AYM’de 12 yanlış 3 doğruyu boğmuş

AYM’de 12 yanlış 3 doğruyu boğmuş


Casusluk suçundan hapiste olan Can Dündar ve Erdem Gül’ün tahliye edilmesini sağlayan Anayasa Mahkemesi’nin 12 üyesinin hukuk cinayetinin altında, terör örgütü üyeliği ve örgüte yardım ilişkisini görmezden gelmesinin yattığı iddia ediliyor.

Anayasa Mahkemesi (AYM)’nin Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ve Ankara Temsilcisi Erdem Gül ile ilgili ihlal kararının gerekçesi açıklandı. Gerekçede; tutuklama için kuvvetli delil olmadığı öne sürülerek, “casusluk” faaliyetinden dolayı tutuklananların ifade ve basın özgürlüğüne müdahale edildiği iddia edildi. 

MAHKEME AYDINLIK’I ÖNE SÜRDÜ

Anayasa Mahkemesi’nin internet sitesinden duyurulan gerekçede, 19 Ocak 2014’te Adana’da silah yüklü olduğu iddiası ile bazı TIR’ların durdurularak arandığı, TIR’ların durdurulması ve aranmasına ilişkin olaylar ile TIR’larda taşınan malzemelerin ne olduğu ve nereye götürüldüğünün kamuoyunda uzun süre tartışma konusu olduğu anlatıldı. Bu kapsamda Aydınlık Gazetesi’nin 21 Ocak 2014 tarihli nüshasında yayımlanan haberde, TIR’larda silah ve mühimmat olduğu iddiasına ve buna ilişkin bir fotoğrafa yer verildiği belirtilen gerekçede, bu yayından yaklaşık 16 ay sonra Cumhuriyet Gazetesi’nin 29 Mayıs 2015 tarihli nüshasında Can Dündar tarafından Adana’da durdurulan ve aranan TIR’larla ilgili, TIR’larda bulunduğu iddia edilen silah ve mühimmata ilişkin fotoğraf ve bilgilere yer verildiği aktarıldı.     

“TAKDİR AYM’YE AİT”

Gerekçede; başvurucuların, tutuklama kararının kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı ile ifade ve basın özgürlüklerini ihlal ettiğini ileri sürdüğü kaydedildi. Adalet Bakanlığı’nın görüşünde ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiği iddialarına ilişkin olarak, başvurucular hakkında soruşturmanın halen devam ettiği, bireysel başvuruda bulunabilmek için başvuru yollarının tüketilmiş olması gerektiğinin bildirildiği aktarıldı. Bu konuda “olağan kanun yollarının tüketilip tüketilmediği hususunda takdirin Anayasa Mahkemesi’ne ait olduğunu” belirttiği ifade edildi.              

“KUVVETLİ BELİRTİ ŞARTI’’

Kararda şu ifadelere yer verildi: “Bu bağlamda kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılması için suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtinin olması tutuklama tedbirinin uygulanabilmesi için yeterli değildir. Tutuklama tedbiri somut olayın koşulları altında ‘gerekli’ de olmalıdır. Bu, Anayasa’nın 13. maddesinde düzenlenen temel hak ve özgürlüklerin sınırlanması ölçütleri arasında sayılan ‘ölçülülük’ ilkesinin unsurlarından biri olan ‘gereklilik’ unsurunun da bir sonucudur. Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edilip edilmediğine ilişkin anayasal denetimin, öncelikle Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında tutuklama tedbirine başvurmanın zorunlu koşulları arasında sayılan suçun işlendiğine dair ‘kuvvetli belirti’ bulunup bulunmadığı hususunda yapılması gerekir…”

‘’SOMUT DELİLDEN BAHSEDİLMEMİŞ’’

TIR’ları konu alan iki haberin Cumhuriyet Gazetesi’nde yayımlanması olduğu belirtilen gerekçede, şu değerlendirmelere yer verildi: “Tutuklama kararlarında isnat edilen suçlara ilişkin olarak mevcut delil durumunun tutuklama için yeterli olduğu belirtilmiş ise de anılan haberler dışında somut herhangi bir delilden bahsedilmemiştir. Başvurucular, başvuru konusu haberlerde yer alan fotoğrafları ve bilgileri ‘silahlı terör örgütüne üye olmaksızın bilerek ve isteyerek yardım etme’ amacıyla yayımlamak ve ‘siyasal veya askeri casusluk maksadıyla’ temin etmek ve açıklamakla suçlanmışlar ve tutuklanmışlardır. Ancak tutuklama kararının gerekçesinde söz konusu haberlerin ‘siyasal veya askeri casusluk maksadıyla’ yayımlandığına ilişkin kuvvetli suç şüphesine başvuruculara isnat edilebilecek hangi somut olgulardan hareketle ulaşıldığı açıklanmamıştır.”

3 ÜYE UYARMIŞTI

Anayasa Mahkemesi’nin Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ve Ankara Temsilcisi Erdem Gül hakkında verdiği “hak ihlali” kararı gerekçesinin açıklanmasının ardından, çoğunluk görüşüne katılmayan Anayasa Mahkemesi üyeleri Hicabi Dursun, Kadir Özkaya ve Rıdvan Güleç, ayrı ayrı karşı oy yazısı yazdı.

Dursun: “basit bir haber değil”

Hicabi Dursun, karşı oy gerekçesinde, kamuoyunda “MİT TIR’ları” olarak adlandırılan olaylarla ilgili açılan soruşturmalar ve devam eden yargılamaların, daha önce haber yapılmış bir hususun yeniden haber yapılması gibi basit bir durum olmadığını ortaya koyduğunu belirtti.

Tutuklama konusu olayların ve buna ilişkin delillerin, yargılama makamlarının olayları değerlendirme biçimleriyle ele alınması gerektiğini de vurgulayan Dursun, şöyle devam etti:

“Olayların başlangıç noktası olan ve kamuoyunda “MİT TIR’ları” soruşturması olarak bilinen yargılama süreci, ülkenin Suriye sınırında yaşanan ve halen güncelliğini koruyan dış politika dengesi ve bununla doğrudan ilgili olan haber konusu olayların soruşturma dosyaları ile ilgili kısıtlama kararı verilmiş olması, kısıtlama kararından başvurucuların haberdar olduklarının kendi beyanları ile sabit olması, haberin veriliş zamanı ve içeriğindeki ifadeler gibi hususlar, tutuklamaya konu haberin niteliğinin belirlenmesinde etkili olacaktır. Bu tespitler ve ‘milli güvenlik’ sınırlama ölçütü karşısında, başvurucuların iddiaları değerlendirilirken, 16 ay sonra ikinci kez yayınlanan ve tutuklamaya konu olan haberin, basın özgürlüğü kapsamında korunması gereken bir ifade biçimi olduğu sonucuna varılmasını sağlayan incelemenin, yeterli irdelemeleri bünyesinde barındıran bir inceleme olduğu söylenemez. Açıklanan nedenlerle başvurucuların kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı ile ifade ve basın özgürlüğünün ihlal edilmediğine karar verilmesi gerektiği kanaatine vardığımdan aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.”

Güleç: FETÖ’nün amaçları doğrultusunda yürütülen bir faaliyet

Çoğunluk görüşüne katılmayan üye Rıdvan Güleç de karşı oy yazısında, başvurucuların basın ve düşünceyi yayma haklarının da ihlal edildiğini ileri sürmelerinin, prematüre (şartları oluşmamış) bir yaklaşım olduğunu belirtti.

Başvurucular hakkındaki tutuklama kararlarının gerekçesinde, gazete ve internet sitesinde yer alan haber ve görüntülerin gazetecilik faaliyeti kapsamında, kamunun haber alma özgürlüğünden çok, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün amaçları doğrultusunda yürütülen bir faaliyet olduğunun iddia edildiğini aktaran Güleç, şöyle devam etti:  “Bu iddia karşısında somut başvuruyu ilk tutuklamaya itiraz dışında, basın ve ifade özgürlüğü kapsamında ele almanın, yürütülmekte olan kovuşturmayı etkileme, delillerin değerlendirilmesinde mahkemenin takdir yetkisini daraltma sonucuna yol açabileceği düşünülmektedir. Başvuruculara isnat edilen eylemlerin suç oluşturup oluşturmadığı, basın ve ifade hürriyeti kapsamında yürütülen gazetecilik faaliyeti sayılıp sayılamayacağı, yapılacak yargılama sonucunda toplanan delillere göre davaya bakan mahkemece belirlenebilir. Mahkemelerin takdir yetkisi kapsamında olan hususlarda Anayasa Mahkemesi’nin maddi vakıaya yönelik değerlendirmelerde bulunması mümkün değildir.”

Ceza soruşturmasında ilk tutuklamaya ilişkin kuralların Anayasa ve ilgili kanunlarda ayrıntılı düzenlendiğini hatırlatan Güleç, kişinin özgürlük ve güvenlik hakkının kısıtlanmasının ancak Anayasa kapsamında belirlenen durumlardan herhangi birinin varlığı halinde söz konusu olabileceğine işaret etti.

Bir kişinin tutuklanabilmesinin, öncelikli olarak suç işlediği hususunda kuvvetli belirti bulunmasına bağlı olduğunu hatırlatan Güleç, halen kovuşturması devam eden ve kamuoyunda MİT TIR’ları davası olarak bilinen davada, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensubu olduğu iddia edilen bazı kolluk görevlileri ve yargı mensuplarının, “silahlı terör örgütüne üye olma”, “devletin güvenliğine ve siyasal faaliyetlerine ilişkin bilgileri temin edip ifşa etme” ve “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya ve görevini yapmasını engellemeye teşebbüs” suçlarından tutuklandıklarını hatırlattı. Güleç, isnat edilen bu suçların, ceza hukukunda ve Anayasa koyucunun belirlediği ceza siyasetinde en ağır cezayı gerektiren suçlar kategorisinde yer aldığına işaret etti.

Güleç, “Hak ve özgürlükler açısından dünyanın en ileri sayılan demokrasilerinde bile milli güvenliğe ilişkin kaygılar söz konusu olduğunda bireylerin ve grupların temel hak ve özgürlüklerine yönelik belirli kısıtlamalar ve ölçülerin getirildiğinin görüleceğini kaydetti.

Haberin amacı devleti suçlu göstermek

Kadir Özkaya ise karşı oy gerekçesinde, çoğunluk görüşüne dayalı kararda, tutuklamanın hukukiliği, Anayasa’nın 19. maddesinin anlam ve kapsamı, ifade ve basın özgürlüklerine ilişkin genel ilkeler ile bu hakların sınırlandırma koşullarına ilişkin açıklamalara aynen katıldığını ancak, bu ilkelerin somut olaya uygulanması konusunda yapılan değerlendirmelere katılmadığını belirtti. “Milli güvenlik” konusunun, gerek Türk hukukunda gerek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde ve gerekse Amerikan hukukunda ifade özgürlüğünün özel bir görünümü olan basın özgürlüğünün sınırlandırma nedenlerinden birisi olduğunu kaydeden Özkaya, basın özgürlüğünün ulusal güvenlik nedeniyle sınırlandırılmasının devletin ve toplumun korunması kategorisi içerisinde bulunduğunu anlattı. Kadir Özkaya, karşı oy gerekçesinde şu değerlendirmelere yer verdi: “Somut olaya konu haberlerle, ülke içi toplumsal tartışmalara katkı sağlamaktan öte, haberin konusunun eskimesinin önlenerek özellikle uluslararası alanda sürekli gündemde tutulmasının ve bu suretle devletin dış politika alanındaki tercihlerinin zora sokulmak suretiyle milli güvenlik aleyhine yönlendirilmesinin, bir anlamda da devletin suçlu olarak gösterilmesinin amaçlanmış olabileceği, böylece de ‘FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün örgütsel amaçları doğrultusunda örgüte üye olmadan bilerek ve isteyerek yardım etmek’ fiilinin gerçekleşmiş olabileceği olasılığının (başvurucular hakkında açılacak/açılan davanın sonucundan bağımsız olarak) sulh ceza hakiminin ilk tutukluluğa ilişkin kanaatinin oluşmasında dikkate alınmış olabileceği gözetilmeden, başvuru konusu tutuklama tedbirinin gerekçesinin yetersizliği, bu tedbirin uygulanmasının neden gerekli olduğunun somut olayın özelliklerinden ve tutuklama gerekçelerinden anlaşılamadığı, tutuklama tedbiri aracılığıyla başvurucuların ifade ve basın özgürlüklerine müdahale edilmesinin hangi ‘zorlayıcı toplumsal ihtiyaç’tan kaynaklandığının ve milli güvenliğin korunması bakımından demokratik toplum düzeninde gerekli olduğunun somut olayın özelliklerinden ve tutuklama gerekçelerinden anlaşılamadığı yargısına varılması da eksik değerlendirmeyle varılan bir sonuç olarak ortaya çıkmış olmaktadır.” Başvurucularca yapılan itirazın ilk tutuklama kararına ilişkin olduğu hususu ile somut olay ve olgular gözetildiğinde, gerek tutuklama kararını veren mahkemenin kararında gerekse bu karara yapılan itirazı reddeden mahkemenin kararında, kuvvetli suç şüphesinin varlığına ilişkin olarak yeterli gerekçenin bulunduğunu savunan Özkaya, bu nedenle başvurucuların haklarının ihlal edilmediğini kaydetti.

Kaynak: Yeni Akit

Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

  • UYARI: T.C. kanunlarına uymayan, konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, inançlara saldıran, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Gündem
Asla Yalnız değilsin !!!
Türkiye
Ek iş olarak başladılar, 20 tonluk üretime ulaştılar
Dünya
Cerablus'a dönüşler sürüyor

Hava Durumu

Detaylı Hava Raporu