O Kur’an-ı Kerim Türkiye’de....

O Kur’an-ı Kerim Türkiye’de....

  • 22 Mayıs 2016 10:22


Akademisyen Nilgün Şensoy, tutkulu bir koleksiyoner. Aileden kalan mirası koleksiyonu için harcayan Şensoy’un elinde şu anda tüm dünyanın peşinde olduğu Timur Han’ın Kur’an-ı Kerim’i de bulunuyor. 1 milyon dolara aldığı eserin piyasa değerinin şimdi yarım milyar dolar olduğu konuşuluyor.

Dünyanın peşinde koştuğu Timur Han'ın okuyunca Müslüman olduğu O Kur'an-ı Kerim Türkiye'de...

Nilgün Şensoy, antika ve sanata olan tutkusu ile tanınıyor. Türk ve yabancı koleksiyonerlere sanat danışmanlığı da yapan Şensoy aynı zamanda Mimar Sinan Üniversitesi'nde akademisyen olarak görev yapıyor. Neredeyse tüm hayatını müzeler ve müzayedeler arasında mekik dokuyarak geçirmiş. Nice antika onun elinde hayat bulmuş, nicesinin de yolu onun koleksiyonundan geçmiş. Dünyanın farklı köşelerinden toplanan, paha biçilmez eserlerden oluşan koleksiyonları bir araya getiren Şensoy için, Timur Han ve Sultan I. Ahmet Han'a ait iki Kur'an-ı Kerim'in yeri bambaşka... Tüm dünyanın peşinde olan bu paha biçilmez eserler şimdi Türkiye'de onun koruması altında. Çok ciddi güvenlik önlemleri altında muhafaza edilen Kur'an-ı Kerim'leri Şensoy bile birçok prosedürü aşarak görebiliyor. Şensoy koleksiyonerlik serüvenini ve paha biçilmez Kur'anları nasıl aldığını SABAH Pazar'a anlattı...

- Koleksiyonerliğe ilginiz nasıl başladı?
- Babam, akademiden en genç profesör unvanını alan yüksek mimar Prof. Hamdi Şensoy'dur. Tabii uluslararası kaç müsabaka kazandığını ben bile artık hesaplayamıyorum. Ağabeyim Sinan Şensoy da akademide endüstri tasarımı ve iç mimarlık bölümlerini aynı anda bitirip, ödül almış bir isim. Çocuk yaştan beri böyle bir ailede büyüdüğünüz zaman bütün çevreniz sanat camiasından oluşuyor. Zamanında Abdülhamit'in attığı bütün koltuklar ve havyarlıklar annemdeydi, kendisi müzayededen almış ama annemin koleksiyonunu yengem sahiplenmişti. Yengem, İlkçağ tarihçisi ve koleksiyonerdi. Kendisi çok gençti ve çok da şık giyinirdi; "Ben de yengemin yanında yer alayım" diye hayaller kurardım ve yavaş yavaş yer aldım. Yengemle birlikte 15 yaşımdayken bir Kıbrıs seyahati yaptık; Sarı Karınca diye bir antikacıda başlayan serüvenim, bugünlere kadar sürdü.

- Akademisyen bir ailenin kızı olarak, siz eğitiminizi ne üzerine yaptınız?
- Saint Benoit Fransız Kız Lisesi'ni bitirdikten sonra babama söz verdiğim için Mimar Sinan Üniversitesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü'ne girebildim. Altı ana branşı uygulamalı olarak öğrendik; hat, tezhip, minyatür, çini, cilt, halı-kilim yapabiliyorum. Ardından halı-kilim üzerine de yüksek lisans yaptım ve birincilikle bitirdim. Dört kitap yazdım. Yapı olarak savaşçı bir ruha sahibim.

- Varlıklı aile derken, neyi kastediyorsunuz?
- Anne tarafından Arnavutluk'tan Kral I. Zog'un torunuyuz, oldukça güçlü bir anaerkil aileye sahibiz. Swissotel'den Maçka Owtel'ine kadar her yer aileme aitti ve annemin çok büyük bir mücevher koleksiyonu vardı. Ben de kız çocuğu olduğum için bütün o koleksiyon ve pırlantalar bana kaldı. Eser almak gerektiği zaman o koleksiyonları nakde dönüştürdüm.

- Koleksiyonerliğe, babanızın ekonomik gücü sayesinde başlamadınız mı?
- Babam 1987'de Türkiye'nin en büyük maden, taş ve mermer ocakları üzerine Matüsan adında bir şirket kurmuştu. Orada çalışmaya başladım. Tabii çalışma koşulları bir bayan için çok zordu ve abimle aynı işte çalışamayacağımı anlayınca bıraktım. Sonra antika üzerine kendi şirketimi kurdum ve koleksiyonlarım çok büyüdü. Evim için aldığım antikaları müzayedelere koyuyordum, sonra bu iş çığırından çıkmaya başladı. Büyükannem ve annemden kalan mücevherleri de sattım. Bu mücevherler bazen bir apartman fiyatı oluyor.

- Koleksiyonerliğe ilk olarak hangi ürünleri alarak başladınız?
- Taş opalinler toplayarak başladım, sonra antika mobilyalara geçtim ama büyümeyi ferman toplayarak yaşadım. Padişah fermanlarında herkes Ayşegül Nadir'i bilir ama en büyük koleksiyon bendeydi.

- Bugüne kadar koleksiyonlarınıza yurt dışından en büyük ilgiyi kim gösterdi?
- Paris'te, sahibi Yahudi olan Gallery Lafayette bana sponsor olmuştu, tam 400 bin dolar. Ferman koleksiyonumu istediler ve ne dediler biliyor musunuz? "Öyle bir sergi olacak ki, sadece randevuyla girilecek." O süre içerisinde Beyzade Osman'ı, bütün emirleri, şeyhleri, prensesleri orada tanıdım ve insanlara çok paralar kazandırdım.

- Hiç zarara uğradığınız oldu mu?
- Bu işte çok fazla kazık da yedim. Çünkü herkesi kendiniz gibi sanıyorsunuz. Şimdi bir hayalim var. Kaz Dağları'nda 2 bin 500 anne ve çocuğa; barınma alanı, anneleri yetiştirme yeri ve okul yaptırmak istiyorum.

ANNEM VARLIKLIYDI AMA CUMARTESİ PAZARINA GİDERDİ
- Lüks bir hayatınız mı var? 
- Çok şükür ekonomik kaygım yok. Çünkü hiçbir şey yapmasam bile aldığım kiralarla geçinirim. Zaten para yeme sanatını çok iyi bilirim ama eskisine göre lüks bir hayatım yok. Çünkü gün geçtikçe yardım işlerini daha çoğaltıyorum.

- Bu biraz günah çıkarmak gibi mi, bir şeylerden pişmanlıklarınız mı var?
- Hayır, tamamen annemden dolayı... Son derece varlıklı bir kadındı ama varlıklı olduğunu hiç anlamadım. Çünkü cumartesi pazarından gecelik alırdı, hatta defolu olanı tercih ederdi. Ama ölümünden sonra birçok insan bana ulaştı. "Annen şu okulları yaptırdı, bu kız yurdunu yaptı, şu kadar çocuğu okutuyor, bu kadar aileye bakıyor... İstese çok müthiş bir hayat yaşardı ama anneniz sadece ailesiyle ve yaptığı yardımlarla mutlu olmayı tercih etti" dediler. Bu bana çok büyük ders oldu ve annemin ölümünden bu yana inanılmaz değiştim. Şatafatlı hayatı, annemin ölümünden sonra yaşamıyorum. Çünkü artık benim de bakmam gereken çok sayıda çocuğum var.

- Cemiyet hayatı dediğimiz sosyete dünyasından da çok tanıdığınız insan var. Onlarla ilişkileriniz nasıl?
- Benim kadın arkadaşlarım çok yoktur, sadece birkaç tane dostum dediğim insan var. Çünkü kadınlar; "Ne çanta aldın, nerede ne yaptın, hangi restorana gittin ya da hangi saati aldın" derler. Ben de onları mutlu etmek için vitrinimi yapıyorum. Onların yanından eve dönerken, daha asansörde saatimi çıkarmaya başlarım, çantayı bir kenara atarım ve evde uzun ev elbiseleri giyerim. O zaman benden mutlusu olmaz.

O KUR'AN-I KERİM'LERİN SAHİBİ DEĞİL, KİRACISIYIM
- Özellikle el yazması olan tarihi Kur'an-ı Kerim'lere karşı özel bir ilginiz var, değil mi?
- Çok büyük bir tutkuyla bağlıyım, çünkü bir Kur'an-ı Kerim'in nasıl yazıldığını biliyorum. Şimdi 250 bin dolar vereyim, bakalım yazabilen çıkacak mı? Tezhibini yapan olamaz. Allah, çok değerli Kur'an-ı Kerim'lere sahip olma yetisini bana verdi, bundan güzel bir şey var mı? Artık kendi içimdeki tekâmülümü görüyorum. Fatih Sultan Mehmed'in en büyük hattatı Yahya Sufi tarafından yazılmış ve Sultan I. Ahmed Han'a hediye edilen dev rahle Kur'an-ı Kerim de bende. Fransa Devlet Müzesi olan Louvre'da İslam eserlerinin başındaki Marthe Bernus Taylor beni bir adamla tanıştırdı. Adam daha eseri görmeden 2 milyon pound teklif etti ama kabul etmedim. Teklifi 7,5 milyon pound'a kadar çıktı, yine de satmadım.

- 1993 yılında koleksiyonunuza kattığınız çok önemli bir Kur'an-ı Kerim varmış ve çok uçuk fiyatlara onu sizden almak istemişler. Bu Kur'an-ı Kerim'in hikâyesi nedir? 
- "Dedemden bir Kur'an-ı Kerim kaldı" diyerek bir çocuk geldi. Aldık ve bilirkişilere gösterdik, hocalar üç gün gözyaşlarını tutamadı. Meğer Timur Han'ın Kur'an-ı Kerim'iymiş. Şu an da bütün dünyanın peşinde olduğu tek Kur'an-ı Kerim diyebiliriz. Timur Han, zamanında İran'a gidiyor. Tabii o zamanlar İslam ile alakası yok ama "Timur Han yazma eserlere çok değer veriyor" diyerek, Sultan Ali kendisine bir Kur'an-ı Kerim yazıyor ve Timur Han onu okuduktan sonra Müslüman oluyor. Zaten üzerinde kendi yazdığı notlar var. Louvre Müzesi'nden Marthe Bernus Taylor; "Hıristiyanlık âlemi için Mona Lisa tablosu ne kadar değerliyse, Timur Han'dan kalan bu Kur'an-ı Kerim de İslam âleminde o kadar değerli" demişti. Ben de bu eserin kiracısı oldum. Bakın 'sahibiyim' diyemiyorum.

- Timur Han'dan kalan bu Kur'an-ı Kerim'i nasıl satın aldınız? 
- Ne Sakıp Sabancı, ne Sevgi Gönül, ne de Erdoğan Demirören gibi büyük koleksiyonerler bu Kur'an-ı Kerim'i almamış. Tam ben alacakken, yurt dışına kaçırıldı ve fiyatı da 90 binden, 1 milyon dolara çıktı. "Baba ölümü öp; ben şirketten feragat ediyorum. Bu Kur'an-ı Kerim'i almam lazım" diye kendimi yerden yere attım. Sonunda 1 milyon dolara aldık. Vaniköy Villaları'nın en büyükleri de 270 bin dolardı. 800 dolara kirada oturuyordum.

- Bütün dünyanın peşinde olduğu tek Kur'an-ı Kerim için yine de makul bir rakam değil mi?
- Londra'da Christie's Müzayede Evi'ne girerseniz, orada Timur Han bölümü vardır ve içeride muhafızlar bulunur. Çünkü fiyatlar uçuktur ve Timur Han dönemi İslam sanatında en iyi dönemdir. O zamanlar Islamic Art'ın başında Deborah Freeman vardı. Bir gün beni aradı "Seninle şu Kur'an-ı Kerim ile ilgili konuşmam lazım" dedi. Benim düştüğüm duruma bakın; yanımda babam var, yani satın alırken parayı ödeyen kişi. Deborah orada bana "Üzgünüm ama asıl değeri 50 bin dolar" da diyebilir. Ne dese beğenirsiniz; "Özel bir müzayede yapılacak ve şu an dünyada 11 alıcı var. Açılış rakamı da 250 milyon dolar" dedi. O dönemde, sağlı-sollu Boğaz'daki bütün yalıları alırdım. Tabii ailem şok geçirdi. Ama ertesi gün, benden hiç kimse alamasın diye gittim İslam Eserleri Müzesi'ne kaydettirdim.

KİMSE SİGORTA EDEMEDİ
- İslam Eserleri Müzesi'ne kaydettirince ne oluyor?
- Çocuğum bile evlenip, kocasıyla yurt dışında satar diye bu Kur'an-ı Kerim'leri İslam Eserleri Müzesi'ne kaydettirdim. Müzeye kaydettirdiğiniz zaman fiyatı 300'de 1'e iniyor ve yurt dışına çıkışı yasaklanıyor. Ben bunu bile göze aldım. Bu arada, Türkiye'deki hiçbir şirket bu Kur'an-ı Kerim'leri sigorta yapamadı, sadece İsviçre'de Fine Arts Insurance tarafından sigorta yapıldı ve çok özel bir koruma altına alındı.

- Ne şekilde korunuyor?
- Görmek istediğim zaman bildiriyorum; korumalar gönderiliyor, hangi arabayla nereden nereye gideceğimizi planlıyorlar. Öyle elimi kolumu sallayarak ben de görmeye gidemiyorum. Kur'an-ı Kerim'lerin ikisi de aynı şekilde korunuyor.

- Sizden başka gören olmadı mı? 
- Cumhurbaşkanlarımızdan Abdullah Gül Beyefendi görmek istemişti ve kendisini götürdüm, gösterdim. Çok etkilendi...

- Sanırım sizi kaçırmaya da teşebbüs etmişler... 
- Tanımadığım bir bey defalarca ofise geldi, antika mobilyalarla döşemem için bir köşk göstermeye beni adaya götürmek istiyor. O an ağabeyim geldi ve adamın niyetini anladı. Adam da "Arabadan bir şey alıp, size göstermek istiyorum" diyerek kaçtı, bir daha da karşımıza çıkmadı.

OĞUZHAN TORACI.

Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

  • UYARI: T.C. kanunlarına uymayan, konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, inançlara saldıran, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Gündem
3 komutan DAEŞ'den ayrılıp muhaliflere katıldı
Türkiye
Düğünde dolara izin yok
Dünya
Suriyeliler de dolara karşı harekete geçti

Hava Durumu

Detaylı Hava Raporu