Cumhuriyet gazetesinde neler oluyor?

Cumhuriyet gazetesinde neler oluyor?

  • 09 Temmuz 2016 13:20


Bir haftadır Cumhuriyet’te neler oluyor, merakla izliyorum.

Emin olun..

MİT kontrolündeki, Suriyeli muhtaçlara yardım götüren TIR’lar ile ilgili yazılan çizilenler, çok daha ayrıntılı, çok daha şeffaftı..

Cumhuriyet’te yaşananlar ile ilgili açıklananlar ise, çok daha az.. Bilinenler çok daha sınırlı...

Mesela ben merak ediyorum, Cumhuriyet’te Doğan Satmış, niye satıldı?

Satmış’ın kendisine gerekçeyi sormuşlar, o da şöyle cevap vermiş: 

“Geçen yıl Türk Hava Yolları’yla ilgili yazdığım bir köşe yazısı olduğunu söylediler. O yazıda THY’yi övdüğüm gerekçesiyle rahatsızlık duymuşlar. Ancak o köşe yazısı bir övgü yazısı değil. Açıkçası abuk sabuk gerekçelerle işime son verdiler.”

Muhabbete bakın..

THY dünya devi bir şirket.

Siz o şirketi övseniz ne yazar, övmeseniz ne yazar!

Ama ideoloji öyle bir gözlerini perdelemiş ki..

Dünya devi şirket lehine olabilecek bazı bilgiler bile.

Adamlarda kavga konusu olmuş..

O kadar büyük bir kavga konusu ki..

Muhatabı da şunu söylemek zorunda kalıyor: “Tövbe tövbe.. Ben THY’yi övmedim.. Yemin ederim ki övmedim!”

Satmış hemen ardından, daha başka satışların da müjdesini veriyor: “Bunun devamı da gelebilir. Yönetim, ‘Can Dündar kalsın ama ekibini tasfiye edelim’ gibi bir mantık içinde ve bu tasfiyenin ilk halkası da ben oldum..”

Şaşırıyorsunuz değil mi?

Bu arkadaşlar, sabah-akşam başımızda boza pişirip, “Gazetecilik yapıyoruz. Gazetecilik ilkeleri ile hareket ediyoruz. Gerçekleri yazıyoruz. Gerçek bir tanedir..” demiyorlar mıydı?

Önlerine gelen haberleri, okuyucuya tüm netliği ile, objektif olarak aktarmakla görevli, ilkeli, dürüst  meslek mensupları değiller miydi?

Şimdi, “THY’yi övdü” diye, bir arkadaşlarına, niye kapıyı gösteriyorlar?

Demek ki..

Bu arkadaşların lügatında..

“Gazetecilik..”

Anlattıkları “anlam”da değil..

Başka “anlam”da bir meslek imiş!

Ardından, gazete yönetimi açıklama yapıyor, gerekçeyi üstü kapalı olarak açıklıyor: 

“Cumhuriyet gazetesi yayın ilkelerinin ve İcra Kurulu’nun bu yönde aldığı somut kararın ağır bir biçimde ihlal edilmesidir.”

Peki bu “ağır ihlal” nedir diye soruşturuyoruz.

İlk aşamada, “Devlet sırrı. Açıklayamayız” der gibi, kaçıyorlar..

Görüyor musunuz?..

Koskoca Türkiye Cumhuriyeti’nin devlet sırrı olamaz ama.

Üç kuruşluk Cumhuriyet gazetesinin, “sırrı” olabilirmiş!

Ve dolayısı ile, her şey öyle “kamuoyuna açıklanamaz”mış.

Ardından tartışmalar devam etti.

Yönetimden, Doğan Satmış’ın işten çıkarılması ile ilgili olarak şu açıklama geldi: “Ticari firmaların tüm masrafları karşılayarak, sponsorlu yurt dışı gezi ve turlarına bir gazete yöneticisinin katılıp, ardından -bir tür kefaret ödermişcesine- gizli reklam niteliğinde ya da geziyi organize eden firmanın istediği doğrultuda ve görünüşte haber formatında yayım yapılmasıdır. Doğan Satmış’ın iş sözleşmesinin feshinin ardındaki esas neden bu durumdur.”

Vay vay vay..

Ne diyor bunlar yaa!

“Gazetecilik.. İlke.. Etik.. Habercilik..” diyenler..

Midemizi bulandıracak ilişkileri deşifre edip, adeta kendi içlerindeki pisliği, kusuyorlar!

Ticari bir firma, Cumhuriyet gazetesinin yöneticisinin masraflarını karşılıyor..

Gazeteci sıfatlı kişi de, kefaret ödercesine, gizli reklam niteliğinde cumhuriyet gazetesinde haber formatında yayın yapıyor.

Bunu ben iddia etmiyorum..

Cumhuriyet gazetesinin kendi yönetimi bu itirafı yapıyor. 

“Bir ihlal olmuş. Gazete yönetimi de, hemen gerekeni yapmış, ne güzel” diyecekler çıkabilir..

Ama acele etmeyin..

Doğan Satmış’ın da cevabını bir okuyalım:

“Gazete dışında bilen yok ama Cumhuriyet’ten tam 5 kişi Fransa’daki Avrupa Şampiyonasını izlemek için davet edildi ve izin alıp gitti. Bunların 3’ü künyede adları yer alan müdürlerdi. Bunların hiç birine dokunmayıp beni isten çıkarmak tamamen Akın Atalay’ın fırsatçılığıdır.”

İşe bakın..

Gazete yönetiminin, gizli reklam suçlaması.. 

“Kefaret gibi” denilen, gizli reklam niteliğinde, haber formatındaki yayında failler bir değil.. 5 kişi imiş.

Ama daha ilginci..

“Gazete dışında bilen yok”muş..

Doğan Bey de, gazete yönetimi tarafından satılmasına rağmen..

O 5 kişiyi açıklamazmış!

5 kişi açıklanmaz ama..

5 kişi devlet sırrı gibi saklanır ama..

80 milyonluk Türkiye Cumhuriyeti’ne, hesap sorulur: “Ne demek ‘Devlet sırrı..’ Sır diye bir şey olamaz!”

Ardından bir istifa daha geliyor..

Can Dündar’ın yardımcısı Tahir Özyurtseven görevinden ayrılıyor..

Can Dündar’ın da..

Klasik olduğu üzere..

“Kitap çalışması” gerekçesi ile..

Uzun bir tatile çıktığı açıklanıyor..

Dönüşte aynı göreve devam edeceği belirtiliyor..

Tabii yerseniz..

Tam bu noktada..

Ben yine merak ediyorum..

MİT TIR’larının altını üstüne çevirenler..

“Üst tarafta ilaç kolileri vardı ama.. Altında da şu vardı, bu vardı. Hepsi açıklanmalı” diyerek, şeffaflık çağrısında bulunanlar..

Şimdi Cumhuriyet gazetesinin yönetiminde neler oluyor, şeffaf şekilde açıklayamıyorlar..

Birini açıklıyor, üçünü saklıyorlar..

Doğan Satmış atılıyor..

Can Dündar’dan tek kelime gelmiyor.

Tahir Özyurtseven istifa ediyor.

Can Dündar üç maymunu oynuyor..

Gazetede üst düzey 6 yöneticinin daha ayrıldığı iddia ediliyor..

Can Dündar yine, “Biraz dinleneceğim” diyerek, konunun üstünü örtmeye çalışıyor.

Görüyorsunuz değil mi.. MİT TIR’larında ne olduğunun mutlaka açıklanması gerektiğini iddia edenler..

Şu an Cumhuriyet gazetesinde neler oluyor, onu bile şeffaf şekilde anlatamıyorlar..

Gazeteci imişler!

Yesinler sizin gazeteciliğinizi..

Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

  • UYARI: T.C. kanunlarına uymayan, konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, inançlara saldıran, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Gündem
3 komutan DAEŞ'den ayrılıp muhaliflere katıldı
Türkiye
Düğünde dolara izin yok
Dünya
Suriyeliler de dolara karşı harekete geçti

Hava Durumu

Detaylı Hava Raporu