Tek Parti CHP’si, az kalsın Topkapı Sarayı’nın hazinelerini satacaktı

Tek Parti CHP’si, az kalsın Topkapı Sarayı’nın hazinelerini satacaktı


1927 senesinde bu ülkede inanılmaz bir hadise yaşandı. Sultan Vahideddin Han’ın memleketten zorla çıkartıldığı zaman bile elini sürmediği ve milletin emaneti olarak gördüğü 500 senelik Osmanlı hazinesi, bugün Topkapı Sarayı’nda başta Kaşıkçı Elması olmak üzere çok az bir kısmı sergilenen o muhteşem hazine açık arttırma yoluyla yok pahasına Fransızlara satılacaktı. İnanılmaz bir cümle değil mi? Ama gerçek… 

Yine o yıllarda altında Atatürk’ün de imzasının bulunduğu bir Bakanlar Kurulu kararı ile Yıldız Sarayı’nın bazı bölümleri kumarhane yapılmıştı ve kumarhane işletmecisi Serra, zengin müşteri bulabilmek için yine İtalyan hükümetinin desteği ile alışılmadık bir usul denedi. Bol paralı kumarbazları o senelerde yeni yaygınlaşan yolcu uçakları ile İstanbul’a bedava taşıdı, yani Türkiye’nin ilk kumar turlarını başlattı! Brindizi’de ve Atina’da şanslarını deneyen kumarbazlar uçakla İstanbul’a getiriliyor, İstanbul’dan da Rodos’a götürülüyorlardı...

Serra, derken işi daha da büyüttü, Yıldız’da kumarhanenin yanında dans salonları, tenis kortları, binicilik sahaları ve golf klübü açmaya heveslendi, üstelik o tarihten on küsur sene önce yanmış olan enkaz halindeki Çırağan Sarayı’nı da otele dönüştürmeye çalıştı.

İşte bu alçaklığın sürdüğü ve çılgınlar gibi kumarların hilafet saraylarında oynandığı günlerde az kalsın, az kalsın koca Osmanlı hazinesi Fransız gavurlarına satılacaktı 

FRANSIZLAR NEYSE Kİ “HAYIR!” DEDİLER DE TOPKAPI’NIN HAZİNELERİ ELİMİZDE KALDI

Girişimle ilgili sözünü ettiğim belgeler bugün Fransız Dışişleri Bakanlığı Arşivi’ndedir ve hadiseyi bu belgelere dayanarak naklediyorum: Paris’in önde gelen mücevher şirketlerinden Rozanes, 1927 ilkbaharında Türkiye’nin Paris Büyükelçisi Fethi Bey’den yazılı bir teklif alır: Büyükelçi “İstanbul saraylarında padişahlar zamanından kalan mücevherleri satmak istiyoruz. Bu satıştan elde edilecek gelir memleketin kalkınmasına sarf edilecek. Lutfen en iyi uzmanlarınızdan birini mücevherlerin değer tesbitini yapması için Türkiye’ye gönderin” demektedir.

Sultan Abdülhamid’in otuz küsur sene boyunca kullandığı Yıldız Sarayı da yine aynı düşünce ile o günlerde zaten kumarhane hâline getirilmiştir! Paris’teki şirketin sahibi Mösyö Rozanes, hemen Robert Linzeler adında bir uzmanı Türkiye’ye gönderir ama tekliften Fransız Dışişleri Bakanlığı’nı da haberdar eder: Bakanlığa “Bu işin siyasî boyutu olabilir. Biz mücevherlerin kaç para edeceğini hesaplarken siz de lutfen meselenin o tarafıyla alâkadar olun” der. 

İstanbul’daki maslahatgüzar Brugere ile Paris arasında mücevherler konusunda yazışmalar yapılır. Topkapı Sarayı’nda mücevherleri incelemeye başlayan Linzeler ise hazinenin değeri hakkındaki ilk tahminini yapar: Topkapı’nın mücevherleri, Avrupa’da mezata konmaları halinde en az 300 milyon Frank edeceklerdir. Paris, artık ellerini ovuşturmaktadır ve yazışmalarda “Rus Çarı’nın hazinelerini İngilizlere kaptırmıştık ama Türk hazineleri bize kalacak. Bu işten iyi para götüreceğiz” gibisinden ifadeler yer almaktadır. 

Her şey tamamlanır, Fransız şirketi ile Türk Hükümeti mücevherlerin mezatla satılması konusunda anlaşmaya varırlar ve sıra mezatın yapılmasına gelir. Fransa hazırlanacak katalog için Türkiye’den mücevherlerin kime ait olduğunu ve kimin adı ile satışa konacaklarını sorar. Ama, Paris’teki Türk Büyükelçisi Fethi Bey “Bunlar padişahlara, çoğu da İkinci Abdülhamid’e aittir” cevabını verince işler karışır. Fransızlar arasında yeniden bir yazışma trafiği başlar. Dışişleri Bakanlığı bu defa “Abdülhamid’in vârisleri bizi dava etmeye kalkarlar, davayı kazanırlar ve bütün para elimizden gider. Bir yol bulmalıyız” demektedir. 

Düşünülür taşınılır ama çözüm bir türlü bulunamaz. Paris satış konusundaki her adımın Abdülhamid veresesinin haklarını ihlâl edeceğini fark etmiştir. Ankara’ya 1928’in yaz aylarında gönderilen son mesajda, “Biz bu işten vazgeçiyoruz, siz de vazgeçin. Zira satış yapıldığı takdirde padişahların vârisleri mahkemeye gidip her şeye elkoydururlar” diye yazmaktadırlar...

Allah’a şükürler olsun ki, Dolmabahçe ve Topkapı Sarayları’ndaki mücevherlerin bugün hâlâ elimizde olmasını Fransa’nın işte bu cevabına borçluyuz. Topkapı Sarayı’ndaki hazinenin satışı ile ilgili bütün ayrıntıları öğrenmek isterseniz ve imkânınız varsa, Fransız Dışişleri Bakanlığı Arşivi’nin “Levant” kısmında E.349’dan sonraki seriyi, özellikle de 171 ile 178 arasındaki belgeleri iyice gözden geçirebilirsiniz. 

 

Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

  • UYARI: T.C. kanunlarına uymayan, konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, inançlara saldıran, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Gündem
3 komutan DAEŞ'den ayrılıp muhaliflere katıldı
Türkiye
Düğünde dolara izin yok
Dünya
Suriyeliler de dolara karşı harekete geçti

Hava Durumu

10°
Detaylı Hava Raporu