Kim bu Pakraduniler ?

Kim bu Pakraduniler ?


Son bir aylık kavga gürültü, toz duman, fitne fesat, çatışma ile ilgili on binlerce haber, yorum, köşe yazısı yayınlandı. Bana inanmazsanız, internete bakın, rakamın daha da büyük olduğunu göreceksiniz.

Pakradunilerin Rolü Nedir?

Son bir aylık kavga gürültü, toz duman, fitne fesat, çatışma ile ilgili on binlerce haber, yorum, köşe yazısı yayınlandı. Bana inanmazsanız, internete bakın, rakamın daha da büyük olduğunu göreceksiniz.


Çok şey yazıldı, çok tezler, senaryolar üretildi ama en önemli kelime hiç kullanılmadı. Pakraduniler… Pakraduniler… Pakraduniler…

Üç kimlikli, sır içinde sır, gizli mi gizli, görünmez bir grup.

Onların yanında Sabataycılar apaçık bir cemaattir.

Evet, son hadiselerin içindeki Pakraduniler kimlerdir? Ne yapmak istiyorlar?

Bu memlekette ikili oynayanlar olduğunu biliyoruz… Pakraduniler ise üçlü oynuyor.

Dıştan Müslüman görünüyorlar… Bir alttaki ikinci kimlikleri Kripto Ermenilik… En alttaki Yahudilik…

Bendeniz bir Pakradunilik uzmanı mıyım? Hayır, bu konuda çok az şey biliyorum. Hiç bilmeyenlerin yanında biraz bilmenin ayrıcalığına sahibim.

Bu konuda ne istiyorum: Kafası çalışan Müslümanların bu konuyu bilmesini istiyorum.

En azından Türkiyede Pakradunilerin olduğunun, bazılarının mühim nüfuz ve tesire sahip olduğunun, önemli roller oynadıklarının bilinmesi…

Pakradunilerin 2500 yıllık tarihi ve macerası hakkında yabancı dillerde yazılmış birkaç araştırma kitabı var. Doğu Anadoluda bağımsız devletler bile kurmuşlar.

Sonra izleri silinmiş… Dıştan Ermeni görünürken bir kısmı Kürt ve Müslüman kimliğine bürünmüş. Kürtlükleri, Müslümanlıkları samimî midir?

Pakradunilerin, asıl Ermenilere çok işler ettiklerini duydum. Aynı işleri şimdi Kürtlere, Müslümanlara etmesinler.

Bu konuları araştırmak tarihçilere düşer. Sadece tarihçilere değil, istihbaratçılara…

Bendeniz bir gazeteci olarak konuyu gündeme getirebilirim ancak.

Soru: Acaba şu anda hayatta ve sahnede olan Pakradunilerin bir listesini veremez misin?

Cevap: Bu soruyu cevaplandırmak beni aşar.

Türk Tarih Kurumu, Pakrudunilerin hiç olmazsa eski tarihini kitaplaştırmalıdır.

Belli başlı, ünlü, etkili, zengin, nüfuzlu Pakraduniler kimlerdir? Bazısını bilsem bile yazmam doğru olmaz.

Bildiğim bir şey varsa, Pakradunileri bilmeden, tanımadan bugünkü çalkantıların içyüzünün, mahiyetinin anlaşılamayacağıdır. (1)

Yine Pakraduniler

Almanya’daki dostlarımdan Emir Kayyumoğlu Bey’den, Berlin Devlet Kütüphanesi’ndeki Pakrudunilerle ilgili kitapları incelemesini rica etmiştim. Birkaç not göndermek lütfunda bulundu. Onların birini aşağıda okuyacaksınız:

“Berlin Devlet Kütüphanesi’nde bulunan Pakrudunilerle ilgili kitapların bibliyografik künyelerini içeren bir dosya hazırlamaya çalıştım. Bulabildiğim eserlerin ekseriyeti Gürcü lisanındadır.

Yekûn olarak 22 eserin künyesi mevcut. Bu eserlerin kıymet ve fâidesini Gürcü dilini bilmediğim için takdir etmekten âcizim.

Lâkin aralarında 3 eseri içeren Ermenice bir kitap var ki, kütüphâne kataloğunda bu eserin Almanca’dan tercüme edildiği kayd edilmiş.

Eserin müellifi 1864 doğumlu Kafkasya tarihi, Ermeni lisanı, eski Türk kitâbeleri, Slav dilleri ve dinleri üzerinde çalışmaları bulunan Prof. Joseph Marquart nâmında bir Alman oryantalisttir. Katolik ilâhiyatı tahsilinden sonra Şarkiyat mezunu olmuş ve Şark Lisanları üzerinde derin uzmanlığa sahip olmuş. Bilhassa Ermenice ve Farsça üzerinde çalışmıştır. Neşrettiği eserlerden mühim bir mütehassıs olduğu âşikârdır.

Edebî Ermeniceyi pek iyi bildiğinden, bazı Ermeni aileleri, çocuklarını Ermeni lisan ve Edebiyatını öğrenmeleri için Marquart’in yanına, Berlin’e gönderirlermiş.

Bu zat, “Die Herkunft der Bagratiden” (Pakradunilerin Menşei), “Die Herkunft der georgischen Bagratiden” (Gürcü Pakradunilerin Menşei) ve “Die Geneologie der (armenischen) Bagratiden” (Pakradunilerin nesebi) nam risaleler/makaleler tahrir etmiş. Zikr ettiğim Ermenice eser bunların tercümelerinden ibârettir.

Joseph (Josef) Marquart’in kütübhânesinde vasatî 70 çeşit muhtelif şark lisan ve lehçelerinde eser mevcut imiş. Vefâtından sonra kütübhânesini ve evrâkını Vatikan satın almış. Neşrolunmamış eser ve makaleleri el’an Vatikan’da bulunuyormuş.

Pakradunilerin nesebi nam eseri “Caucasica” mecmuasında 1930 senesinde muhtemelen ikinci def’a neşr olunmuş. Daha evvel kitap olarak da intişar etmiş.

Bu eseri Alman Kütüphane kataloglarında henüz bulamadım. Yalnız Bern Üniversitesi kütübhânesi’nde bulunduğunu öğrendim.

“Die Herkunft der georgischen Bagratiden” nam 150 küsür sâhifelik eserini Prusya Krâliyet Akademisi’nin himmetiyle 1903 senesinde Leipzig’de yayınlanmış bir makale mecmuasında buldum.

Joseph Marquart’ın bu husustaki makalelerini ve istinsah edilmiş suretlerini toplamaya çalışacağım.

Ermenice nüshayı da temin etmeye gayret edeceğim. E. Kayyumoğlu”

Daha önce yazmıştım, 1933’te İstanbul’da Prof. Avram Galanti’nin Pakraduniler’le ilgili Fransızca küçük bir kitabı yayınlanmış, maalesef şu yirmi beş milyonluk mega şehrin kütüphanelerinde bu kitabın bir nüshasını bulmak mümkün değil.

Pakraduniler bugünkü Türkiye’nin çok önemli bilinmeyenlerindendir. Sabataycılar, Avdetiler, Selanik Dönmeleri az çok biliniyordu da Pakraduniler hemen hemen hiç bilinmiyor.

Pakraduniler’in önemi nereden geliyor. Onlar eskiden dıştan Ermeni görünen Yahudilermiş, şimdi Müslüman görünüyorlar. Rivayete göre Türkiye’nin kilit noktalarında birkaç Pakraduni varmış.

Mış diyorum, çünkü Türkiye’nin tarihçileri, ilim adamları bu konuyu araştırmamışlar, araştırmıyorlar

Pakradunilerin tarihi 2600 yıl öncesine gidiyor. Eski tarihleri o kadar önemli değil ama bugün şayet iddia edildiği gibi köşe başlarında, önemli noktalarda Pakraduni varsa, bunlar bilinmelidir.

Gizli cemaatler kendilerini araştıranlara hemen peşinen paranoyak damgasını vururlar. İki kimlikli gizli bir cemaati araştırmak niçin paranoya olsun?

Bilimsel metotlarla her konu incelenebilir, araştırılabilir.

Pakraduniler iki kimlikli değil, üç kimlikli bir gizli cemaat. Birinci gizli kimlikleri Yahudilik, ikinci gizli kimlikleri Ermenilik, üçüncü açık kimlikleri Müslümanlık.

Asr-ı Saadet’te Arabistan’da Yahudiler yaşıyordu. Bunlar Arap isimleri taşıyor, Arapça konuşuyor ama din olarak Museviliğe bağlıydılar. Peygamberimiz (Salât ve selam olsun ona) İslamiyet’i tebliğe başlayınca onu desteklemediler, düşmanlık yaptılar, müşriklerle birleştiler ve sonunda Arabistan’dan sürüldüler. Bunların bir kısmının bugün Türkiye hudutları içinde bulunan bir şehre göçtükleri iddia ediliyor.

İslam’dan önce Ermeniler tarafından esir alınıp, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya getirilen ve kısa zamanda Ermenilerin de üstüne çıkan

Yahudi-Ermeni camiasını daima göz önünde bulundurmak gerekir.

Türkiye’de devletin bir Tarih Turumu var. Çok büyük imkânlara sahip bu kurum niçin Pakraduniler hakkında mufassal, ilmî, tarihî bir kitap yayınlamamıştır?

Bendeniz bu konunun uzmanı değilim. Tek kimlikli Ermeniler’in Pakraduniler’i sevmediklerini duydum.

Sultan Abdülhamid zamanında patlak veren Ermeni isyanlarını bu Pakradunilerin çıkarttığı söyleniyor.

Emir Bey’in Almanya’dan gönderdiği kitap isimlerine göre Gürcistan’da da Pakraduniler varmış.

Türkiye’deki sayıları ne kadardır, hangi mevki ve makamlarda Pakraduni vardır? Bu soruları sormak, cevaplarını araştırmak herhalde ayıp ve suç değildir.

Denebilir ki, insanları dinî inançlarına ve gizli kimliklerine göre değerlendirmek doğru değildir.

Bendeniz bu kanaatte değilim. Bir insan hem Yahudi hem Müslüman… Hem Yahudi, hem Ermeni, hem Müslüman olamaz.

Ülkemizde yaşayan Musevi, Süryani, Gregoryen Ermeni, Katolik Ermeni ve başka gayrimüslim vatandaşlarımla alıp vereceğim yoktur. Lakin asıl kimliği Yahudi-Ermeni ama Müslüman postuna bürünmüş, işte bu normal değildir.

Pakradunilerin tek kimlikli Ermeniler’e çok işler ettiği söyleniyor. Sakın bize de onlara benzer işler etmesinler.

İslamî kesimde bir yığın üniversite var. Devlet kadar zengin vakıflar, cemaatler var. Kültür işlerine yatırım yapan holdingler, finans kurumları var. Bu müesseseler çok ciddi, çok kabiliyetli, çok haysiyetleri araştırıcıları vazifelendirsinler, Pakraduniliğin bilhassa bugünkü durumu hakkında ilmî eserler yazdırsınlar. Bu gibi araştırmalar destekle olur. Ehliyetli bir tarihçi bulunur, bu zat Ermenice öğrenir, İngilizceyi çok iyi bilir, Almanca da bilir. Önce Pakradunilikle ilgili bir bibliyografya ve kaynak çalışması yapar. Bu konuda şimdiye kadar ne gibi kitaplar yayınlanmış?.. Bununla da iş bitmez, yayınlanmamış kaynaklara, arşivlere inilmesi gerekir.

İşin başka bir tarafı daha var ki, benim cesaretim ona yetişmez. Bugünkü Türkiye’de güçlü, nüfuzlu, etkili, köşe başlarına geçmiş Pakraduni var mıdır, varsa kimlerdir? Bunların da tamamen ilmî metotlarla ve seviyeli bir üslupla araştırılması ve açıklanması gerekir.

Modern Türkiye’nin temel bilinmeyenleri üç beş değildir. Bu ülkenin en az on beş büyük bilinmeyeni vardır. Pakraduniler bunlardan biridir. Pakraduniliği ve Pakradunileri bilmeden bugünkü Türkiye’yi anlamak ve çözmek mümkün değildir.

Sabataycılar için de öyledir.

Otuz yıla yakın devam eden PKK terörü hakkında şimdiye kadar kitap, makale, rapor olarak çok şey yazıldı ama PKK’nın iç yüzü aydınlatılamadı. Pakradunileri, Kripto Yahudileri ve Kripto Hristiyanları bilmeden PKK anlaşılmaz ve çözülmez.

Yazık, çok yazık!.. Şu koskoca yetmiş beş milyonluk Türkiye yakın tarihinin realitelerini, ilmî ve tarihi açıdan inceleyemiyor.

Bir takım konvansiyonel mitler, yalanlar, efsaneler, düzmece tezler ve teoriler peşinde koşup duruyoruz…

1933’te İstanbul’da Profesör Abraham Galanté, Pakraduniler hakkında bir kitap bastırıyor ve şehrin hiçbir kütüphanesinde bir nüshası bile yok. (2)


Adana Hacin/Saimbeyli Manguryan ailesi 1897

Birçok isim tarihsel atıflar taşıyordu: Satenig (bir Ermeni prensesi), Dikran (Tigranes yerine ; Kralların Kralı, İÖ 95-55); Hayg (Hayasdan'ın Ermenistan'ın kurucusu) ; Pakrad (İS 8. ve 9 yüzyıllar arasında hüküm süren Pakraduni hanedanının kurucusu); Raffi (19. yüzyılda yaşamış ünlü bir yazar);

Birçok isim tarihsel atıflar taşıyordu: Satenig (bir Ermeni prensesi), Dikran (Tigranes yerine ; Kralların Kralı, İÖ 95-55); Hayg (Hayasdan'ın Ermenistan'ın kurucusu) ; Pakrad (İS 8. ve 9 yüzyıllar arasında hüküm süren Pakraduni hanedanının kurucusu); Raffi (19. yüzyılda yaşamış ünlü bir yazar); Parantzem (Kral Arşag'ın karısı); Zabel (13. yüzyılda yaşamış bir Ermeni prensesi); Aram (Kral Ara'nın babası); Ardaşes (Yunanlılara karşı isyan eden Ermeni kralı, İÖ 189); Aşod (bir Ermeni kralı); Dırtad (İS 301 yılında Hıristiyanlığı kabul eden Ermeni kralı); Hamazasp (Vartan'ın generallerinden biri) ; Antranig (ilk çocuğa konulan bir isim , General Antranig) ; Garo (Armen Garo); Sosi (Antranig'in karısı); Vartan (Hıristiyan Ermeni ulusunun Zerdüşt savaşçılara karşı savunan kişi).

Bazı isimler ise coğrafi adlardan geliyordu: Araksi (Aras Nehri); Masis (Ararat Dagı'na halk dilinde verilen isim); Ara (Ararat düzlüklerine ismini veren Ara Keğetsig); Ani (Eski Çağ Ermeni başkenti). Az sayıda olmakla birlikte ,toplumsal konumla ilişkili isimler de vardı.Bütün önemli konumlarda Müslümanlar bulunduğu için Ermenilerin Sultan, Hatun, ve Ağabap gibi bazı Türkçe isimlere rastlanması şaşırtıcı değildir; Takuhi (kraliçe), Arşag (bir Ermenistan karalı), Arad (özgür erkek için) ve Diran (yöneten kişi) ise bu tür isimlerdir. 

Elbette, ilerleyen yaşlarda, günlük hayat içerisinde kişiye bir sıfat yakıştırılabilir, bir lakap takılabilirdi.Bazı lakaplar yanlızca meslek belirtilirdi: keçeci Vartan, marangoz Arsan, tertzag (terzi) Aram, çağatsban (değirmenci) Krikor, hamamcı Levon, pastırmacı Kapriyel, çobanonts (çoban) Hrant, fırıncı Gaspar gibi...
Kimi lakaplarsa , birtakım istenmeyen özelliklere işaret ederdi: Topal Levon, mazod (kıllı) Maryam, şil (şaşı) Garo, gudı bagas (tahtasi eksik) Mardig, khul (sağır) Armen örneklerinde oldugu gibi, Eril isimler çeşitli eklerle dişilleştirilebilirdi: 

Örneğin 'uhi' eki ile Azad ismi Azaduhi'ye, Dikran ismi Dikranuhi'ye,Armen ismi Aramenuhi'ye, Berc Bercuhi'ye,Diran ismi Diranuhi'ye; anuş eki ile Hayg ismi Hayganuş'a dönüştürülürdü.

1914 Öncesi Ermeni Köy Hayatı Anlatılar ve Fotoğraflarla Susie Hoogasian Villa - Mary Kilbourne Matossian (3)


Dipnotlar
1-) Mehmed Şevket Eygi, Pakradunilerin Rolü Nedir ?, Milli Gazete, 25 Ocak 2014 Cumartesi
2-) Mehmed Şevket Eygi, Yine Pakraduniler, Milli Gazete, 27 Ocak 2013 Pazar
3-) http://www.aykiridogrular.com

 

AKSİYON DERİGİSİ’NDE PAKRADUNİLER İLE İLGİLİ 2006 YILINDA YAPILAN HABER

Asırlarca Ermeni toplumunu yöneten Yahudi asıllı ‘Pakraduniler’in hikâyesi günışığına çıkıyor…

Selanikli Sabetaycılar, İspanyol Maranolar ve İranlı Meşhedilerden sonra Ermeniler içinde de Yahudi orijinli bir unsurun 2 bin 700 yıldır varlığını sürdürdüğü ortaya çıktı. Pakraduniler (Bagratuni/Bagratids) adı verilen ve asırlarca Ermeni toplumunu yöneten cemaatin hikâyesi M.Ö 730 yılında başlıyor ve günümüze kadar uzanıyor. İddianın sahibi, araştırmacı-yazar Levon Panos Dabağyan. Yahudi asıllı Pakradunilerin M.S. 1045 yılına kadar Ermenileri “acımasızca” yönettiğini ifade ederken, iddialarına dayanak olarak dünyaca ünlü Yahudi tarihçilerinden Prof. Dr. Abraham Galante’yi gösteriyor. Galante, “Pakraduniler veya Bir Ermeni-Yahudi Tarikatı” adlı kitabında, “Pakraduniler, varlıklarını Juda İmparatorluğu’nun sonlarından (M.Ö. 7. yüzyıl), 20’nci yüzyıla dek sürdürmüş olan Ermeni-Yahudi karışımı bir kavimdir.” diyor.

Bizans’ın krallıklarına son verdiği Pakraduniler, Selçukluların hakimiyetine girdikten sonra yüzyılımıza kadar hayatiyetini cemaat içinde devam ettiriyor.

Hikâye milattan önce 730 yılında başlıyor. O tarihte, Ermeni Kralı Sannasar, Filistin’e yaptığı seferde İsrail Kralı Osee’yi öldürerek, 10 Yahudi kabilesini esir alır. Sonra onları Fırat’ın ötesine, Güney Ermenistan’a yerleştirir. M.Ö. 700’lerde, bu kez Babil Kralı Nabukadnezar, Mısır Kralı Necho ile Kudüs Kralı Yoachim’e karşı bir sefer açar. Söz konusu sefere, Doğu Ermenistan Kralı Hıraçya da büyük bir ordu ile katılır. Hıraçya’nın bu savaşta gösterdiği olağanüstü başarı, Nabukadnezar’ı fazlasıyla memnun eder ve esir aldığı 10 bin Yahudi’nin yarısını Kral Hıraçya’ya hediye eder. Bu esirler arasında İsrailoğulları’nın önemli şahsiyetlerinden Prens Şampat (Smbat/Shampat) da vardır. Şampat, kısa zamanda Hıraçya’nın takdirlerine mazhar olur. Devlet hizmetine alınıp, önemli mevkilere yükselir.

ESİRLİKTEN SOYLULUĞA

M.Ö. l5O’lerde soyunun Hz. Davud’a (as) dayandığını iddia eden ve adı “Pakarad Şampa” olan bir Yahudi, zamanın Ermenistan Kralı Vağarşak’a başvurarak saray hizmetine girebilme talebinde bulunur. Dikkat çekme ve kendini sevdirme açısından Prens Şampat’ı dahi gölgede bıraktığı kaydedilen Pakarad Şampa, Kral Vağarşak’ın en yakın bendeleri mevkiine erişir. Sonunda şaşırtıcı bir şekilde, Ermeni Kralları’na taç giydirme imtiyazı ile 10 bin süvariye komuta etme hakkını elde eder. M.Ö. 90-36’larda Ermeni krallarına Dikran II. (Büyük Dikran) İsrailoğullarına yönelik yeni bir sefer düzenler.

Bu sefer sırasında esir aldığı binlerce Yahudi’yi o da ülkesine götürür. Esirler arasından seçtiği “Aşod” adında bir asil Yahudi’yi özel hizmetine alır. Bu olaylar sonucunda Ermenistan’a yerleşen ve zamanla nüfusları hızla artan esir Yahudiler, sürgün yıllarının sembol ismi Prens Şampat’ın hatırasını kendilerine rehber edinerek, teşkilâtlanıp millî varlıklarını koruyabilme mücadelesine girişirler. Zamanla Ermenilerin yönetimini ele geçiren Pakraduniler M.S. 1045’e kadar Ermenistan’da saltanat sürmeyi başarır.

26 YÜZYILDIR YAHUDİLİKLERİ DEVAM EDİYOR

“Kripto Yahudilik”konusunda uzman olan Türkiyeli Yahudi Prof. Abraham Galante, “Les Pacradounis ou Une Secte Armeno-Juive/ Pakraduniler veya Bir Ermeni-Yahudi Tarikatı / Baskı: 1933, Fransızca İst.” adlı eserinde bu konuda hayli enteresan bilgiler veriyor: “Pakraduniler varlıklarını Juda İmparatorluğu’nun sonlarından (M.Ö. 7. yüzyıl), 20’inci yüzyıla kadar sürdürmüş olan Ermeni-Yahudi karışımı bir kavimdir. Eğin’de, ‘Erzurum-Sivas arasında’, Marmara Denizi’nin Avrupa yakasında ve İstanbul Hasköy’de yaşamış oldukları bilinen Pakraduniler, 26 yüzyıldır Yahudi yönlerini sürdürmekte gösterdikleri kararlılık nedeniyle Portekizli Marano’lar, Selanikli Dönmeler ve İranlı Meşhediler gibi Yahudi kökenli topluluklar arasında sayılabilirler.”

Dabağyan, Pakradunilerin kullandığı isimlerin Ermenilerden farklı olabildiğini söyleyerek; Ermeni tarihçi Gatoğigos Ğorenazi’den şu nakilde bulunuyor: “Simpat adını, ‘Pakraduniler’ oğullarına verirler. Bu isim İbranice’den geliyor ve aslı ‘Şampat’tır. Ermeniler arasında asırlarca pek revaç görmüş olan ‘Pakrat, Simpat, Aşot, Kakik, İsrael, Tavit’ gibi isimlerin Ermeni menşe’li olmadığı bariz şekilde meydana çıkmaktadır.”

Dabağyan, Bizanslı tarihçi Pavstos’un, 3. Asır’da bölgede iskan edilmiş ve kısmen Hıristiyan olmuş Yahudilerin miktarını 400 bin olarak verdiğini de kaydediyor.

NASSİ: DOMUZ ETİ YEMEZLER

Sabetaycılık, Ladino ve Kripto Yahudi cemaatleri konusunda uzman isimlerden araştırmacı-yazar Dr. Gad Nassi, Pakradunilerin 20. yüzyılın ilk yarısına kadar özel gelenekleriyle Sivas/Divriği ile Erzincan/Eğin (Yeni adı Kemaliye) arasındaki bölgede varlıklarını sürdürdüklerini belirtiyor. Nassi’ye göre cemaatin yayılımı, Arapkir, Kapadokya ve Kilikya/Çukurova‘ya kadar uzanıyor.

Nassi, Pakraduni soyundan gelenlerin fiziki görünüşlerinin Ermenilerden farklı olduğunu, kafa yapısı olarak Yahudiler gibi Dolikosefal olduklarını kaydediyor. Bir Yahudi-Ermeni’nin evinde vefat gerçekleştiğinde, evin içini tamamen değiştirdiklerini, evde asla su kullanmadıklarını, çünkü ölüm meleğinin kılıcındaki kanı bu suyla temizlediğine inandıklarını belirtiyor. 7 gün iş yapmayıp Yahudilerde olduğu gibi yas tuttuklarını da kaydediyor. Nassi, Pakradunilerin asla domuz eti yemediklerini, cumartesi günü çalışma yasağına uyduklarını, genelde cemaat içinden evlendiklerini ve soyadlarının da Yahudi kökenlerini anlatacak şekilde olduğunu ifade ediyor. Bunun da Ermeniler arasında “Yahudiliğin bir uzantısı” olarak değerlendirildiğini söylüyor. Nassi, Pakradunilerin, ticaret ve finans alanında çok becerikli olduklarını kaydederken, benzer bir grubun da geleneklerini koruyarak 19’uncu yüzyıla kadar Gürcistan’da Gürcüler içinde hayatiyetini devam ettirdiğini ifade ediyor.

RAFIZÎ ERMENİLER KİM?

Fransız Mareşali Horace Sebastiani, Türkiye Ermenileriyle ilgili 1814 tarihli raporunda Ermenileri normal Ermeniler ve “Rafiziyyun/Rafiziler” olarak ikiye ayırır. Dabağyan “Osmanlı İmparatorluğunda Şer Akımlar” kitabında bu raporu değerlendirirken, Fransızların Türkiye’deki etnik yapıya daha 1800’lü yılların başında bile ne kadar hâkim olduklarının anlaşıldığını ifade ederek şöyle tepki veriyor:

“Selçuklular devrinde, Alparslan’ın saflarına geçerek, Bizans’a karşı savaşan ve sonradan İslam dinini kabul eden Ermenilerin büyük bir kısmı, bilâhere ‘Alevi Mezhebi’ne geçmiş ve öyle kalmışlardır. (…) Demek ki, Mareşal Horace Sebastiani, Fransa’nın Türkiye üzerinde taşıdığı gizli emellerin tahakkuk sahasına aktarılacağı zaman, Osmanlı topraklarında yaşayan bilumum unsurlardan istifade edebilmek için Anadolu topraklarında yaşayanları da iyiden iyiye tetkik etmiş veya ettirmiş!”

Ermeni asıllı Türk vatandaşı yazar Torkom İstepanyan ise Pakradunilerle ilgili şu değerlendirmede bulunuyor: “Türk-Ermeni kardeşliğinin başlangıcı 11’inci yüzyıl ortalarına dayanır. 1064’te Pakraduni Ermeni Krallığına Bizanslılar tarafından son verilince, Bizans zulmüne dayanamayan Ermeniler Türklerin himayesine sığındılar. Bu devre onlar için huzur oldu. Vatanlarına sımsıkı bağlandılar. Türkler tarafından bunlardan’ bazılarına ‘Amiral’lik unvanı verildi. Böylece ilk Türk-Ermeni dostluğunun temeli atılmış oldu. Bu kardeşliğin en güzel kanıtı da bugün dünyanın dört bucağına serpilmiş olan Ermeni toplumunun günümüze dek varlığını sürdüren Türkçe kökenli soyadlarıdır. Örneğin, Romanya doğumlu olduğu halde dünya Ermenilerinin Ruhani Reisi Gatogigos Vazgen I’in soyadı ‘Balcıyan’dır.” (Sorun olan Ermeniler / Suat Akgül, Ali Güler, Türkar Yay. İst. 2003. s: 402)

“ERMENİ İSYANLARININ ARKASINDALAR!”

Yazar Levon Panos Dabağyan, Ermeni meselesinin can damarını teşkil eden “1. Zeytun İsyanı’nın” arkasında Fransa ve Vatikan’ın bulunduğunu, isyanın düzenleyicilerinin Pakraduniler olduğunu ileri sürüyor. Dabağyan, Zeytunluların kökeniyle ilgili olarak şöyle diyor: “Ani Beldesi’nin Bizanslılara geçmesinden ve Bizanslıların Ermeni katliamından sonra, Anadolu’nun muhtelif bölgelerine dağılan ‘Pakraduni Hanedanı’ mensupları Haçin ve Zeytun havalisine yerleşmişlerdi. Dolayısıyla (Fransa’nın gönderdiği Katolik Ermeni) maceracı Leon, Ermenileri isyana teşvik için gerçekten en münasip bölgeleri seçmiş demekti. Zira, Pakraduni Hanedanı, zaten birtakım entrikalara müsait ve gayri Ermeni bir unsur idi.”

Dabağyan 1862 ve 1895’te iki kez denenen isyanın Türkiye’ye sadık Gregoryan Ermenilerin destek vermemesi üzerine akámete uğradığını kaydediyor. Pakradunilerin de hâlâ var olduğunu belirtiyor: “Hâlâ varlar tabii; ama sayıları ne kadar, organizeler mi bilemem. Sanmıyorum. Ancak, bizde birine ‘Pakraduni!’ dedin mi, bu hakaret için kullanılırdı. Çocukken birine kızdığımızda, ‘Pakradunisin ulan sen!’ derdik. Onların ırklarından gelen bir zekâları, müztehzi bir bakışları, hesapçı, işini bilir bir yapıları vardır. Tarım ve zenaattan çok hep ticaretle, para/finans işleriyle uğraşmışlardır.”

Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

  • UYARI: T.C. kanunlarına uymayan, konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, inançlara saldıran, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Gündem
Mustafa Şentop'tan başkanlıkla ilgili önemli açıklama.
Türkiye
Şırnak'ta terör mağduru ailelere destek
Dünya
İran'ın resmi para birimi değişiyor.

Hava Durumu

Detaylı Hava Raporu