Yasin Börü davasının ilk celsesi tamamlandı

Yasin Börü davasının ilk celsesi tamamlandı


Yasin Börü ve 3 arkadaşının öldürülmesine ilişkin davanın ilk celsesi Ankara'da görüldü. Bir sanığın tahliye edildiği dava, 25 Kasım'a ertelendi.

Ayn El Arap (Kobani) bahanesiyle Diyarbakır'da 6-7 Ekim'de gerçekleştirilen izinsiz gösterilerde Yasin Börü, Ahmet Dakak, Riyat Güneş ve Hasan Gökguz'un öldürülmesine ilişkin, güvenlik gerekçesiyle Ankara'ya nakledilen davanın görülmesine Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesinde başlandı.

Ankara 10. ve Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemelerinin birleştirilen solonunda görülen duruşmaya tutuklu sanıklar Mecnun Akkoyun, Sedat Çoban, Ali Güler, Hasan Uyanık, Mahsun Kurt, Ahmet Tura, Uğur ve Ümit Doğanay, Abdurrahman Turan, Abdurrahim Pamuk, Abdurrahman ve Abdulvahap Turan, Hasan Aldemir, Cihan Yıldız, Burhan Dicle, Remzi Özşan, Mehmet Şah Yüce, Ali Karakurt, Rıdvan Baş, Mehmet Çağlar, Resul Savur, Erkan Balaban ve tutuksuz sanık Ahmet Biçici ile Yasin Börü, Ahmet Dakak, Riyat Güneş ve Hasan Gökguz'un yakınları ve taraf avukatları katıldı.

Tutuklu sanıklar Hasan Okçu ile Ahmet Tanrıverdi de duruşmayı bulundukları cezaevinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla izledi.

Mahkeme Başkanı Musa Yeşil, "Dava kamu güvenliği gerekçesiyle geldi. En ufak mahkemenin huzurunu bozacak davranış olduğunda kapalılık kararı veririm" uyarısında bulundu.

İzleyiciler, duruşma salonuna üzerileri arandıktan sonra alındı, salonda güvenliği jandarma sağladı.

Kimlik tespiti sırasında bazı sanıkların Kürtçe cevap vermesi üzerine Mahkeme Başkanı, gelecek duruşmalarda Kürtçe tercüman bulundurulacağını söyledi.

İddianamenin özetlenmesinin ardından sanıkların savunmalarının alınması bekleniyor.

Duruşmayı, HÜDA-PAR ile Uluslararası Af Örgütü temsilcilerinin aralarında bulunduğu çok sayıdaki sivil toplum kuruluşu temsilcisi ve avukat takip ediyor.

- İddianame

İddianamede Yusuf Er, Ahmet Dakak, Hasan Gökguz, Riyat Güneş ve Yasin Börü'nün, 7 Ekim 2014'te, Diyarbakır'da, PKK/KCK terör örgütü mensuplarınca, "DAEŞ üyesi oldukları" iddiasıyla saldırıya uğradığı belirtiliyor.

Maktuller ile olayda yaralanan Er'in, saldırı üzerine Bağlar semtindeki bir daireye sığındıkları, eylemi gerçekleştiren grubun binanın çevresini sardıkları ve binadaki bütün evlerin kapısını tek tek çalarak bu kişileri aramaya başladıkları aktarılan iddianamede, eylemcilerin, Er, Dakak, Gökguz, Güneş ve Börü'nün 5 numaralı dairede olduğunu anlamaları üzerine, bir şahsın mutfak balkonundan daireye girdiği ve içeridekilere silahla ateş etmeye başladığı kaydediliyor.

Silahlı şahsın kapıyı açarak, grubun diğer üyelerini de eve aldığı, eylemcilerin ikametgaha sığınanları linç ederek, ateşli ve delici silahlarla yaralayıp üçünü camdan aşağı attıkları, birini de sürükleyerek binadan dışarı çıkardıkları bildirilen iddianamede, aşağı atılan ve can çekişen maktullere yönelik sopa, taş ve tekmeyle saldırıya devam edildiği belirtiliyor.

Olayda Er dışındakilerin öldüğü vurgulanan iddianamede, ikametgahın tuvaletine sığınan ve bir süre fark edilmeyen Er'in daha sonra bulunduğu, darbedilerek ve kesici aletle yaralanarak tuvaletten çıkarıldığı ancak bu şahısların elinden kaçmayı başardığı, aldığı darbeler dolayısıyla 500 metre kadar gittikten sonra bayıldığı ve hastaneye götürüldüğü bilgisine yer veriliyor.

Yasin Börü'nün babası neler söyledi?

Diyarbakır'da 6-7 Ekim'de gerçekleştirilen izinsiz gösterilerde Yasin Börü, Ahmet Dakak, Riyat Güneş ve Hasan Gökguz'un öldürülmesine ilişkin davada, müşteki olarak dinlenen Börü'nün babası Fikri Börü, "Çocuklarımız 6-7 Ekim olaylarında Kurban Bayramı eti dağıtıyordu. 'Onlar IŞİD'li' diye bizim çocuklara saldırdılar. Çocuklarımızı evde dövüp, aşağı attılar, yakmaya kalktılar, yetmedi arabayla üzerilerinden geçtiler. Devlet kimin yaptığını daha iyi biliyor, şikayetçiyiz" dedi.

Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada savunmasını yapan tutuklu sanık Remzi Özşan iftirayla suçlandığını iddia ederek, "Biri satır, biri sopa kullandığımı söylüyor. Bu suçla hiçbir alakam yok. Bu eylemlere hiç katılmadım. Ben evimdeydim. Örgütle de alakam yok" ifadesini kullandı.

Özşan, ölenlerden birinin saatini çalmakla suçlandığının belirtilmesi üzerine, saatin abisine ait olduğunu ve inceleme sonucu bunun ortaya çıkabileceğini söyledi.

İzinsiz gösterilerde çekildiği ve kendisine ait olduğu savunulan fotoğrafın gösterilmesi üzerine Özşan, "Ben değilim, çocuk maymun gibi çocuktur. Kesinlikle bana ait değil. Çocuk zaten maymuna benziyor" diye konuştu.

Sanık Mehmet Şah Yüce, ölenlere Allah'tan rahmet diledi ve ailelerinin acılarını paylaştığını söyledi. Suçluların bulunmasını kendisinin de istediğini belirten Yüce, "Çünkü boş yere burada yargılanıyorum. Örgütle hiçbir bağım yok" ifadesini kullandı.

Sanık Ali Karakurt olaylar sırasında evinde bulunduğunu iddia etti. Sanıklardan Mehmet Çağlar, "Benim olayla, örgütle, terörle bağlantım yok. Olsaydı, askere almaz, silah zimmetlemezlerdi. Yalandır, iftiradır" dedi.

Sanık Resul Savur, olay tarihinde İstanbul Bakırköy'de TOKİ inşaatında çalıştığını kaydetti.

Kürtçe tercüman aracılığıyla savunmalar

Sanıklardan Uğur Doğanay, Abdurrahim Pamuk, Ümit Doğanay, Hasan Uyanık ve Ahmet Taylan Kürtçe tercüman aracılığıyla savunmalarını yaptı.

Uğur Doğanay, ölenlere başsağlığı diledi. Sorular üzerine eylemlere katılmadığını, maktullerin öldürüldüğü evin etrafında bulunmadığını ileri süren Doğanay, "Eve girerek, silahla ateş etmekle suçlandığının" hatırlatılması üzerine, "Benim silahım yok ki?" cevabını verdi.

Terör örgütüyle bağlantısı olmadığını savunan Doğanay, "Dağda kalmışlığın, PKK ile irtibatın var mı?" sorusuna, "Hepsi yalandır, hiçbirini kabul etmiyorum" yanıtını verdi.

Eylemlere katılarak, maktullerin ölümüne neden olan grubu yönlendirmekle suçlanan Pamuk, suçlamaları reddetti, saldırganların içinde bulunmadığını ileri sürdü.

Sanık Ümit Doğanay ve Ahmet Taylan eylemlere katılmadıklarını kaydettiler.

Taylan, "Siyasetle alakam yok. Ölenler için üzgünüm" dedi.

Müşteki avukatlarından Murat Sadak'ın, "10 ay önce benden daha iyi Türkçe konuşurken, bugün Kürtçe konuşmanız, Türkçeyi unuttuğunuzdan mı, yoksa örgütsel talimat mı aldınız?" sorusuna Taylan, "Siyasetle alakam yok. Kürtçe anadalim. Türkçeyi çok iyi bilmiyorum" diye konuştu.

Sanık Uyanık, olaylar sırasında bir arkadaşının babasına ait kahveye gittiğini, içeri girdikten sonra kepengin kapatıldığını anlattı ve bulunduğu yerlerin etrafındaki MOBESE kayıtlarından bunun görülebileceğini ifade etti.

Tutuksuz sanık Ahmet Biçici, Diyarbakır'da öğrenci olduğunu, 4 Ekim'den önce de bayram tatili nedeniyle memleketi Muş'a gittiğini belirtti.

Biçici, "7 Ekim'de saat 11.30'a Muş otogarından bilet aldım. Diyarbakır-Muş arası 4-5 saat. Geldiğimde de evimdeydim. 5 yıldır Diyarbakır'dayım, o mahalleye bir kere adımımı atmadım. Bu eylemlere katılmadım. Bu davada şüpheli olmak benim için büyük hakarettir" diye konuştu.

Diyarbakır'dan sesli ve görüntülü sistemle ifadesi alınan Hasan Okçu, evine zorla girildiğini, evinin dışında bulunan grupla birlikte hareket etmediğini ileri sürdü.

Okçu, "Evde beni ve eşimi, çocuklarımı rehin aldılar. 'Kimseyi tanımıyorum' dedim. Binanın altındaki kahveci Mehmet Sel'i arayarak eve kimsenin girmemesini söyledim. Sonra Hatay'da olan babamı aradım. Polisi arayarak yardımcı olsun diye. Yeğeni polistir" ifadesini kullandı.

Mahkeme Başkanı Musa Yeşil'in, "Seni rehin aldılar da nasıl aradın?" sorusuna Okçu, "Eşim aradı" dedi.

Okçu'nun "Birileri içeri girip boğazına bıçak dayıyor. Siz olsanız ne yapardınız" sözleri üzerine Yeşil, "Burada soruları biz soruyoruz" karşılığını verdi.

Sanık avukatlarının, "Maktullerin babasıyla bir görüşmen oldu mu? sorusuna Okçu, "Evet, Hasan'ın babasına adres verdim. Bana telefonu onlar verdi, 'şu kişiyle konuş' diye. Adresi tarif etmem için" ifadesini kullandı.

Sanıklardan Hüseyin Okçu, savunmasında olaylar sırasında Hatay'ın Erzin ilçesine gelin almaya gittiğini, Diyarbakır'da bulunmadığını ileri sürdü.

Okçu, "O gece Diyarbakır'a giriş yapamadık. Köyde kaldık, sabah saat 10 gibi Diyarbakır'a giriş yaptık. Polise, savcılığa giden benim. İki gün mücadele ettim. Zorla polisleri yalvararak getirdim, rapor aldım. Uzaktan yakından kesinlikle ilgim yok. Benim telefonum gözüküyor. Nereden sinyal verdiği araştırılması gerekiyor" ifadesini kullandı.

Yeşil'in, "Siz gelin almaya gittik diyorsunuz ama orada, Erzin'de bir tek fotoğraf kareniz yok neden?" sorusuna Okçu, "Evet doğrudur. 4-5 kişi gittik gelini getirip oradan Lice'ye gidecektik. Orada düğün yapacaktık. Birisi dese 'çocukların öldü' ben nasıl orada fotoğraf çektireyim" cevabını verdi.

Okçu, Yeşil'in, "Ama bırakmamışsınız gelini getirmişsiniz" sözü üzerine "Evet getirdik ama kına falan yakmadık. Gelin, ablası anası birlikte geldiler" dedi.

Sanık Burhan Dicle de savunmasında o tarihte hastanede psikolojik tedavi gördüğünü, raporu bulunduğunu, olaylarla ilgisinin bulunmadığını iddia etti.

Yeşil'in "Sürekli sen psikiyatri servisinde miydin, dışarıya çıkıp girebiliyor muydun?" sorusuna Dicle, "Yok kapalıydı cezaevi gibi. Doktor ne zaman tahliye ederse o zaman çıkılabiliyor. Bir şey görmedim" dedi.

"Demirtaş ve Kışanak'tan şikayetçiyim"

Müştekilerden Fikri Börü, öldürülen Yasin Börü'nin babası olduğunu belirterek, "Çocuklarımız 6-7 Ekim olaylarında Kurban Bayramı eti dağıtıyordu. 'Onlar IŞİD'li' diye bizim çocuklara saldırdılar. Çocuklarımızı evde dövüp, aşağı attılar, yakmaya kalktılar, yetmedi arabayla üzerilerinden geçtiler. Devlet kimin yaptığını daha iyi biliyor, şikayetçiyiz. Kim çocuğumu o hale sokmuş ise. Özellikle HDP yetkililerinden Selahaddin Demirtaş, Gülten Kışanak'tan şikayetçiyim. Onlar karar alarak çocukları sokağa döktüler. Sizin de çocuğuz var? Ben çocuğumu iki gün aradım. Morgda ayağında bir ben vardı oradan tanıdım. İyi bir adalet istiyorum. Şikayetçiyim" diye konuştu.

Maktullerden Hasan Gökguz'un babası Mehmet Gökguz, sanıkların tamamından şikayetçi olduğunu ifade ederek, şöyle konuştu:

"Hepsinden şikayetçiyim. Olay saat 06.00'da oldu. Oğlum bana telefon açtı. Uğur 5 sene dağda kalmış. Oğluma sıkan kendisidir. Zübeyde Zümrüt, Gültan Kışanak, Selahattin Demirtaş'tan davacıyım, kim suçluysa, azmettiriciyse. Onlar sokağa çıkın demeseydi, bu olaylar olmazdı. Şimdi niye çıkmıyorlar? İki yetim benim boynumdadır. Ben 60 yaşında bir adamım. Bu yetimlere nasıl bakacağım?"

Müştekilerden Nihat Güneş, olaylarda hayatını kaybeden Riyat Güneş'in kardeşi olduğunu belirterek, "Aklım almıyor, ne yaptık da bu kadar vahşeti yaptılar? HDP yöneticilerinden şikayetçi olduk. Ama hiçbirinin ismi zikredilmemiş. Şikayetçiyim. Diyarbakır'da hiç bir esnaf dükkan açmazken bunlar dışarı çıkıp esnaftan alışveriş yapıyor, ekmek, sigara alıyor" ifadesini kullandı.

Maktullerden Ahmet Dakak'ın babası Öztekin Dakak, şöyle konuştu:

"Komşunun etini dağıtmak için çıktılar. Benim çocuğum belki onların ailesine götürüyordu eti. Bunlar çocuklarımızın elinden eti aldılar, öldürdüler. Bunlar planlı şekilde. Ben, ekmek bulamadım. Aç kalarak çocuğumun cesedini görmeye gittim. Her gün televizyondan o kılıcı kaldırarak vuranları izledim. O kılıcın kalktığı indiği anı unutamıyorum. Bir sırtlan, aslan avını boğar, sonra parçalar. Erkekseler 'ben yaptım' derler. Şikayetçiyim. HDP'li yöneticilerinden şikayetçiyim Selahaddin Demirtaş ile Gülten Kışanak'tan şikayetçiyim."

Avukat Mehmet Sarı, "Azmettiren eş başkanlar, yöneticileri, gençlik örgütlenmesi hakkında mahkemeden suç duyurusunda bulunmasını istiyoruz" dedi.

Müşteki avukatlarından Şeyma Dövücü, olayın, sadece 4-5 çocuğun öldürülmesi olarak değerlendirilemeyeceğini ifade ederek, şunları kaydetti:

"Tarih, 6-7 Ekim olaylarını, Çözüm Süreci'nin koparıldığı bir gün olarak yazacaktır. Olayın, insanlığa karşı suç kapsamında değerlendirilmesini talep ediyoruz. Olayı kışkırtanların, azmettirenlerin de olaya dahil edilmesini, hatta olay esnasında müdahale etmeyen Emniyet güçlerinin neden müdahil olmadıklarının araştırılmasını istiyoruz. Özellikle paralel yapının da bu konuda onlara destek olduğunu düşünüyoruz."

Avukat Mehmet Karadağ, HDP'liler ve HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş hakkında soruşturma yapılmasını istedi.

Avukat Murat Sadak, emniyetin olayda ciddi anlamda ihmali olduğunu savunarak, "Bilerek, kasten, suçu görmezden gelmişlerdir. Dört insanın katledilmesinden Emniyet ve Diyarbakır Valiliği de sorumludur" diye konuştu.

Sadak, MİT ve emniyete müzekkere yazılarak, olaylar öncesindeki istihbarat değerlendirilmelerinin, HDP'den ise olaylar öncesinde ve devamında MYK'da alınan karar örneklerinin istenmesini talep etti.

Bazı müşteki avukatları, HDP yetkilileri hakkında suç duyurusunda bulunulmasını istedi.

Cumhuriyet savcısı, sanıkların olay günü başkaları ve birbiriyle yaptıkları görüşmelere ilişkin HTS kayıtlarının istenerek, Jandarma Kriminal Laboratuvarına gönderilmesini talep etti.

Olaya ilişkin dosyadaki görüntülerin kriminal incelemeye gönderilmesini ve bir dahaki celse gizli tanıkların dinlenmesini isteyen savcı, "olayın azmettiricisi siyasetçiler hakkında ek iddianame tanzim edilmesi talebini, mevcut kanunda ek iddianame konusunun düzenlenmediği ve bu konuda soruşturma yapma yetkisi Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığında olduğu" gerekçeleriyle reddi talebinde bulundu.

4 tutuklu sanığın tahliyesi istendi

Bazı tutuksuz sanıkların tutuklanması taleplerinin reddini isteyen savcı, tutuklu sanıklar Sedat Çoban, Abdulvahap Turan, Rıdvan Baş ve Burhan Dicle'nin, adli kontrol şartıyla tahliyelerini istedi.

Yasin Börü davasının ilk celsesi tamamlandı

Diyarbakır'da 6-7 Ekim'de gerçekleştirilen izinsiz gösterilerde Yasin Börü, Ahmet Dakak, Riyat Güneş ve Hasan Gökguz'un öldürülmesine ilişkin 22'si tutuklu 34 sanığın yargılandığı davada, bir sanığın tahliyesine karar verilirken duruşma 25 Kasım 2015 tarihine ertelendi.

Davanın, güvenlik gerekçesiyle nakledildiği Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesindeki ilk celsesi tamamlandı.

Tutuklu sanıkların avukatlarının, müvekkillerinin tahliyelerine yönelik beyanları dinlendikten sonra, mahkeme heyeti ara kararlar için baş başa müzakereye çekildi.

Ardından Mahkeme Başkanı Musa Yeşil, ara kararları açıkladı.

Buna göre, müdahillik talepleri kabul edilirken, bazı sanıkların cep telefonu sinyal ve görüşmelerine ilişkin HTS kayıtlarının istenmesi kararlaştırdı.

Dosyadaki görüntü kayıtlarının netleştirilmesi, sanıkların fotoğraflarının çekilmesi ve fotoğraflar ile görüntülerin bilirkişiye verilerek, rapor alınmasını kararlaştıran heyet, yakalamalı sanıklar hakkındaki yakalama emirlerinin infazının beklenmesine karar verdi.

Tutuklu sanıklardan Burhan Dicle'yi tahliye eden heyet, diğer tutukluların bu durumlarının devamına hükmederek, duruşmayı 25 Kasım 2015 tarihine erteledi.

Müşteki avukatlarından Murat Sadak, duruşmanın ardından gazetecilere davanın geldiği aşama hakkında bilgi verdi.

Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

  • UYARI: T.C. kanunlarına uymayan, konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, inançlara saldıran, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Gündem
Karadenizli esnaf Türk lirasına sahip çıkıyor
Türkiye
Ek iş olarak başladılar, 20 tonluk üretime ulaştılar
Dünya
Haydi Müslümanlar, şimdi !!!

Hava Durumu

Detaylı Hava Raporu