Suriyeli mültecilere karşı tavrımız nasıl olmalıdır?

Suriyeli mültecilere karşı tavrımız nasıl olmalıdır?


Irkçı, ulusalcı, Müslümanlara karşı alerji duyan ve şahsi menfaatini genelin menfaatine tercih eden art niyetli kimselerin gibi değil, komşu ve misafire nasıl davranması gerekiyorsa o şekilde davranmalıyız.

Suriyeliler her şeyden önce bizim din kardeşlerimizdir. İnsanların din kardeşlerine karşı yapması gereken müsamaha ve hoş görüyü Suriyeliler hakkında da göstermek zorundadır.

 “Müminler sadece kardeştirler. O halde ihtilaf eden kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki O’nun merhametine nail olasınız.” (Hucurat, 49/10) mealindeki ayette müminlerin kardeşliğine vurgu yapılmış ve ihtilaf durumunda aralarını bulmak onları barıştırmak müminlerin bir görevi olduğuna işaret edilmiştir.

 “Ey iman edenler, herhangi bir fâsık size bir haber getirecek olursa, onu iyice tahkik edin, doğruluğunu araştırın. Yoksa, gerçeği bilmeyerek, birtakım kimselere karşı fenalık edip sonra yaptığınıza pişman olursunuz.” (Hucurat, 49/6) mealindeki ayette ortada dolaşan yalan-yanlış haberlere, dedikodulara itibar edilmemesine dikkat çekilmiştir.

Suriyeliler bizim komşumuz ve misafirlerimizdir. Komşu ve misafire nasıl davranması gerektiğini şu hadis-i şeriflerden öğreniyoruz:

“Komşusunun aç olduğunu bildiği halde buna ihtimam göstermeden yatan bana iman etmiş değildir.” (Kenzu’l-Ummal, h.no: 24938)

“Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, komşusu eza ve cefasından emin olmadığı kimse cennete giremez.” (Kenzu’l-Ummal, h. no: 748)

“Allah’a ve ahiret gününe iman eden komşusuna ikramda bulunsun. Allah’a ve ahirete iman eden misafirine ikramda bulunsun. Allah’a ve ahirete iman eden hayır söylesin veya sussun.” (Kenzu’l-Ummal, h. no: 25607)

Irkçı, ulusalcı, Müslümanlara karşı alerji duyan ve şahsi menfaatini umumun menfaatine tercih eden garazgâr kimselerin dikkatle bakmaları gereken bir gerçeği seslendirelim.

Âdeta bir sineğin ısırmaması için, müdhiş yılanlara arka çevirip, sineğin ısırmasına karşı mukabele etmek gibi bir divanelikle; büyük ejderhalar hükmünde olan Avrupa'nın doymak bilmez hırslarını, pençelerini açtıkları bir zamanda, onlara ehemmiyet vermeyip belki manen onlara yardım edip, menfî unsuriyet fikriyle şark vilayetlerindeki vatandaşlara veya cenub tarafındaki (Türkiyenin güneyinde yer alan Arap ülkelerindeki) dindaşlara adavet besleyip onlara karşı cephe almak, çok zararları ve mehaliki ile beraber; o cenub efradları içinde düşman olarak yoktur ki, onlara karşı cephe alınsın. Cenubdan (Araplardan) gelen Kur'an nuru var, İslâmiyet ziyası gelmiş; o içimizde vardır ve her yerde bulunur.

İşte o dindaşlara adavet ise; dolayısıyla İslâmiyete, Kur'ana dokunur.İslâmiyet ve Kur'ana karşı adavet ise, bütün bu vatandaşların hayat-ı dünyeviye ve hayat-ı uhreviyesine bir nevi adavettir. Hamiyet namına hayat-ı içtimaiyeye hizmet edeyim diye, iki hayatın temel taşlarını harab etmek;hamiyet değil, hamakattır!” (Mektubat, 323)

(Sorularla İslâmiyet)

Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

  • UYARI: T.C. kanunlarına uymayan, konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, inançlara saldıran, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Gündem
Kılıçdaroğlu TBMM'de konuştu
Türkiye
Akdeniz'de deprem meydana geldi!
Dünya
Trump, Kuzey Dakota boru hattı projesini destekliyor

Hava Durumu

Detaylı Hava Raporu