli olan “bozukluk” ve “kelime” sözcüklerinin birleşiminden oluşan bir terim. Nesneleri isimlendirmek, sesleri öğrenmek, hafıza alanlarında yaşanılan sorunlar bireyin sahip olduğu bilişsel beceri ve potansiyeli kullanamamasına neden olur.
 
“Çok zeki ama…” Bu çocuklar eğitim hayatlarının başından itibaren “Aslında çok zeki ama…” ile başlayan cümle kalıbını pek çok kez duyarlar. Aileler ve eğitimciler için kafa karıştırıcı olan ise çok daha zor şeyleri yapabilirken bir satır önce okuduğu kelimeyi bir sonraki satırda yanlış okumasıdır. Bu durum bazen çocuğun “haylazlığına” ya da “dikkatsizliğine” bağlanır. Aslında sorun bu iki tespitten çok daha ciddi olabilir.
 
Disleksi nörolojik temelleri olan bir sorun. Ancak tanı koymak her zaman çok kolay değil. Bunun bir nedeni bu sorunu yaşayan her çocuğun farklı özelliklere sahip olması. Yine da araştırmacıların ve bilim insanlarının üzerinde anlaştığı bazı kriterler var. Öncelikle bireyin normal veya normal üstü zekaya sahip olması, okuma alanında yaşadığı sorunların yetersiz eğitim koşulları ve çevresel faktörlerden kaynaklanmıyor olması ve nörolojik bir hastalığın sonucunda ortaya çıkmış olmaması bu kriterlerin en önemlileri.
 
Disleksinin belirtileri nelerdir?
 
Disleksi ile ilk bulgular 1896 yılında Dr. W. Pringle Morgan tarafından paylaşılmış. Dr. Morgan 14 yaşındaki hastasının yaşıtları kadar zeki, oyunlarda ve günlük hayat ile ilgili becerilerde oldukça iyiyken okuma yazmada zorlandığını fark ediyor. O dönemde disleksinin görme sistemi ile ilgili bir bozukluk olduğu düşünülüyori, çünkü sorun harfleri doğru okuyamama ve kelimeleri karıştırma olarak kendini gösteriyor.
 
Sonraki yıllarda, Samuel T. Orton, disleksi üzerinde ilk çalışan nörologlardan biri olup, 1920’lerde disleksinin sık karşılaşılan özelliklerini şöyle belirlemiş: Yazılı kelimeleri öğrenme ve hatırlamada zorluk.   b ve d harflerini, 6 ve 9 gibi sayıları ters algılama; kelimelerdeki harfleri ya da sayıları karışık algılama, ne’yi en; 3’ü E; 12’yi 21 olarak algılamak gibi.  
 
Okurken kelime atlamak.   Hecelerin seslerini karıştırmak ya da sessiz harflerin yerini değiştirmek, sıklıkla yazım hatası yapmak.   Yazı yazmada zorluk.   Konuşurken duruma uygun kelimeyi bulmada zorluk.   Yön (yukarı, aşağı gibi) ve zaman (saat, gün-ay yıl) kavramları konusunda sorunlar. Bu belirtilerden yola çıkarak disleksi tanısı koymak elbette yeterli ve doğru bir yaklaşım değil. Ancak eğitimciler ve aileler yukarıdaki sorunları gözlemlediklerinde mutlaka durumu ciddiye almalı ve gerektiğinde uzmana başvurmalılar.
 
Disleksi ve diğer tüm öğrenme güçlüklerinde erken tanı ve tedavi sorunun çözülmesinde çok önemli bir role sahip oluyor. Disleksi tüm hayatı etkliyor! Disleksi her ne kadar okuma-yazma alanını etkileyen bir sorun olsa da çocuğun hayatı üzerindeki etkileri sadece bu alanla sınırlı kalmıyor. Okuma-yazmada zorlanan çocuk için okul giderek daha zorlayıcı bir yer haline geliyor. Arkadaşları için çok kolay olan okuma ve yazma onlar için bir kabusa dönüşüyor. Çünkü diğer kişilere göre çok daha fazla efor harcamak zorunda kalıyorlar ve kendilerini doğal olarak kötü hissediyorlar. Bunun yanı sıra eksik, yanlış okumak bir süre sonra arkadaşları tarafından alay konusu olmalarına neden olabiliyor.
 
Disleksi ile ilgili yürütülecek tedavi sürecinin psikolojik yönü oldukça önemli. Öğrenmeyi ve okul başarısını etkileyen bu sorun daha büyük çerçeveden bakıldığında çocuğun özgüvenini ve benlik algısını da etkiliyor.
 
Zeka ile ilgili bir sorunları olmamasına rağmen disleksisi olan çocuklar çoğunlukla kendilerini “aptal” olarak nitelendiriyorlar. Hatta zaman zaman bunun gibi uygun olmayan yargıları çevrelerinde de duyabiliyorlar. Bu durum var olan öğrenme problemini daha da perçinleyerek çıkmaza sakabiliyor.Sonuç olarak hem çocuk hem de aile çok üzülebiliyor.
 
Zamanında ve doğru müdahale bu yüzden çok önemli. Disleksi zekadan bağımsız bir sorun ama zekanın doğru ve etkili şekilde kullanılması önünde engel oluşturuyor. Okul öncesi dönem ve eğitim sürecinde disleksi Okuma yazma alanında yaşanılan bir zorluk olsa da okul öncesi dönem ile ilgili bazı ipuçları sorunun erken tanınmasına yardımcı olabilir.
 
Disleksi tanısı alan bireyler ile yapılan araştırmalarda bu çocukların okul öncesi dönemde aşağıdaki sorunlardan bir ya da bir kaçını yaşadıkları belirlenmiştir.  
  • Konuşmanın gecikmesi,  
  • Yeni ve uzun kelimeleri öğrenmekte zorluk
  • Bazı kelimeleri yanlış söylemek ( tuvalet yerine tulavet vb)  
  • Kafiyeli sözcükleri bulmakta zorluk (kedi-yedi , cam- çam, tencere-pencere vb)
  • Kelimedeki harflerin yerini değiştirmek (kibrit yerine kirbit)  
  • Sağ-sol kavramını öğrenmekte zorluk  
  • Sınırlı boyama yapmakta zorluk (karalama halinde yapmak, tamamlamamak)  
  • Dikkat konsantrasyon süresinin yaşıtlarına göre daha kısa olması  
  • Renk, sayı gibi kavramları öğrenmekte zorluk  
  • Zaman kavramını (dün-bugün- yarın, sabah-akşam vb)    
  • Kelimenin başındaki ve sonundaki sesi ayırt etmekte zorluk
  • Disleksi yaşam boyu süren bilişsel beceriler ile ilgili bir farklılık olarak kabul edilebilir.
  • Çoğunlukla bu çocuklar standart eğitim yöntemleriyle zorlanırlar, öğrenmeye direnç gösterebilirler. Bunun çözümü bireysel özelliklerini ve güçlü yanlarını ortaya çıkartabilecek fırsatların sunulması ve öğretim yöntemlerinin çeşitlendirilmesidir.
  • Disleksinin de dahil olduğu öğrenme güçlükleri söz konusu olduğunda bu çocukların örgün eğitim sistemi içinde yaşıtlarıyla birlikte okula devam etmeleri önemlidir. Ancak yaşadıkları zorlukların üzerinden gelmelerine yardımcı olacak özel eğitim desteğinden yararlanmalıdırlar. Doğru şekilde yardım alamadıklarında sahip oldukları potansiyeli kullanmadıkları için eğitim sisteminin dışında kalmaları hem bireysel hem de sosyal anlamda bir kayıptır.
 
Bu önerileri dikkate alın!
Anne - babalar genellikle çocuklarının yaşadığı zorlukları ilk fark edenler olur. Çocuklarının yaşadıkları zorluklar karşısında her zaman destekleyici ve sabırlı olmak çok kolay olmasa da çocuğun sahip olduğu potansiyeli ortaya çıkarabilmesi için her türlü desteğe ihtiyacı vardır. 
 

Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

  • UYARI: T.C. kanunlarına uymayan, konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, inançlara saldıran, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Gündem
Asla Yalnız değilsin !!!
Türkiye
Ek iş olarak başladılar, 20 tonluk üretime ulaştılar
Dünya
Cerablus'a dönüşler sürüyor

Hava Durumu

10°
Detaylı Hava Raporu